Bilim, yalnızca laboratuvarlarda üretilen bir bilgi alanı değil; aynı zamanda toplumla kurulan bir iletişim biçimidir. Bir bilimsel bilginin genç bir okurla ilk karşılaşması, o bilginin gelecekte nasıl algılanacağını belirler. Bu nedenle bilim siteleri ve bilim dergileri, yalnızca bilgi aktaran platformlar değil, aynı zamanda bilime yönelim oluşturan kültürel alanlardır. Türkiye’de özellikle kamusal ve kurumsal bilim sitelerine bakıldığında, bilimin bu iletişim boyutunun zayıf kaldığı görülmektedir. Buna karşılık Batı’daki birçok kurumsal bilim sitesi, ilkokul çağındaki bir çocuğu dahi bilimsel düşünceye çekebilen bir anlatım gücüne sahiptir. Bu makale, söz konusu farkın nedenlerini ve sonuçlarını bilim iletişimi perspektifinden ele almaktadır.
Etkili bir bilim sitesi aynı anda birden fazla hedef kitleye hitap edebilmelidir. Lise öğrencisi merak eder, üniversite öğrencisi derinlik arar, akademisyen ise nitelikli anlatımı fark eder. Oysa Türkiye’deki birçok bilim sitesi, bu üçlü dengeyi kurmak yerine tek bir kitleye, çoğunlukla da bürokratik denetime seslenmektedir. İçerik dili, okuru bilime davet etmekten çok kurumu tanımlamaya yöneliktir. Bu durum, bilimi öğrenme sürecinin doğal bir parçası olan merak duygusunu daha ilk aşamada zayıflatmaktadır.
Bilim iletişimi üzerine çalışan John Durant (Imperial College London) bilimin toplumla kurduğu ilişkiyi şu şekilde tanımlar: “Bilim, yalnızca sonuçlarıyla değil, anlatılış biçimiyle de kamusal bir faaliyettir.”[1] Bu perspektiften bakıldığında, hedef kitlesini tanımlayamayan bir bilim sitesi, bilimsel üretimin toplumsal etkisini de sınırlandırmaktadır.
Türkiye’deki bilim sitelerinde sıkça rastlanan bir diğer sorun, dilin bilimsel olmaktan çok bürokratik olmasıdır. Yönetmelikler, çağrı metinleri ve kurumsal duyurular, bilimsel içeriğin önüne geçmektedir. Bu yapı içinde bilim, okunacak bir metin olmaktan çıkarak “raporlanacak” bir faaliyete dönüşmektedir. Oysa bilimsel bilginin kamusal dolaşımı, sade ama ciddiyetini koruyan bir anlatım gerektirir.
Bilim sosyoloğu Robert K. Merton (Columbia University) bilimsel bilginin kamusal doğasına dikkat çekerek, “Bilim, kapalı bir lonca diliyle değil, paylaşılabilir bir anlatımla gelişir.” ifadesini kullanır[2]. Bürokratik dilin hâkim olduğu platformlarda bu paylaşılabilirlik büyük ölçüde kaybolmaktadır.
NASA, CERN veya benzeri büyük bilim kurumlarının web siteleri incelendiğinde, kurum kimliğinin içerikten geri planda tutulduğu görülür. Bu sitelerde ana soru “Biz kimiz?” değil, “Bu keşif neden önemli?”dir. İçerikler, yaş ve bilgi düzeyine göre katmanlandırılır; aynı konu, farklı derinliklerde sunulur. Bu sayede ilkokul öğrencisi de, akademisyen de aynı platformda kendine hitap eden bir anlatım bulabilir.
Bilim eğitimi alanında önemli çalışmaları bulunan George E. Hein (Lesley University) müze ve bilim merkezi deneyimini değerlendirirken, “Öğrenme, bireyin keşfetme isteğiyle başlar; sunum biçimi bu isteği ya güçlendirir ya da yok eder.” demektedir[3]. Batı’daki kurumsal bilim siteleri, bu keşif isteğini dijital ortama başarıyla taşımaktadır.
Bilimsel içeriğin kalitesi kadar, bu içeriğin nasıl sunulduğu da belirleyicidir. Karmaşık menüler, uzun metin blokları ve yönsüz ana sayfalar, okurun site içinde kaybolmasına neden olur. Genç bir okur, ilgisini çekecek içeriği birkaç saniye içinde bulamazsa platformu terk etmektedir. Bu durum, bilimin içeriğiyle değil, sunum biçimiyle kaybedilmesi anlamına gelir.
Dijital kültür üzerine çalışan Sherry Turkle (Massachusetts Institute of Technology) dikkat ekonomisini değerlendirirken, “Dijital ortamda dikkat, içeriğin değil erişimin hızına bağlıdır.” ifadesini kullanır[4]. Bilim siteleri bu gerçeği göz ardı ettiğinde, bilimsel değer taşıyan içerikler dahi görünmez hale gelmektedir.
Bilimi özendirmek, yalnızca daha fazla içerik üretmekle değil, doğru bir bilim kültürü inşa etmekle mümkündür. Bu kültür, bilimi erişilmez bir uzmanlık alanı olarak değil, herkesin katılabileceği bir düşünme biçimi olarak sunar. Türkiye’deki bilim siteleri çoğu zaman bilimi “uzmanların alanı” olarak çerçevelerken, Batı’daki örnekler bilimi gündelik hayatla ilişkilendirir.
Bilim iletişimi alanının önemli isimlerinden Brian Wynne (Lancaster University) bu farkı şu şekilde özetler: “Toplumdan kopuk bilim anlatıları, bilimin kendisini de zayıflatır.”[5] Gençlerin bilimle kurduğu bağ, bu anlatıların niteliğiyle doğrudan ilişkilidir.
Bilim siteleri ve bilim dergileri, yalnızca bilgi depolayan platformlar değil, bilime yönelim oluşturan alanlardır. Türkiye’de bu alanlar çoğu zaman bürokratik bir dille sınırlandırılırken, Batı’daki örnekler bilimi görünür, erişilebilir ve davetkâr kılmaktadır. Gençleri bilime çekmek, bilimsel içeriği saklamakla değil, onu anlaşılır ve cazip bir biçimde sunmakla mümkündür. Bilimin geleceği, bu iletişim anlayışının ne ölçüde benimsendiğine bağlıdır.
[1] John Durant, Science and Society, Imperial College London, London, 2004.
[2] Robert K. Merton, The Sociology of Science, University of Chicago Press, Chicago, 1973. Columbia University.
[3] George E. Hein, Learning in the Museum, Routledge, London, 1998. Lesley University.
[4] Sherry Turkle, Alone Together, Basic Books, New York, 2011. Massachusetts Institute of Technology.
[5] Brian Wynne, Public Understanding of Science, Cambridge University Press, Cambridge, 1995. Lancaster University.