Dünya haritasına baktığımızda, Kuzey Kore genellikle karanlık bir boşluk veya tahmin edilemez bir nükleer tehdit olarak algılanır. Ancak bu kapalı kutunun içinden sızan sosyal bilim araştırmaları, bazen en deneyimli bilim insanlarını bile şaşırtacak düzeyde keskin bir kapitalizm eleştirisi sunmaktadır. Bu metinlerde kapitalizm, doğal evrime aykırı bir sapma ve kitlelerin zihnini manipüle eden devasa bir illüzyon olarak betimlenir. Bir dergi editörü titizliğiyle bu analizleri incelediğimizde, Batı toplumlarındaki gelir adaletsizliği, evsizlik ve yabancılaşma gibi sorunların nasıl birer laboratuvar verisine dönüştürüldüğünü görürüz. Fakat burada temel bir soru işareti belirir: Özgür iradenin ve demokratik tartışmanın olmadığı bir iklimde üretilen bu "isabetli" analizler, ne kadar bilimseldir?
Vay Be Dedirten Analizler: Kuzey Kore'nin Kapitalizm Aynası
Kuzey Koreli akademisyenlerin sunduğu veriler, Batı dünyasının en yumuşak karnı olan tüketim toplumu eleştirisine odaklanır. Onlara göre kapitalizm, insanı kolektif doğasından koparıp yalnızlaştıran ve onu sadece bir "tüketim nesnesi" haline getiren bir sistemdir. Frankfurt Üniversitesi’nden Theodor Adorno, "kapitalist toplumda bireyin kendi emeğine ve çevresine yabancılaşmasını, kültürel endüstrinin kitleleri manipüle etme gücüyle"[1] açıklar. İlginç olan şudur ki; Kuzey Koreli sosyal bilimciler, Adorno gibi Batılı düşünürlerin teorilerini kendi ideolojik potalarında eriterek, Batı'daki sosyal çürümeyi "bilimsel bir kaçınılmazlık" olarak sunarlar. Bu analizleri okuduğumuzda hissedilen "vay be" duygusu, aslında Batı'nın kendi içindeki özgür tartışma ortamından süzülen gerçeklerin, totaliter bir mercekten çok daha çıplak ve ödünsüz bir şekilde yansıtılmasından kaynaklanmaktadır.
Epistemik Şüphe: Özgürlük Olmadan Bilgi Mümkün Mü?
Bir bilginin doğruluğu, sadece o bilginin rasyonelliği ile değil, aynı zamanda o bilginin hangi şartlarda üretildiği ile de yakından ilişkilidir. Bilim, doğası gereği her türlü otoriteyi sorgulama ve yanlışlanabilme hakkını talep eder. London School of Economics’ten Karl Popper, "bir teorinin bilimsel olabilmesi için onun yanlışlanabilir olması gerektiğini ve bunun ancak açık bir toplumda mümkün olabileceğini"[2] savunur. Kuzey Kore’de suyun formülüne dair bir araştırma bile yapılsa, bu bilgi liderin veya rejimin onayından geçmek zorundadır. Bu durum, üretilen bilginin "namusunu" ve güvenilirliğini zedeler. Batı'da bir akademisyen kendi sistemine "pedofili" veya "hırsızlık" suçlaması yöneltebilirken, Kuzey Kore’de liderin kararlarını sorgulayan birinin "bir gece ansızın yok edilmesi", oradaki tüm bilimsel çabayı birer propaganda aygıtına dönüştürür.
Mış Gibi Yapmak: Totaliter Rejimlerde Bilimsel Simülasyon
Diktatoryal yönetimler, dış dünyaya karşı güçlü bir bilimsel imaj çizmek için büyük çaba sarf ederler. Teknik anlamda bazı sıçramalar yapabilirler ancak bu, bilimin gerçek anlamda geliştiği anlamına gelmez. Yale Üniversitesi’nden Timothy Snyder, "tiranlıkların hakikati tekeline alma çabasının, aslında gerçekliğin yerine kurgulanmış bir 'alternatif gerçeklik' koyma girişimi olduğunu"[3] belirtir. Kuzey Kore'nin sosyal bilimlerde yaptığı şey tam olarak budur: Bilimsel metodolojiyi kullanıyor "mış gibi yaparak", aslında sadece rejimi tahkim edecek verileri cımbızla seçip bir araya getirirler. Gerçek bir bilimsel sıçrama, otoriteye karşı durabilen, sınırları zorlayan ve korkusuzca "hayır" diyebilen özgür beyinlerin eseridir. Özgürlüğün olmadığı bir yerde bilim, hakikatin keşfi değil, iktidarın süslü bir savunma mekanizmasıdır.
