Merhaba Dostlar,
Doğanın kanunu serttir, taviz vermez; orada "çıkarların mutlak egemenliği" hüküm sürer. Hayvanlar alemine baktığınızda öyle ortak akıl, sosyal sorumluluk projeleri, yardımlaşma dernekleri göremezsiniz. Bizim akıllı uslu sandığımız, belgesellerde masum melekler gibi izlediğimiz o aslanlar var ya, hani şu karizmatik duruşlarıyla savanaları sallayanlar... İşte o aslanlar aynı avı yakaladıklarında aralarında diplomatik bir zirve düzenlemezler. "Kardeşim yeni avladık, hadi paylaşalım, ortası senin olsun" gibi bir diyalog asla geçmez. Güçlü olan, en kallavi, en yağlı yeri kapar; ötekine ise anında kallavi bir pençe atarak "Bana bak ulan, ikile!" mesajını net bir şekilde verir. Hayvanlar aleminde paylaşımcılık aramak, çölde su aramak gibidir; yokluktan ibarettir.
Ancak iş insan soyuna gelince matrak bir çelişki baş gösterir. Biz insanız, şanlı tarihimiz boyunca hep paylaşımcı olduğumuzla övünürüz. Medeniyet dedikleri nane tam olarak bu ortak yaşam arzusu üzerine kuruludur. Fakat madalyonun diğer yüzünde, o modern insanın gözünü bürüyen materyalizm ve kapitalizm denilen kudretli canavar yer alır. Bu sistemin temeli çok basittir: Ben, benim çıkarlarım, sadece benim menfaatlerim! Eskiler buna nefis demişler, ego demişler. İnsan ruhunun en derin, en karanlık kuyularından beslenen bu dürtü, bireyin tüm benliğini sarıp sarmalar.
Nefsin Esaretinde Bir Ömür
İnsanlık tarihi boyunca iki tip insan profili olagelmiştir ve bu tipler hiç değişmemiştir. Birinci tip insan, nefsinin arsız isteklerine, doymak bilmez arzularına esir düşmüş, hayat felsefesini tek bir kelime üzerine kurmuştur: Hep ben, hep ben, hep ben! Bu tipler için dünya, etraflarındaki milyonlarca insanla birlikte değil, yalnızca kendi etraflarında döner. Onların gözünde başkalarının acısı, yoksulluğu veya çaresizliği sadece birer detaydır. İkinci tip insan ise empati kurabilen, karşısındakinin yüreğine dokunabilen, insana hak ettiği değeri veren ve dünyaya sevgiyle yaklaşan nadide ruhlardır. İşte dünyayı hala yaşanabilir kılan da bu ikinci tip insan soyunun tükenmemiş olmasıdır.
Maddenin Cazibesi ve Para Hırsı
Ne yazık ki günümüz dünyasında birinci tip insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur ve bunların bir kısmı için maddeden başka hiçbir kutsal değer kalmamıştır. Onların ibadethanesi bankalar, ilahları ise paradır. Sadece para, para, para... Çıkarları uğruna çiğnemeyecekleri mukaddes, harcamayacakları insan yoktur. Hatta tarihte ve günümüzde bunun en acı, en trajikomik örneklerine şahit oluruz. Dünyanın en zengin insanlarından biri, servetine o kadar körkütük aşıktır ki, evladı ölümcül bir hastalığa yakalandığında bile paranın o değerli kasasından çıkmasına gönlü razı gelmez. Doktorlar acı haberi verir, "Özel hastanede şu kadar paraya acil ameliyat olması lazım" derler. Para babasının verdiği cevap ise insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek cinstendir: "Bana ne, devlet yapsın!" İşte kapitalizmin ruhu, özü, kalbinin attığı yer tam olarak bu vicdansızlıktır; madde sevgisi ve doymak bilmez bir para hırsıdır. Diğer taraftakiler için ise para sadece bir araçtır, amaç asla olmamıştır.
Sonuç itibarıyla, doğadaki aslanın avını paylaşmamasındaki vahşilik ile kapitalist sistemin zengin patronunun evladını bile parasızlıktan mahrum bırakacak kadarki cimriliği arasında kökensel bir fark yoktur. Biri bunu doğanın kanunu olarak karnını doyurmak için yapar, diğeri ise modern dünyanın getirdiği materyalist hırsla ruhunu satarak gerçekleştirir. Aradaki tek fark, aslanın hiç olmazsa felsefe yapmaması, vicdan maskesi takmamasıdır. Bizler insan olarak bu ikilemden ne zaman sıyrılabileceğiz? Cevap, o ikinci tip insanların merhametinde gizlidir.