"Newton’dan Einstein’a kadar evrenin fiziksel sabitleri, zamanın ve uzayın ötesinde kutsal birer değişmez olarak kabul edildi; ancak modern kozmoloji, bu yasaların evrenin uzak köşelerinde farklı notalarla çalınan bir senfoni olabileceğini fısıldıyor." Bilimsel düşüncenin temelinde "evrensellik" ilkesi yatar. Bugün laboratuvarda ölçtüğümüz ışık hızının, yerçekimi sabitinin veya elektronun yükünün, evrenin en uzak galaksisinde ve milyarlarca yıl önce de aynı olduğunu varsayarız. Bu varsayım, modern fiziğin tüm denklemlerinin üzerine inşa edildiği bir temel taştır. Ancak son yıllarda yapılan hassas ölçümler ve teorik fizik çalışmaları, "evrensel sabitlerin" aslında o kadar da sabit olmayabileceğine dair kışkırtıcı kanıtlar sunuyor. Eğer fizik yasaları zaman içinde değişiyorsa veya uzayın farklı bölgelerinde farklı değerler alıyorsa, evren anlayışımızı baştan aşağı revize etmemiz gerekecek demektir. Bu tartışmanın merkezinde, fizik dünyasının en büyük gizemlerinden biri olan "İnce Yapı Sabiti" yer almaktadır. Bu sayı, elektromanyetik kuvvetin şiddetini belirler ve atomların birbirine nasıl tutunacağını tayin eder. Ünlü fizikçi ve Nobel ödüllü Richard Feynman, bu sabitin gizemi hakkında şu çarpıcı ifadeleri kullanmıştır: "Bu, fiziğin en büyük gizemlerinden biridir: İnsanoğlunun hiçbir şekilde anlamlandıramadığı sihirli bir sayı. Bu sayı yaklaşık 1/137’dir. Tüm iyi teorik fizikçiler bu sayıyı duvarlarına asar ve onun üzerine kafa yorarlar. Belki de 'Tanrı'nın eli' bu sayıyı yazmıştır ve biz kalemi nasıl tuttuğunu bilmiyoruz." Eğer bu "sihirli sayı" evrenin her yerinde aynı değilse, bu durum kimyasal reaksiyonlardan yıldızların iç yapısına kadar her şeyi kökten değiştirir.
KOZMİK BİR SENFONİNİN DEĞİŞEN NOTALARI "Evrensel yasalar mutlak birer kural mı, yoksa evrenin genişlemesiyle birlikte yavaşça evrimleşen yerel alışkanlıklar mı?" Fizik yasalarının değişebileceği fikri aslında yeni değildir. 20. yüzyılın en büyük dehalarından biri olan Paul Dirac, 1930’larda **"Büyük Sayılar Hipotezi"**ni ortaya attığında, yerçekimi sabitinin evren yaşlandıkça zayıflıyor olabileceğini öne sürmüştü. Dirac, evrenin genişlemesiyle fiziksel sabitlerin değerleri arasında matematiksel bir bağ kurarak şöyle demişti: "Doğanın temel sabitleri olarak adlandırdığımız değerler, aslında evrenin o anki kozmolojik durumuyla bağlantılı olabilir. Eğer evren sürekli genişliyorsa ve evrimleşiyorsa, bu sabitlerin de zamanın bir fonksiyonu olarak değişmesi mantıksal bir zorunluluktur. Bugün sabit gördüğümüz şey, aslında çok yavaş akan bir nehrin durgun görünmesinden ibarettir." Bu cesur iddia, o dönemde ana akım fizik tarafından reddedilse de, günümüzde kuasar gözlemleriyle yeniden canlanmıştır. Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi’nden astrofizikçi John Webb, milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki kuasarlardan gelen ışığı analiz ederek, ince yapı sabitinin evrenin bir yönünde diğerinden farklı olduğunu iddia eden veriler elde etti. Webb’in bu çalışması, evrenin "anizotropik" (yöne bağlı olarak değişen) bir yapıya sahip olabileceğini gösteriyor. Webb, bulgularını şu sözlerle savunuyor: "Elde ettiğimiz veriler, evrenin bir bölgesinde fiziğin 'farklı' işliyor olabileceğine dair ciddi ipuçları veriyor. Eğer bu doğrulanırsa, Einstein’ın 'Eşdeğerlik İlkesi'ni ve evrenin her yönde aynı olduğu varsayımını (Kozmolojik İlke) terk etmek zorunda kalabiliriz. Bu, sadece fiziği değil, gerçeklik algımızı da değiştirecek bir devrimdir." Fizik yasalarının değişebilirliği, sadece makro evrende değil, kuantum seviyesinde de derin tartışmalara yol açıyor. Günümüzün en önemli fizikçilerinden biri olan ve kuantum optiği konusundaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Mete Atatüre, bilimin bu değişken doğaya karşı takınması gereken tavrı şu şekilde özetler: "Bilim, değişmez doğrular manzumesi değil, sürekli rafine edilen bir yanlışlama sürecidir. Eğer bir gün kütleçekiminin veya ışık hızının milyarlarca yıl önce farklı olduğunu kesin olarak kanıtlarsak, bu fiziğin çöktüğü anlamına gelmez; aksine, daha kapsayıcı ve daha derin bir 'Süper Fizik' yasasına ulaştığımız anlamına gelir. Doğanın gerçek derinliği, onun bizim basit sabitlerimize sığmamasında gizlidir." Peki, fizik yasaları neden değişiyor olabilir? Bazı teorisyenlere göre, bizim gözlemlediğimiz yasalar, aslında daha yüksek boyutlu bir evrenin (Sicim Teorisi gibi) bizim üç boyutlu uzayımıza düşen izdüşümleridir. Eğer o yüksek boyutlardaki geometrik yapı değişirse, bizim dünyamızdaki fizik yasaları da "sabitlenmiş" gibi görünse de aslında yavaşça kayıyor olabilir. Bu da bizi "Çoklu Evrenler" (Multiverse) teorisine götürür: Belki de her evrenin kendine has, farklı fizik yasaları ve sabitleri vardır ve biz sadece yaşamın mümkün olduğu "ayarlı" bir setin içinde varlığımızı sürdürüyoruz. Sonuç olarak, 21. yüzyıl fiziği bize mütevazı olmayı öğretiyor. Bir zamanlar "ezeli ve ebedi" sandığımız yasalar, belki de evrenin devasa ömrü içinde küçük dalgalanmalar gösteren geçici durumlardır. Eğer fizik yasaları gerçekten değişiyorsa, bu durum evrenin bir sonu olduğu gibi, bir "evrimi" olduğunu da kanıtlar. Genç bilim insanları için bu, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız bir kıtadır. Belki de gelecekte, Newton'un elmasının neden düştüğünü değil, o elmanın düştüğü "yerçekimi kuralının" bin yıl sonra neden farklılaştığını tartışacağız. Doğa, sırlarını bizden saklamıyor; sadece doğru soruları sormamızı ve yeterince hassas ölçümler yapmamızı bekliyor. Ve o soruların cevabı, belki de "sabit" sandığımız rakamların arasındaki o görünmez boşluklarda gizlidir.