Akademik camiada var olabilmenin, kariyer basamaklarını tırmanabilmenin, kalıcı kadrolar elde edebilmenin, araştırma fonlarına ulaşabilmenin ve mesleki görünürlüğü koruyabilmenin en temel koşulu haline gelen "Yayınla ya da Yok Ol" (Publish or Perish) mottosu, modern bilim dünyasının üzerine karabasan gibi çökmüştür. Bu acımasız sistemde akademisyenin başarısı, ürettiği bilginin toplumsal karşılığından, felsefi derinliğinden veya insanlığa kattığı değerden ziyade, kaç makale yayımladığı, indekslerdeki sayısal skorları ve aldığı atıf adetleriyle ölçülmeye başlanmıştır. Bilim insanları laboratuvarlarda doğanın sırlarını çözmek yerine, metrik yarışının birer neferi haline gelmiştir. Bu durum, bilim insanlarını uzun soluklu, yüksek riskli ve devrimci nitelikteki derin araştırmalardan uzaklaştırarak, daha kısa sürede hızlıca rapora dökülüp yayımlanabilecek güvenli projelere yöneltmektedir. Niceliğin niteliği ezdiği bu çarkta, aynı araştırma verileri küçük parçalara bölünerek birden fazla makaleye dönüştürülmekte ve akademik enflasyon körüklenmektedir. Oysa gerçek bilim sabır, zaman, hata yapma özgürlüğü ve derinlemesine düşünme lüksünü gerektirir; modern akademik sistem ise soluksuz bir üretim hızı talep etmektedir.
Bu endüstriyel bilim anlayışının yarattığı en büyük tehlikelerden biri, araştırmacıların gerçekten yanıtlanması gereken çetrefilli sorular yerine, kısa vadede atıf getirecek popüler veya yayımlanması kolay konuları tercih etmesidir. Bilimin asli amacı olan yeni, güvenilir ve ufuk açıcı bilgi üretmek, yerini performans göstergelerini yapay biçimde artırma çabasına bırakmıştır. Bibliyometrinin öncülerinden biri olan Derek de Solla Price bu yozlaşmayı, "[1] Derek de Solla Price, Yale Üniversitesi, "Bilimsel yayınların katlanarak artması, bilginin kalitesini artırmak yerine bilgi kirliliğini ve yüzeyselliği tetiklemektedir", Bilim Tarihi ve Sosyolojisi Dergisi, New Haven, 1963" sözleriyle eleştirerek, sayısal büyümenin nitel bir çöküşü beraberinde getirdiğine dikkat çekmiştir. Sistem, akademisyenleri birer makale üreten fabrika işçisine indirgediğinde, bilimin ruhundaki merak ve hakikat tutkusu kaybolmakta, yerine kariyer endeksli bir bürokrasi gelmektedir.
Akademik Enflasyonun Yan Etkileri: Dilimleme, Yağmacı Dergiler Ve Yavaş Bilim Hareketi
Sistemin dayattığı doymak bilmez yayın hırsı; dilimlenmiş makaleler, etik dışı kısayollar ve akademik tükenmişlik sendromunu beraberinde getirmektedir.
"Yayınla ya da Yok Ol" kültürünün doğurduğu deformasyonlar yalnızca bireysel vicdanı değil, doğrudan küresel bilim ekosistemini zehirlemektedir. Akademisyenler üzerindeki kadro ve unvan baskısı, literatürde "Salami Slicing", yani "dilimleme tekniği" olarak bilinen etik dışı yöntemin yaygınlaşmasına yol açmıştır. Tek bir kapsamlı araştırmadan elde edilebilecek bütüncül sonuçlar, asgari bilgi düzeyini tutturmak adına yapay olarak bölünmekte ve farklı dergilerde çok sayıda zayıf makale olarak yayımlanmaktadır. Bu durum hem dergilerin hakem havuzlarını gereksiz yere meşgul etmekte hem de bilimsel bilgiye ulaşmayı zorlaştıran devasa bir gürültü yaratmaktadır. Konunun tıp ve bilim yayıncılığı üzerindeki yıkıcı etkilerini inceleyen Richard Horton bu durumu, "[2] Richard Horton, The Lancet Dergisi, "Akademik yayıncılığın nicelik odaklı çarkı, bilimsel literatürü güvenilmez ve şişirilmiş bir veri yığınına dönüştürmektedir", Uluslararası Tıbbi Etik Raporları, Londra, 2015" tespitiyle özetlemiş, sistemin acilen rehabilitasyona ihtiyacı olduğunu savunmuştur.
Öte yandan, bu doymak bilmez yayın talebi, hakem süreçlerini önemsemeyen, para karşılığı makale yayımlayan yağmacı (predatory) dergilerin patlama yapmasına zemin hazırlamıştır. Gerçek bilimsel süzgeçten geçmeyen binlerce makale bu sahte platformlarda yer bulurken, hakiki bilimsel emek göz ardı edilmektedir. Bu kısır döngüden çıkmak amacıyla son yıllarda akademide "Yavaş Bilim" (Slow Science) hareketi yükselişe geçmiştir. Peter Higgs gibi ömrünü derin ve sabırlı araştırmalara adamış isimlerin duruşu da bu yaklaşımı desteklemektedir; nitekim Nobel ödüllü fizikçi Peter Higgs modern sistemde kendisinin asla kadro bulamayacağını, çünkü günümüzün hızlı metriklerinin derinlemesine düşünmeye zaman tanımadığını defalarca dile getirmiştir. Bilim, hızlı tüketilen bir magazin malzemesi değil, nesiller boyu işlenen ortak bir akıl inşaatıdır.
