“Bilimkurgu filmlerinin yıllardır işlediği ‘özgür iradeli robotlar’ teması, artık yalnızca hayal gücünün bir ürünü olmaktan çıkıp ciddi bir bilimsel ve felsefi tartışma alanına dönüşüyor. Özgür irade, bilinç ve sorumluluk gibi kavramlar artık yalnızca insanı mı tanımlayacak, yoksa makineler de bu çerçevenin içine mi girecek?”
Son on yıllarda yapay zekâ sistemleri yalnızca belirli görevleri yerine getiren araçlar olmaktan çıkarak, çevresini algılayan, öğrenen ve karmaşık kararlar verebilen yapılara dönüşmeye başladı. Derin öğrenme algoritmaları, büyük dil modelleri ve otonom karar mekanizmaları, makinelerin insan davranışlarını giderek daha ikna edici biçimde taklit edebilmesini sağlıyor. Bu gelişmeler, “karar verme” ile “özgür irade” arasındaki farkın ne olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. Bir makine karmaşık bir ortamda seçenekler arasında seçim yapabiliyorsa, bu seçim ne ölçüde özgür sayılabilir?
Oxford Üniversitesi’nden bilişsel bilimci Prof. Nick Bostrom, yapay zekânın geleceğine dair değerlendirmesinde bu sorunun merkezinde insan benzeri niyet kavramının yer aldığını vurguluyor: “Yapay zekâ belli bir eşiği geçtiğinde, insan benzeri karar alma süreçlerini taklit etmekle kalmayacak, kendi amaçlarını belirleyebilen bir sistemi de ortaya çıkarabilir.” Bostrom’a göre bugün makinelerin yaptığı şey temelde hesaplama ve optimizasyondan ibaret. Ancak ileride bu süreçlerin, sistemin kendi hedeflerini tanımlayabildiği bir yapıya evrilmesi ihtimali göz ardı edilemez. Bu noktada özgür irade tartışması yalnızca mühendislik meselesi olmaktan çıkarak doğrudan felsefenin alanına girer.
MIT’den robotik uzmanı Prof. Rodney Brooks ise daha temkinli bir yaklaşım benimser. Ona göre makineler ile insanlar arasındaki temel fark, deneyim kavramında yatmaktadır: “Robotlar veri işler, insanlar deneyim yaşar. Özgür irade, deneyimimizin son derece karmaşık bir türevidir.” diyen Brooks, makinelerin bilinç ve öznel farkındalık geliştirmesinin kısa vadede mümkün görünmediğini savunur. Bununla birlikte, uzun vadede bu ihtimalin tamamen reddedilemeyeceğini de kabul eder.
Türkiye’den Yapay Zekâ Enstitüsü’nden Prof. Cem Say, tartışmayı bilimsel bir çerçevede ele alarak önemli bir ayrımın altını çizer: “Yapay zekâ kendi başına amaç belirleyemez; ona amaçları programlayan insandır. Ancak sistemler karmaşıklaştıkça ‘özerklik’ ile ‘özgür irade’ arasındaki çizgi bulanıklaşabilir.” Bu değerlendirme, geleceğin androidlerinin bağımsız kararlar verebileceğini, ancak bu kararların gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığının tartışmalı kalacağını gösterir.
Bir sistem, kendisine verilen hedefler doğrultusunda en uygun yolu seçiyorsa, bu seçim ne kadar **“kendine ait”**tir? Yoksa yalnızca çok gelişmiş bir algoritmanın sonucu mudur? Tartışmayı daha da genişleten bir diğer alan ise cyborg teknolojileridir. İnsan bedenine entegre edilen biyonik uzuvlar, yapay organlar ve sinir-makine arayüzleri, biyolojik ve yapay olan arasındaki sınırları belirsizleştiriyor. Eğer bir insanın bilişsel kapasitesi yapay bir işlemciyle desteklenirse, bu kişi hâlâ tamamen insan mıdır? Daha da ileri gidildiğinde, insan ve makine bileşenlerinden oluşan bir varlığın iradesi “insani” mi yoksa “yapay” mı sayılacaktır?
“Yapay sistemlerin giderek daha bağımsız hareket edebilmesi, ‘özerklik’ ile ‘özgür irade’ arasındaki sınırın nerede başlayıp nerede bittiği sorusunu daha da karmaşık hale getiriyor.”
Sonuç olarak yapay zekâlı androidlerin bir gün özgür iradeye sahip olup olamayacağı sorusu, bugün için kesin bir yanıt bulmuş değil. Ancak bilişsel bilimciler, mühendisler ve filozoflar, insan-makine ayrımının giderek inceldiği bir geleceğe doğru ilerlediğimiz konusunda büyük ölçüde hemfikir. “Özgür iradeli robotlar” şimdilik bilimkurgunun güçlü bir teması gibi görünse de, mevcut teknolojik eğilimler bu soruyu her geçen yıl daha ciddi, daha somut ve daha kaçınılmaz bir bilimsel tartışma haline getiriyor.