BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhaba Dostlar,
Gelişmiş savunma sanayii ve modern devletlerin bütçe oyunları, yüzyıllardır insanlığın en pahalı tiyatro oyunlarından biridir. Görünürde ortada büyük meydan savaşları, topyekûn taarruzlar ve kıtaları kana bulayan ordular yokmuş gibi görünür. Kâğıt üzerinde barış antlaşmaları imzalanır, diplomasi masalarında zarif çay fincanları tokuşturulur ve milletler arası dostluk rüzgarları estirilir. Fakat işin mutfağına, yani ekonomik gerçekliğe baktığımızda tablonun rengi anında değişir. Savaşmıyoruz belki ama her an savaşa hazır, hatta bizzat savaş ekonomisinin çarkları arasında ezilen bir dünyada yaşıyoruz.
Eski çağların hükümdarları oldukça düz bir mantıkla hareket ederdi. Bir kral ordusunu toplar, komşu ülkenin sınırından içeri girer, toprakları ele geçirir, limanları zapt eder ve madenlere el koyardı. Savaşın amacı gayet netti: Toprak, hammadde ve vergi. Ancak teknolojik devrimler ve özellikle nükleer silahların icadı, bu ilkel iştahın önünü kesti. Hiroşima ve Nagazaki’den sonra büyük güçler anladı ki, doğrudan bir nükleer kapışmanın galibi olmayacaktı; kazananın da kaybedenin de kül olduğu bir masada kumar oynamak akıl kârı değildi. Böylece cepheler küçüldü, çatışmalar bölgeselleşti ve savaş biçim değiştirdi. Tankların yerini finans, orduların yerini ise küresel pazarlar aldı.
Siber Çağın Sömürgecilik Yöntemleri
Bugün sömürgecilik için donanma göndermeye, asker çıkarmaya ya da bayrak dikmeye gerek kalmadı. Bir ülkeyi ekonomik olarak esir almak istiyorsanız, ona teknolojik bağımlılık enjekte etmeniz fazlasıyla yeterlidir. Dışarıdan ithal edilen bir savaş uçağı veya gelişmiş bir savunma sistemi, masum bir çeyiz sandığı gibi gelmez. O sistemin ardında yedek parça, sürekli güncellenen yazılımlar, bakım anlaşmaları, pilot eğitimi ve bitmek bilmeyen bir güvenlik aboneliği vardır.
İstediğiniz dijital platformun üyeliğini tek tuşla iptal edebilirsiniz, ancak ülkenizin hava savunma sisteminin yazılımını veya kritik bileşenlerini tren biletini iptal eder gibi iptal edemezsiniz. Bir kez o ekosisteme bağlandığınızda, artık sadece bir savunma ürünü satın almış olmuyor; karar alma mekanizmanızı yabancı başkentlerin ellerine teslim ediyorsunuz. Sömürgecilik artık tankla tüfekle değil, görünmez tedarik zincirleri ve uzun vadeli sözleşmelerle yürütülüyor. Ülkenin tapusu sizde kalıyor ama iradesi başkalarının masasında şekilleniyor.
Korkunun Piyasada Yarattığı Devasa Hacim
Silah endüstrisinin en kusursuz işleyen mekanizması, ürün satmak için mutlaka fiili bir savaşın çıkmasını beklememesinde yatar. Savaş ihtimali, silah tüccarları için en kârlı ticari yakıttır. Fiilen savaş çıktığında ticaret yolları zarar görür, fabrikalar vurulur ve üretim aksar. Oysa kontrollü gerilim, havucu eşeğin önünde sürekli sallamak gibi piyasayı her daim canlı tutar. İki komşu ülke arasında yaratılan ufak bir güvensizlik, "Acaba gece uykumuzda bizi vururlar mı?" paranoyası, savunma bütçelerini tavan yaptırmak için yeterlidir.
Bu noktada bütçe öncelikleri acımasızca yer değiştirir. Eğitim bekler, hastaneler çürür, altyapı yatırımları rafa kaldırılır, gençlerin istihdamı ertelenir; fakat savunma bütçesi bir saniye bile gecikmez. Çünkü güvenlik korkusu, halkın "Bunu da seneye yaparız" diyemeyeceği kadar kutsallaştırılmış bir bahanedir. Halkın cebinden çıkan her kuruş, bitmek bilmeyen bir tehdit algısıyla silah lobilerinin kasasına akar. Sonuçta ne kadar çok silah alırsanız, karşı taraf o kadar çok korkar; karşı taraf korktukça siz daha da fazla silah alırsınız. Bu kısır döngü, güvenlik sarmalı adı altında devasa bir ekonomik canavarı besler.
Gerçek Bağımsızlığın Temel Kriterleri
Tüm bu tablo bize çok net bir gerçeği fısıldıyor: Gerçek bağımsızlık öyle kürsülerden "Bize kimse karışamaz!" hamasetleriyle kazanılamaz. Kendi tankınızı üretmek bile tek başına bir şey ifade etmez; asıl mesele o tankın motorunu dökebiliyor musunuz, çipini tasarlayabiliyor musunuz, yazılımını kendi mühendislerinizle yazabiliyor musunuz?
Bilimi, eğitimi, teknolojik altyapıyı ve Ar-Ge’yi elinde tutmayan bir ülke, ne kadar para harcarsa harcasın aslında kendi bağımlılığını finanse ediyordur. Ülkenin geleceğini güvence altına alan şey sadece demir yığınları değil, o demiri işleyecek aklı ve üretecek ekonomiyi elinde tutmaktır. Aksi takdirde, güvenlik için yaptığımız her harcama bizi korumaktan ziyade, küresel pazarın zincirlerine biraz daha sıkı bağlamaktan başka bir işe yaramayacaktır.