Dijital bir çağda yaşıyoruz ve her gün binlerce bilgiye maruz kalıyoruz; ancak neyin doğru olduğunu ayırt etmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Bugün asıl mesele yalnızca “yalan haberlerin” artması değil, devletlerin, medyanın ve bilimsel kurumların sunduğu bilgilere duyulan güvenin köklü biçimde sarsılmasıdır. İnternet dünyası, insanları ortak bir gerçeklik zemininde buluşturmak yerine, kendi inançlarına uygun küçük bilgi adalarına ayırmaktadır.
Algoritmik Düzen ve Bilginin Yeni Sahipleri
Geçmişte iletişim daha sınırlı ve merkezi bir yapıdaydı. Harold Lasswell, gazetelerin ve radyoların belirleyici olduğu dönemi açıklarken meşhur “kim, neyi, kime, hangi kanalla söylüyor?” sorusunu ortaya koymuştur[1]. Bu modelde bilgi, belirli merkezlerden halka doğru akmaktaydı. Ancak dijital çağda bu doğrusal yapı çözülmüş; bilgi, milyarlarca kullanıcının bulunduğu yatay bir ağda dolaşıma girmiştir.
Bu yeni düzende ekranımızda neyi göreceğimize insan editörler değil, algoritmalar karar vermektedir. Sosyal medya platformları, doğruluğu kanıtlanmış içerikleri değil, kullanıcıyı daha uzun süre çevrimiçi tutacak içerikleri öne çıkarmaktadır. Bu sistemi “gözetim kapitalizmi” kavramıyla açıklayan Shoshana Zuboff, kullanıcı dikkatinin ticari bir ürüne dönüştüğünü vurgular[2]. Ona göre algoritmalar, hakikati değil etkileşimi ödüllendirmektedir. Bu durum, sakin ve doğrulanmış bilgilerin, duygusal ve kışkırtıcı içeriklerin gerisinde kalmasına yol açmaktadır.
[1] Lasswell, Harold, The Structure and Function of Communication in Society, New York, 1948.
[2] Zuboff, Shoshana, The Age of Surveillance Capitalism, New York, 2019.
Hakikat Arayışının Ahlaki Boyutu
Dezenformasyonla mücadeleyi yalnızca teknik önlemlerle sınırlamak yeterli değildir. Sorun aynı zamanda bir güven ve dürüstlük krizidir. Bilgi yalnızca politik ya da ekonomik bir araç değil, ahlaki bir değerdir. Bu noktada meseleye daha geniş bir çerçeveden yaklaşan Caner Taslaman, hakikat arayışının yalnızca bilimsel yöntemlerle değil, ahlaki niyetle de ilişkili olduğunu vurgular[1]. Ona göre insan doğası gerçeğe yöneliktir; ancak dijital ortam bu yönelimi manipüle ederek bireyi hakikatten uzaklaştıran bir hırs düzeni yaratabilmektedir. Bu bağlamda dijital dünyanın ürettiği bilgi bolluğu, aynı zamanda bir anlam yoksunluğu doğurmaktadır. Birey, gerçeği aramak yerine, kendi kanaatini doğrulayan verileri seçmekte ve böylece epistemolojik bir konfor alanına çekilmektedir. Dijital dünyadaki hakikat kuşatmasını aşmanın yolu, teknolojiyi bütünüyle suçlamaktan değil, kurumsal güveni yeniden inşa etmekten geçmektedir. Çözüm daha fazla sansür değil, daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirliktir. Medya okuryazarlığı yalnızca teknik bir beceri değil, eleştirel düşünme pratiği olarak yeniden ele alınmalıdır. Toplumlar ortak bir hakikat zemininde buluşamazsa, dijital adacıklarda kendi ürettikleri gerçekliklerle yaşamaya mahkûm olacaktır. Hakikat, yalnızca erişilebilir bir veri değil; üzerinde uzlaşılan bir değerdir
[1] Taslaman, Caner, Bilimsel Veriler Işığında Hakikat Arayışı, İstanbul, 2021.
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital Dergi
Instagram | Pinterest
Tel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)
bulentkucuktegirdag@gmail.com
Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur.
"Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."
www.yansimabilim.com.tr