Bilim denildiğinde çoğumuzun zihninde belirli ve sarsılmaz bir yöntem silsilesi canlanır: Önce dikkatli bir gözlem yapılır, ardından sorular sorulur, bu soruları yanıtlamak için hipotezler oluşturulur, kontrollü deneyler gerçekleştirilir, elde edilen sonuçlar titizlikle değerlendirilir ve nihayetinde bilgiler doğrulanmaya çalışılır. Bu yaklaşım, yüzyıllardır bilimin güvenilirliğinin, nesnelliğinin ve rasyonelliğinin temel direğini oluşturmuştur. İnsanlık, doğayı anlamak ve evrenin sırlarını çözmek için bu rasyonel merdiveni tırmanmıştır. Ancak Avusturyalı sıra dışı bilim felsefecisi Paul Feyerabend, bilimin her zaman bu kadar düzenli, tekdüze ve önceden belirlenmiş katı kurallara göre ilerlemediğini savunarak bu kutsal kabul edilen merdivene meydan okumuştur. Feyerabend'in en önemli eseri olan "Yönteme Hayır" (Against Method), bilimin evrensel ve değişmez bir yöntem kalıbına indirgenmesine yönelik yapılmış en güçlü ve en cesur felsefi eleştirilerden biridir.
Feyerabend'in "anarşist bilim kuramı" olarak adlandırılan sarsıcı yaklaşımının temel düşüncesi son derece basittir: Bilimsel ilerlemeyi sağlayan tek, evrensel ve mutlak bir yöntem yoktur. Ona göre dünya bilim tarihine yakından baktığımızda, insanlık tarihindeki en büyük bilimsel devrimlerin çoğunun, dönemin kabul edilmiş akademik kurallarına ve metodolojik kalıplarına tamamen uyularak gerçekleşmediğini net bir şekilde görürüz. Bilim insanları zaman zaman mevcut yöntemlerin sınırlarını aşmış, alışılmış kuralları çiğnemiş, cüretkar varsayımlardan yararlanmış ve hatta dönemin hakim bilimsel anlayışına taban tabana zıt düşünceler geliştirmiştir. Bilim, kurallara körü körüne itaatten ziyade, sınırları zorlayan bu asi ruh sayesinde bugünkü zenginliğine ulaşmıştır.
Feyerabend'in bu radikal tezini temellendirirken başvurduğu en çarpıcı tarihsel figürlerin başında Galileo Galilei gelir. Galileo'nun modern bilimsel devrimdeki muazzam başarısını yalnızca günümüzde okullarda öğrendiğimiz saf, sistematik deney ve gözlem yöntemleriyle açıklamak tarihe haksızlık olur. Galileo, dönemin hakim skolastik ve Aristotelesçi düşünce biçimine karşı çıkarken çeşitli retorik yöntemlerden, henüz kanıtlanmamış varsayımlardan ve ikna edici edebi taktiklerden de yoğun bir şekilde yararlanmıştır. Paul Feyerabend bu durumu, "[1] Paul Feyerabend, University of California, "Bilim tarihi, asi figürlerin kuralları esnetmesi olmadan ilerleyemez", Felsefe ve Bilim Çalışmaları Dergisi, Londra, 1975" şeklinde ifade ederek, devrimci nitelikteki bilimsel sıçramaların ancak metodolojik sınırların dışına çıkıldığında mümkün olabildiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla büyük bilimsel dönüşümler bazen mevcut bilimsel kuralların ve ortodoks kabul edilen yöntemlerin dışına çıkılmasını zorunlu kılar.
"Her Şey Gider" Sloganının Gerçek Anlamı Ve Epistemolojik Anarşizmin Felsefi Temelleri
Feyerabend'in dillerden düşmeyen "Anything Goes" ilkesi, bilimsizlikten ziyade bilimsel araştırmalarda yöntem esnekliğini ve entelektüel özgürlüğü savunur.
Feyerabend'in felsefi literatüre kazandırdığı meşhur "Anything Goes", yani "Her şey gider" sözü, akademide ve popüler kültürde sıklıkla yanlış anlaşılmış ve yanlış yorumlanmıştır. Bu ifade, dışarıdan bakıldığında “Bilimde kanıta gerek yoktur” veya “Her türlü akıldışı saçmalık bilim olarak kabul edilebilir” şeklinde birsöz gibi görünebilir. Oysa Feyerabend'in asıl hedefi, bilim insanlarını değişmez, katı ve bağnaz metodolojik kurallara hapsetmektir. Ona göre bilim, canlı ve dinamik kalabilmek için gerektiğinde kendi kutsal yöntemlerini bile sorgulayabilme cesaretini göstermelidir. Bilimsel yaratıcılık, bürokratik ve esnek olmayan kurallarla boğulduğunda ölür; onu yaşatan şey ise serbest düşünce iklimidir.