Akademik sistemin inatla dayattığı bu hız ve miktar fetişizmi, genç araştırmacıları kronik bir tükenmişliğe sürüklerken, riskli ama çığır açacak fikirlerin önünü peşinen tıkamaktadır. Çünkü sistem, başarısız olma ihtimali yüksek olan devrimci hipotezleri değil, kesin sonuç vereceği baştan bilinen sıradan ve güvenli çalışmaları ödüllendirir. Bu durum, bilimde radikal kırılmaların ve paradigmaların değişmesinin önündeki en büyük yapısal engeli oluşturur. Bilimin doğasında olan hata yapma, deneme-yanılma ve uzun uzun düşünme lüksü, performans değerlendirme formlarının soğuk cetvellerine kurban edilmektedir.
Bilimin Değer Ölçütü: Niceliksel Metrikler Mi, Hakikat Arayışı Mı?
Bir bilim insanının gerçek başarısı, ürettiği makale sayısıyla değil, insanlık onuruna ve evrensel bilgi birikimine bıraktığı kalıcı izle ölçülmelidir.
Bu köklü krizin ortasında durup sorulması gereken en temel soru şudur: Bir bilim insanının gerçek değeri ve entelektüel ağırlığı, yazdığı makalelerin sayısı veya girdiği indekslerin etki faktörleriyle mi ölçülmelidir, yoksa bilime, doğaya ve insanlığa gerçekten kattığı kalıcı değerle mi? Cevap aslında tarihin süzgecinden geçen akılda son derece açıktır. Albert Einstein ya da Charles Darwin gibi insanlık tarihini kökten değiştiren figürler, günümüzün "yayınla ya da yok ol" performans kriterlerine tabi tutulsalardı, muhtemelen akademik sistemden çok erken vakitte tasfiye edilirlerdi. Onları büyük yapan, sayısal üretkenlikleri değil, sordukları soruların derinliği ve cesaretidir.
Akademik dünyada bu gidişata dur demek adına, başta uluslararası üniversiteler ve fon sağlayıcı kuruluşlar olmak üzere San Francisco Araştırma Değerlendirme Deklarasyonu (DORA) gibi girişimler, atama ve terfilerde saf yayın sayısının baz alınmaması yönünde çağrılar yapmaktadır. Bilimin yeniden özgür soluk alabilmesi için, niceliği taltif eden bürokratik mekanizmaların terk edilmesi ve niteliği, özgünlüğü, toplumsal karşılığı önceleyen bir değerlendirme kültürünün inşa edilmesi şarttır. Bilim insanları metriklerin kolesi olmaktan kurtulmadıkça, üretilen bilginin toplumsal güvenilirliği de hep şüpheli kalacaktır.
Son tahlilde, "Yayınla ya da Yok Ol" ikilemi, bilimin kalbine saplanmış bir bürokrasi hançeridir. Bu hançeri çıkarmanın tek yolu, akademinin kendi iç denetim mekanizmalarını sayısal skorlardan arındırıp yeniden liyakat ve derinlik temeline oturtmasıdır. Zira akademik itibar, kaç makale yazıldığıyla değil, o makalelerin insanlığın karanlık zihnini ne ölçüde aydınlattığıyla tescil edilir. Konuyu felsefi ve kurumsal boyutuyla ele alan Stefan Herbrechtsmeier bu gerçeği, "[3] Stefan Herbrechtsmeier, Heidelberg Üniversitesi, "Nicel göstergeler bilimsel verimliliğin değil, yalnızca bürokratik performansın aynasıdır", Bilim Felsefesi Tartışmaları, Heidelberg, 2018" diyerek vurgulamış, bilimin özgürleştirici gücünün ancak sayısal prangalardan kurtulduğunda yeniden canlanacağını gözler önüne sermiştir. Gerçek bilim, sayılardan ibaret bir istatistik tablosu değil, hakikate adanmış cesur ve sabırlı bir yürüyüştür.
[1] Derek de Solla Price, Yale Üniversitesi, "Bilimsel yayınların katlanarak artması, bilginin kalitesini artırmak yerine bilgi kirliliğini ve yüzeyselliği tetiklemektedir", Bilim Tarihi ve Sosyolojisi Dergisi, New Haven, 1963
[2] Richard Horton, The Lancet Dergisi, "Akademik yayıncılığın nicelik odaklı çarkı, bilimsel literatürü güvenilmez ve şişirilmiş bir veri yığınına dönüştürmektedir", Uluslararası Tıbbi Etik Raporları, Londra, 2015
[3] Stefan Herbrechtsmeier, Heidelberg Üniversitesi, "Nicel göstergeler bilimsel verimliliğin değil, yalnızca bürokratik performansın aynasıdır", Bilim Felsefesi Tartışmaları, Heidelberg, 2018
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."