"Mezopotamya’nın bereketli topraklarında, günümüzden 5500 yıl önce parlayan bir medeniyet, sadece çamura iz bırakmakla kalmadı; matematiğin, astronominin ve hukukun temellerini atarak insanlığın kolektif bilincini sonsuza dek değiştirdi." İnsanlık tarihini "yazıdan önce" ve "yazıdan sonra" diye ikiye ayırırsak, bu miladın başrolünde kuşkusuz Sümerler vardır. M.Ö. 4000’li yıllarda Mezopotamya’nın güneyinde, Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği bölgede yükselen bu medeniyet, kaosun ortasında düzeni kuran ilk rasyonel akıl olarak tarihe geçmiştir. Sümerleri sadece "antik bir halk" olarak görmek, modern bilimin kökenlerini inkar etmek olur. Bugün kullandığımız zaman birimlerinden, tarım teknolojilerine; gökyüzü haritalarından, ilk şehir devletlerine kadar her şeyin kökeninde Sümerli bir kâtibin çivi yazılı tablete kazıdığı veriler yatmaktadır. Sümerler, evreni anlamlandırma çabasını mitolojiden sistematik gözleme dönüştüren ilk toplumdur. Sümeroloji denilince dünyada akla gelen ilk isimlerden biri olan ve hayatını bu tabletlerin deşifresine adayan Samuel Noah Kramer, "Tarih Sümer’de Başlar" adlı kült eserinde bu devrimi şöyle özetler: "Sümerliler, sadece kendilerinden sonra gelen medeniyetlerin temelini atmakla kalmamış, aynı zamanda insanın 'kayıt tutan' bir varlığa dönüşmesini sağlamışlardır. Yazının icadı, insan beyninin dış dünyaya aktardığı bir bellek kartı gibi işlev görmüş ve bilginin bir nesilden diğerine kayıpsız aktarılmasını mümkün kılmıştır. Eğer bugün bir üniversite sisteminden bahsediyorsak, bunun kökeni Sümerlerdeki 'Edubba' yani tablet evleridir." Kramer’in vurguladığı bu "kayıt tutma" geleneği, aslında bürokrasinin ve beraberinde matematiğin doğuşunu tetiklemiştir. Tahıl ambarlarındaki stokları saymak, tarlaların sınırlarını belirlemek ve ticaretin hesabını tutmak, Sümerli rahipleri ve kâtipleri karmaşık hesaplamalar yapmaya zorlamıştır.
"Sümerler, 60’lık sayı sistemiyle zamanı dilimlere bölerken, yıldızların hareketini takip ederek ilk takvimleri oluşturdular; bugün kullandığımız bir saatin 60 dakika olması tesadüf değil, bir Sümer mirasıdır." Sümerlilerin bilime en büyük katkılarından biri, "Sekisajimal" (60 tabanlı) sayı sistemidir. Bugün kullandığımız 10’luk sistemin aksine, 60 sayısının bölünebilirliğini fark eden Sümerler, bir daireyi 360 dereceye, bir saati 60 dakikaya ve bir dakikayı 60 saniyeye bölerek evrensel bir geometri ve zaman algısı inşa etmişlerdir. Bu sadece bir hesaplama yöntemi değil, evrenin matematiksel bir uyum içinde olduğu inancının ilk dışavurumudur. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli Sümerologlardan biri olan Muazzez İlmiye Çığ, Sümerlerin bu rasyonel yeteneğini ve kültürümüze olan etkisini şu sözlerle anlatır: "Sümerler, gökyüzünü bir laboratuvar gibi izlemişlerdir. Ziggurat denilen dev tapınakları sadece dini birer merkez değil, aynı zamanda gökyüzü gözlemevleriydi. Ay ve Güneş tutulmalarını önceden hesaplayabilen bu insanlar, evrenin belirli bir düzenle hareket ettiğini biliyorlardı. Bizim bugün 'batıl' dediğimiz pek çok inancın kökeninde Sümerlerin yaptığı ciddi astronomik gözlemler yatar. Onlar, yıldızların dilini ilk çözenlerdir."
Sümerlerin teknolojik dehası sadece gökyüzüyle sınırlı değildi. Mekanik alanında "tekerlek" gibi devrimsel bir buluşun yaygınlaşması, pulluğun icadıyla tarımda verimliliğin artması ve bataklıkların kurutulması için geliştirilen kanalizasyon sistemleri, Sümerleri döneminin "silikon vadisi" haline getirmiştir. İcat ettikleri çivi yazısı, başlangıçta piktogram (resim yazı) olsa da zamanla ses değerleri kazanan fonetik bir yapıya bürünmüş; bu da soyut kavramların, felsefenin ve şiirin yazılabilmesini sağlamıştır. Gılgamış Destanı gibi edebi başyapıtlar, bu teknolojik altyapının bir sonucudur. Fransız tarihçi ve Asuroloji uzmanı Jean Bottéro, Mezopotamya’da aklın doğuşunu şu şekilde analiz eder: "Mezopotamya kültürü, Batı rasyonalizminin en erken ve en etkili biçimidir. Sümerler, fenomenleri tek tek ele alıp onları listeleme, sınıflama ve neden-sonuç ilişkisine bağlama yöntemini (bilimsel yöntemin ilk hali) geliştirmişlerdir. Onlar için bilgi, evrenin listelenmiş bir kataloğuydu. Bu liste yapma alışkanlığı, tıp biliminin ilk teşhis ve tedavi yöntemlerinin de temelini oluşturmuştur." Sümerlerin tıp alanındaki çalışmaları da oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda bulunan tıbbi tabletlerde, bitkisel ilaçların tarifleri, yaraların nasıl temizleneceği ve hatta bazı cerrahi müdahalelerin detayları yer almaktadır. Bilim insanları, Sümer tıbbının büyüden arınmış, gözlem ve deneye dayalı bir "proto-tıp" olduğunu kabul ederler. Ayrıca sosyoloji ve hukuk tarihine baktığımızda, "Ur-Nammu Kanunları" ile tarihin bilinen ilk yazılı yasalarını Sümerlerin çıkardığını görürüz. "Göze göz, dişe diş" gibi sert kurallar yerine, genellikle tazminat temelli bir hukuk sistemini benimsemiş olmaları, onların sosyal organizasyon ve adalet konusundaki gelişmişliklerini kanıtlar. Bu, toplumun kaostan değil, kurallar bütününden oluştuğu düşüncesinin ilk bilimsel kanıtıdır. Sonuç olarak Sümerler, insanlığın çocukluk döneminde yapılan devasa bir "zekâ sıçramasıdır." Bugün bir akıllı telefonun ekranına dokunduğumuzda kullandığımız dijital mantığın, 5000 yıl önce kil bir tablete çizilen o keskin hatlı sembollerle akrabalığı vardır. Onlar sadece yazıyı bulmadılar; medeniyetin dilini kodladılar. Üniversite gençliği için Sümerleri anlamak, tarihin tozlu sayfalarını karıştırmak değil, bugün içinde yaşadığımız teknolojik ve sosyal yapının genetik kodlarını çözmektir. Unutulmamalıdır ki, Sümerlerin o balçık tabletlere ektiği bilim tohumları olmasaydı, bugün modern bilim ağacının gölgesinde serinlememiz mümkün olmayacaktı.