Dünya siyasi tarihi, ideolojilerin ekonomiyle olan imtihanının örnekleriyle doludur. Bir sistem ne kadar güçlü bir anlatıya sahip olursa olsun, halkının karnını doyuramadığı ve küresel ticaretin rasyonel kurallarına uyum sağlayamadığı sürece tarih sahnesinden silinmeye adaydır. 1979 Devrimi sonrası İran’ın içine düştüğü en büyük hata, ideolojiyi ekonominin üzerinde mutlak bir otorite olarak konumlandırmasıdır. Bu durum, sadece bir yönetim tercihi değil, modern dünyanın gerçeklerinden kopuk, çağ dışı ve irrasyonel bir sapmadır. Bugün Tahran yönetimi, kendi varlığını koruma içgüdüsüyle hareket ederken, aslında bir devletin en temel hayatta kalma mekanizması olan "ekonomik rasyonaliteyi" tasfiye etmiştir.
İslam Dünyasında Pragmatizm: Körfez’in Yükselişi Ve Batı İle Entegrasyon
İran’ın "direniş" adı altında sunduğu irrasyonellik, aslında kendi coğrafyasındaki diğer Müslüman ülkelerin başarılarıyla kıyaslandığında daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkeler, İslami kimliklerini muhafaza ederek Batı ile rasyonel, pragmatik ve çıkar odaklı ilişkiler kurmanın mümkün olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır. Özellikle Suudi Arabistan’ın "Vizyon 2030" projesi, ideolojik katılığı ekonomik çeşitlilik ve teknolojik dönüşümle takas eden devrim niteliğinde bir adımdır. Bu ülkeler, Batı ile entegre olmanın bir "teslimiyet" değil, aksine ulusal gücü maksimize eden bir araç olduğunu görmüşlerdir. "Körfez ülkeleri, küresel sermaye ile iş birliği yaparak kendi egemenliklerini tahkim ederken, İran bu iş birliğini bir tehdit olarak algılayarak kendi halkını yoksulluk sarmalına hapsetmiştir."[1] Emirlik siyaset bilimci Dr. Abdulkhaleq Abdulla, bu süreci "yeni pragmatizm" olarak adlandırarak, refah üretmeyen bir sistemin meşruiyetini koruyamayacağını vurgular.
[1] Abdulkhaleq Abdulla, Emirates Policy Center, "Körfez ülkeleri, küresel sermaye ile iş birliği yaparak kendi egemenliklerini tahkim ederken, İran bu iş birliğini bir tehdit olarak algılayarak kendi halkını yoksulluk sarmalına hapsetmiştir", Middle East Policy Journal, Abu Dhabi, 2023
İrrasyonel Direnişin Anatomisi: İran Neden Kendi Çıkarlarına Karşı Savaşıyor?
İran’ın uluslararası arenadaki davranış biçimi, klasik devlet çıkarları (National Interest) teorisiyle açıklanamayacak kadar irrasyoneldir. Modern bir devletten beklenen, yaptırımları hafifletmek, yabancı sermayeyi çekmek ve teknolojik transferi hızlandırmaktır. Ancak Tahran, nükleer programdan bölgesel vekil güçlere kadar uzanan geniş bir yelpazede, ekonomik bedeli ne olursa olsun gerilimi tırmandırmayı tercih etmektedir. Bu, bir devletin kendi ayağına kurşun sıkmasından farksızdır. 21. yüzyılın dijital ekonomisinde, 7. yüzyıl referanslarıyla veya kapalı devre bir ideolojiyle hayatta kalmaya çalışmak, matematiksel bir intihardır. "Ulusların düşüşü, kurumların rasyonaliteden kopup sadece dar bir seçkin grubun ideolojik saplantılarına hizmet etmeye başlamasıyla hızlanır.[1]" Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun kurumsal başarısızlık üzerine yaptığı bu tespit, İran’ın bugünkü tablosunun akademik bir özetidir. Rasyonalite yerini teokratik bir körlüğe bıraktığında, devletin tüm kaynakları refah üretmek yerine, o körlüğü ayakta tutan güvenlik aygıtlarına harcanmaktadır.
[1] Daron Acemoğlu, Massachusetts Institute of Technology (MIT), "Ulusların düşüşü, kurumların rasyonaliteden kopup sadece dar bir seçkin grubun ideolojik saplantılarına hizmet etmeye başlamasıyla hızlanır", Why Nations Fail, New York, 2012
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiInstagram | PinterestTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)bulentkucuktegirdag@gmail.comMakaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."www.yansimabilim.com.tr