Ekmek, Su Ve Hürriyet: Bilimin Yaşamsal Ekosistemi
Özgürlük, bilim insanı için sadece demokratik bir hak değil, aynı zamanda bir yaşam enerjisidir. Bilim, hür düşüncenin olmadığı bir atmosferde nefes alamaz. Oxford Üniversitesi’nden Alister McGrath, "evrendeki düzenin ve insan zihnindeki hür düşünce yetisinin, rasyonel bir temele ve ahlaki bir sorumluluğa dayandığını"[4] savunur. İnançlı bir perspektiften bakıldığında da insanın bu hürriyeti, onun yaratılışındaki en temel özelliktir. Bu özgür irade ortadan kaldırıldığında, insan zihni sadece dikte edilenleri tekrarlayan bir mekanizmaya dönüşür. Buyurgan yönetimler, toplumun önüne ne kadar "bilimsel" ambalajlı bilgi koyarsa koysun, bu bilgiler can suyu olmayan yapay çiçekler gibi köksüz kalmaya mahkûmdur.
Batı'nın Eleştiri Kültürü Ve Bilimin Namusu
Kuzey Kore referans alınmadan yapılan sosyolojik araştırmaların Batı'da isimsiz kahramanlar gibi dolaşması, bilginin üretim biçimine duyulan güvensizliğin bir sonucudur. Columbia Üniversitesi’nden Edward Said, "bilginin üretiminin her zaman bir güç odağıyla ilişkili olduğunu, ancak entelektüelin görevinin bu güce karşı hakikati söylemek olduğunu"[5] vurgular. Batı tipi demokrasilerde, en sert eleştirilerin bile dile getirilebilmesi, sistemin kendi hatalarını görmesini ve evrimleşmesini sağlar. Türkiye gibi bu yolda yürümeye çalışan toplumların en büyük gücü, hala eleştiri ve tartışma zeminine sahip olmalarıdır. Sonuç olarak, totaliter rejimlerde her ne kadar "isabetli" analizler yapılsa da, bu analizlerin ruhu eksiktir. Bilim hürriyet ister; hürriyetin olmadığı yerde ise sadece bilimin gölgesi yaşayabilir.
[1] Theodor Adorno, Frankfurt Üniversitesi, "Kapitalist toplumda bireyin kendi emeğine yabancılaşmasını ve kültürel endüstrinin kitleleri manipüle etme gücünü tanımlar," Suhrkamp Verlag, Frankfurt, 1944.
[2] Karl Popper, London School of Economics, "Bir teorinin bilimsel olabilmesi için onun yanlışlanabilir olması gerektiğini ve bunun ancak açık bir toplumda mümkün olabileceğini savunur," Routledge, Londra, 1945.
[3] Timothy Snyder, Yale Üniversitesi, "Tiranlıkların hakikati tekeline alma çabasının, gerçekliğin yerine kurgulanmış bir alternatif gerçeklik koyma girişimi olduğunu belirtir," Duggan Books, New York, 2017.
[4]Alister McGrath, Oxford Üniversitesi, "Evrendeki düzenin ve insan zihnindeki hür düşünce yetisinin, rasyonel bir temele dayandığını savunur," Blackwell Publishing, Oxford, 2011.
[5] Edward Said, Columbia Üniversitesi, "Bilginin üretiminin güç odağıyla ilişkili olduğunu, ancak entelektüelin görevinin güce karşı hakikati söylemek olduğunu vurgular," Pantheon Books, New York, 1993.