İnsan ile şempanzenin genetik yapısı gerçekten de büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak bu oransal yaklaşımlar bazen yanıltıcı bir tablo çizebilir; hangi genetik bölgelerin karşılaştırıldığına ve ekleme çıkarma farklılıklarının nasıl hesaplandığına bağlı olarak oranlar değişiklik gösterebilir. Üstelik DNA’nın büyük bir bölümünün ortak olması, beynin çalışma prensiplerinin ve işleyiş biçiminin birebir aynı oranda benzer olduğu anlamına gelmez. Asıl büyüleyici nokta tam da burada, iki türün zihinsel yollarının ayrıldığı kavşakta başlar.
Aynı Biyolojik Malzemeden Farklı Zihinsel Evrenler Çıkması
Aynı temel biyolojik malzemeden, birbirine fiziksel olarak son derece benzeyen beyinlerden, neden bu kadar farklı bir bilinç ve farkındalık düzeyi ortaya çıkmaktadır? Şempanzeler de öğrenir, karşılaştıkları problemleri çözer, araç yapar ve kullanır, karmaşık sosyal ilişkiler kurar, bazı sembolleri anlayabilir ve geleceğe yönelik sınırlı düzeyde davranışlar sergileyebilir. Dolayısıyla bu canlıların "bilinci yok" demek son derece hatalı ve eksik bir yaklaşım olur. Konuyla ilgili olarak Emory Üniversitesi’nden "Primatların sosyal zekası ve araç kullanım becerileri, onların da zihinsel bir iç dünyaya sahip olduğunun açık kanıtıdır, ancak bu iç dünya insanla aynı kulvarda yürümez" diyen Dr. Frans de Waal[1], hayvanlar alemindeki bilişsel zenginliğe dikkat çekmektedir.
Ancak insan bilincinin bazı ayırt edici özellikleri vardır ki bunlar iki tür arasında aşılmaz bir uçurum yaratır. İnsan yalnızca çevresinde olup bitenin farkında olmakla kalmaz; kendi bilincinin de doğrudan farkına varabilir. Örneğin bir insan zihni, "Ben kimim?", "Neden varım?", "Öleceğimi biliyorum", "Düşündüğümü düşünüyorum", "Evren nasıl ortaya çıktı?" veya "Doğru olan nedir?" gibi derin ve soyut sorular üretebilir. Şempanzenin son derece karmaşık bir sosyal zekası bulunmasına rağmen; insanın inşa ettiği dil, soyut semboller sistemi, matematik, bilim, hukuk, felsefe, din, tarih ve gelecek tasarımı düzeyine ulaşamadığı açıkça görülmektedir.
Mesele DNA Miktarı Değil Organizasyon Ve Mimari
Bu noktada düşünceyi çok daha güçlü kılan temel unsur miktardan ziyade organizasyondur. Basit bir bilgisayar analojisi ele alındığında durum daha net anlaşılır: İki farklı bilgisayarın elektronik bileşenlerinin yüzde doksan dokuzu aynı olabilir. Fakat işletim sistemindeki çok küçük bir mimari farklılık, makinenin sergilediği bütün davranışı ve kapasiteyi kökten değiştirebilir. İnsan beyni ile şempanze beyni arasında da son derece benzer bir mekanizma işlemektedir. İnsan ile şempanze arasında gen düzenleme biçimleri, beyin gelişiminin zamanlaması, nöronların bağlantı örgüsü, korteksin organizasyonu, iletişim ve sembolik düşünme kapasitesi, bireysel gelişim sürecinin uzunluğu ile sosyal öğrenmenin kuşaklar boyunca birikmesi gibi konularda devasa farklılıklar bulunmaktadır.
Hatta bu durum, bilim dünyasında küçük biyolojik farkların devasa bilişsel sonuçlar doğurması şeklinde adlandırılan son derece ilginç bir problemi ortaya çıkarır. Konuyla ilgili olarak Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden "Genomik dizilimdeki minik kaymalar ve gen ekspresyonundaki zamansal kaymalar, insan beyninin yapısal örgütlenmesinde radikal dönüşümlere yol açmıştır" diyen Prof. Dr. Svante Pääbo[2], yapısal mimarinin önemini vurgular. İnsan ile şempanze arasındaki genetik benzerlik, bilinçteki devasa farkı açıklamaya yetmiyorsa, insan bilincinin ortaya çıkışını yalnızca ham genetik benzerlik üzerinden açıklamak kesinlikle mümkün değildir.
Biyolojinin Sınırları Ve Felsefi Sorunun Doğuşu
Tabii ki bu noktada son derece dikkatli hareket etmek gerekir. Buradan hareketle "öyleyse insan bilinci tamamen biyolojinin dışındadır" gibi mistik bir sonuç doğrudan çıkarılamaz. Bilim dünyası henüz bilincin tam olarak nasıl ortaya çıktığını eksiksiz bir şekilde açıklayabilmiş değildir. Bu durum, biyolojik açıklama çabasının tamamen yanlış olduğunu değil, elimizde henüz tamamlanmış ve tüm parçaları birleşmiş bir teorinin bulunmadığını gösterir.
Bilincin entegre yapısını inceleyen Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden "Bilinç, karmaşık sistemlerin bilgi işleme kapasitesinin ve organizasyon derinliğinin bir türevidir; bu yüzden basit genetik kıyaslamalar zihnin tüm katmanlarını ele vermez" şeklinde açıklama yapan Prof. Dr. Giulio Tononi [3], organizasyonun karmaşıklığına işaret eder. Asıl felsefi soru da tam bu noktada bütün haşmetiyle kapımızı çalmaktadır: Beyin maddesel ve kimyasal olarak bu kadar birbirine benzerken, neden ortaya çıkan benlik, öz-farkındalık ve soyut düşünce evreni bu kadar farklı ve benzersizdir?
[1] Dr. Frans de Waal, Emory Üniversitesi, "Primatların sosyal zekası ve araç kullanım becerileri, onların da zihinsel bir iç dünyaya sahip olduğunun açık kanıtıdır, ancak bu iç dünya insanla aynı kulvarda yürümez", Primatoloji ve Davranış Bilimleri Dergisi, Atlanta, 2015
[2] Prof. Dr. Svante Pääbo, Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü, "Genomik dizilimdeki minik kaymalar ve gen ekspresyonundaki zamansal kaymalar, insan beyninin yapısal örgütlenmesinde radikal dönüşümlere yol açmıştır", Evrimsel Genetik Araştırmaları, Leipzig, 2020
[3] Prof. Dr. Giulio Tononi, Wisconsin-Madison Üniversitesi, "Bilinç, karmaşık sistemlerin bilgi işleme kapasitesinin ve organizasyon derinliğinin bir türevidir; bu yüzden basit genetik kıyaslamalar zihnin tüm katmanlarını ele vermez", Bilinç ve Nöroloji İncelemeleri, Madison, 2018
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."