Çocukluk, insanın dünya ile kurduğu bağın ilk ve en hassas haritasının çizildiği dönemdir. Bir çocuğun zihni, ebeveyninden aldığı "aynalama" sayesinde kendi değerini keşfeder. Ancak bu ayna sürekli eleştiriyle, kıyaslamayla veya başarıların görmezden gelinmesiyle karardığında, çocuk dış dünyayı değil, kendi eksikliğini görmeye başlar. Bilimsel çalışmalar, bu erken dönem olumsuz deneyimlerinin sadece psikolojik birer yük olmadığını; aksine gelişmekte olan sinir sistemine kazınmış biyolojik birer mühür olduğunu göstermektedir. Yetişkinlikte ortaya çıkan ani öfke patlamaları, kontrol ihtiyacı veya kronik yorgunluk, çoğu zaman yıllar önce maruz kalınan o "küçük" düşürülmelerin bedensel feryadıdır.
Görünmez Yaraların Fizyolojisi
İnsan bedeni, zihnin dille ifade edemediği her şeyi biyokimyasal bir dille anlatır. Çocuklukta sürekli "yetersiz" olduğu hissettirilen bir bireyin beyni, çevresini sürekli bir tehdit alanı olarak kodlar. Bu durum, biyolojik bir alarm sistemi olan hipotalamus-pitüiter-adrenal (HPA) eksenini sürekli aktif tutar. Normalde bir kaplandan kaçarken hayat kurtaran kortizol hormonu, evdeki sert bir bakış veya aşağılayıcı bir sözle her gün salgılandığında bir "yaşam iksirinden" yavaş etkili bir "zehre" dönüşür. "Erken dönem travmaları, beynin stres tepki sistemini bozarak yetişkinlikte yüksek tansiyon, obezite ve otoimmün hastalıkların kapısını aralayan biyolojik bir yatkınlık oluşturur[1]". Bu sürekli tetikte olma hali, metabolizmanın normal işleyişini bozar ve bireyin nedenini anlayamadığı, tahlillerde çıkmayan ama iliklerine kadar hissettiği psikosomatik ağrılarla boğuşmasına neden olur.
Mükemmeliyetçilik Bir Hayatta Kalma Stratejisidir
Çocukken başarısı görmezden gelinen veya sürekli başkalarıyla kıyaslanan bireyler, yetişkinlikte genellikle iki uç savrulma yaşarlar: Ya bitmek bilmeyen bir onay arayışıyla "mükemmel" olmaya çalışmak ya da başarısızlık korkusuyla tamamen geri çekilmek. Aslında her iki davranış da aynı kökten, yani "sevilmek için başarılı olmalıyım" yanılgısından beslenir. Psikiyatri dünyasının önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Bessel van der Kolk, bu durumu bedenin travmayı her an yeniden yaşaması olarak tanımlar. "Vücut, zihnin unuttuğu her şeyi hatırlar ve bastırılmış duygular, sinir sisteminde birer düğüm gibi kalmaya devam eder[2]". Başkalarıyla kıyaslanan çocuk, yetişkinliğinde de kendini sürekli hayali bir yarışın içinde bulur; bu da yakın ilişkilerde samimiyet yerine performans odaklı, kırılgan bağlar kurulmasına yol açar. Kişi başarılı olduğunda bile içindeki o "yetersiz çocuk" fısıldamaya devam eder.
[1] Dr. Gabor Maté, British Columbia University, "Vücudun stres tepki mekanizmalarındaki bozulma, çocukluk dönemi duygusal ihmallerinin bir sonucudur", The Body Says No, Toronto, 2003
[2] Prof. Dr. Bessel van der Kolk, Boston University School of Medicine, "Travmanın bedendeki izleri, kelimelerin bittiği yerde biyolojik semptomlar olarak konuşmaya devam eder", The Body Keeps the Score, New York, 2014
Fıtratın Onarımı Ve Şifa Kapısı
İnsanın psikolojik bütünlüğü, sadece biyolojik bir makine olmasından değil, aynı zamanda anlam arayan manevi bir varlık olmasından kaynaklanır. Modern psikoloji travmayı bir "arıza" olarak görürken, kadim perspektifler bu süreci bir "tozlanma" olarak görür; cevher oradadır, sadece üzeri örtülmüştür. "İnsan fıtratı, doğuştan gelen bir onura (keramet) sahiptir ve bu içsel değer, dışsal travmalarla zedelense bile yok edilemez; manevi yönelim bu öz-değeri hatırlamanın en güçlü anahtarlarından biridir[1]". Nitekim güncel nörobilimsel veriler, beynin nöroplastisite özelliği sayesinde eski travmatik yolların kapatılıp yeni ve sağlıklı sinir ağlarının örülebileceğini kanıtlamaktadır. Dr. Stephen Porges’in Polivagal Teorisi’nde belirttiği gibi, güvenli bir bağ kurmak biyolojimizi yeniden düzenleyebilir. "Sosyal güven hissi, sinir sistemini 'savaş ya da kaç' modundan çıkarıp 'dinlen ve iyileş' moduna sokan en temel biyolojik şalterdir[2]".
Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR ve öz-farkındalık çalışmaları, geçmişin karanlık odalarında hapsolmuş o çocuğu bulup bugüne getirmenin yollarını sunar. Kişi, çocukluğunda kendisine giydirilen o dar ve yamalı "değersizlik" elbisesini çıkarıp, kendi gerçek potansiyelini kuşandığında iyileşme başlar. Bu yolculuk meşakkatli olsa da, yetişkinlikte kazanılan her bilinçli içgörü, hem bedensel sağlığı korur hem de gelecek nesillere aktarılacak olan o travmatik mirası sonlandırır. İnsan, geçmişinin mahkumu değil, farkındalığının mimarıdır. Kendi hikayesini yeniden yazmaya başlayan birey, sadece ruhunu değil, hücrelerini de özgürleştirir.
[1] Dr. Justin Barrett, Oxford University, "İnsanın bilişsel yapısı ve fıtri değer algısı, travmatik etkilerin ötesinde aşkın bir onarım kapasitesine sahiptir", Cognitive Science, Religion, and Theology, Philadelphia, 2011
[2] Dr. Stephen Porges, Indiana University, "Sosyal etkileşim sistemi, sinir sisteminin savunma mekanizmalarını yatıştırarak biyolojik iyileşmeyi tetikler", The Polyvagal Theory, New York, 2011
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)bulentkucuktegirdag@gmail.comMakaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."www.yansimabilim.com.tr