Burada akıllara gelen ilk soru, bu yaklaşımın anarşizm kelimesiyle nasıl bağdaştığıdır. Feyerabend'in kullandığı "anarşizm" kavramı, sokaktaki siyasi anlamından tamamen farklıdır. Feyerabend'in savunduğu anarşizm epistemolojik bir anarşizmdir. Yani bilginin nasıl üretileceği, doğrulanacağı ve yayılacağı konusunda merkezi, değişmez ve evrensel kuralların dayatılmasına karşı çıkan entelektüel bir itirazdır. Konuyu derinlemesine inceleyen Imre Lakatos bu durumu, "[2] Imre Lakatos, London School of Economics, "Bilim felsefesinde metodolojik çoğulculuk, dogmatizme karşı en büyük savunma hattıdır", Akademik Eleştiri Dergisi, Londra, 1978" sözleriyle değerlendirerek, tek tip bir yöntemin bilimi zayıflatacağını ve dogmatik bir kabuğa hapsedeceğini savunmuştur. Bilgi üretimi tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar zengin ve çok boyutludur.
Feyerabend'in epistemolojik anarşizmi, bilim dünyasında farklı bakış açılarının ve alternatif teorilerin varlığını korumanın hayati önem taşıdığını hatırlatır. Eğer bilim insanlarına tek bir araştırma protokolü dayatılırsa, o kalıbın dışındaki potansiyel keşifler ve radikal fikirler henüz doğmadan boğulur. Tarih boyunca pek çok önemli buluş, o dönemin bilimsel otoriteleri tarafından "bilim dışı" veya "mantıksız" olarak reddedilmiş, ancak zamanla insanlık tarihinin seyrini değiştirmiştir. Dolayısıyla bilimsel ilerleme, ortodoks dogmaların yıkılması ve "kabul edilemez" görülen hipotezlerin masaya yatırılmasıyla hız kazanır.
Bilimi Dogmalaştırmaktan Kurtarmak Ve Bilimsel Çoğulculuğun Çağrısı
Bilimsel yöntemin kendisinin dahi sürekli bir eleştiri ve sorgulama süzgecinden geçmesi, bilimin dogmatikleşmesini önleyen en temel güvencedir.
Bu radikal yaklaşımın günümüz insanına ve modern bilim dünyasına sunduğu en önemli mesaj oldukça nettir: Bilimi kutsallaştırmak ve bir dogma haline getirmek, bilimin kendi doğasına ve özüne verilebilecek en büyük zarardır. Bilim, özü itibarıyla zaten sürekli bir sorgulama, yanlışlama ve arayış üzerine kuruludur. O halde bilimsel yöntemin kendisi de dokunulmaz bir tabu olmamalı, aksine her daim sorgulanabilmelidir. Feyerabend'in "Yönteme Hayır" anlayışı asla bilime karşı bir düşmanlık barındırmaz; aksine bilimin tek bir kalıba, tek bir yönteme ve değişmez dogmatik kurallara indirgenmesine karşı yükseltilmiş güçlü bir itiraz bayrağıdır.
Bilim tarihi bize gösteriyor ki, en büyük entelektüel sıçramalar bazen tam da akademi çevrelerinde "Böyle bir yöntem olmaz, bu şekilde yapılamaz" denilen sınırların ihlal edilmesiyle gerçekleşmiştir. Thomas Kuhn'un paradigma değişimleri kuramıyla da örtüşen bu durum, bilim insanlarının kriz dönemlerinde alışılagelmiş kuralları bir kenara bırakarak yeni ufuklara yelken açmasını zorunlu kılar. Bilimi dinamik kılan unsur, onun mutlak kesinliği değil, kendi hatalarını görebilme ve yöntemlerini esnetebilme yeteneğidir.
Son tahlilde, Feyerabend'in felsefesi bize bilimin tek sesli bir korodan ziyade, çok sesli ve senfonik bir orkestra olması gerektiğini hatırlatır. Nasıl ki sanat ve felsefe farklı ekollerin çatışmasıyla zenginleşiyorsa, bilim de ancak metodolojik çoğulculuk sayesinde inandırıcılığını ve üretkenliğini koruyabilir. Bilim insanları ve düşünürler, tek bir yöntemin kısıtlayıcı zırhına kuşanmak yerine, gerçeğin farklı kapılarını aralayacak özgür, esnek ve eleştirel zihin yapılarını benimsemelidir. Zira bilimin hakikat arayışı, ancak dogmaların yıkıldığı ve yöntem fetişizminin terk edildiği sınırsız bir düşünce evreninde gerçeğe ulaşabilir. "[3] Thomas Kuhn, Princeton Üniversitesi, "Paradigma değişimleri, mevcut kuralların yetersiz kaldığı devrimci kopuşlarla mümkündür", Bilim Tarihi Araştırmaları, Princeton, 1962" tespiti de bu gerçeği bütünüyle doğrulamaktadır; çünkü bilim ancak kalıpları kırdığı ölçüde özgürleşir ve insanlığın önünü açmaya devam eder.
[1] Paul Feyerabend, University of California, "Bilim tarihi, asi figürlerin kuralları esnetmesi olmadan ilerleyemez", Felsefe ve Bilim Çalışmaları Dergisi, Londra, 1975
[2] Imre Lakatos, London School of Economics, "Bilim felsefesinde metodolojik çoğulculuk, dogmatizme karşı en büyük savunma hattıdır", Akademik Eleştiri Dergisi, Londra, 1978
[3] Thomas Kuhn, Princeton Üniversitesi, "Paradigma değişimleri, mevcut kuralların yetersiz kaldığı devrimci kopuşlarla mümkündür", Bilim Tarihi Araştırmaları, Princeton, 1962
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."