Merhaba Dostlar,
Entegrasyon dediğin şu cicili bicili kavram, yani havalı tabiriyle uyum sağlama, başka bir kültürle kaynaşma meselesi... Biz Türkler bu işi dünyadaki diğer milletlerden hep bir farklı, hep bir pişkince yapmışızdır. Hatta öyle bir noktaya gelinir ki ortada entegrasyon mu var, kimya laboratuvarından kaçmış kültürel füzyon mu var, yoksa memleket usulü basılmış bol kaşarlı bir karışık tost mu var, kainatın asrı saadet alimleri bile karar veremez. Tarihin tozlu raflarına baktığında zaten bu işin kökünde bizim hırsızlık değil, koleksiyonculuk yattığını görürsün. Bir toplulukla mı karşılaştın? Kaptığı gibi kültüründen bir parça yürütürsün; öbürüne çatarsın, oradan başka bir cımbız atarsın. Sonra bütün o çaldıklarını kendi milli kazanında harmanlar, üstüne biraz kimyon atıp bambaşka bir hilkat garibesi çıkarırsın ortaya. Sonuçta ne tam o gavura benzersin ne de öz ocağında saf kalırsın; ortaya kendine has, şahsına münhasır bir melez yapı çıkar.
Çay demlenirken yapılan sosyal entegrasyon politikaları
Bizim entegrasyon manifestomuzun altındaki imza bellidir: “Sen bize gel, gerisini biz hallederiz paşam.” Başka milletler entegrasyonu becerebilmek için on yıllarca akademik raporlar, sosyal politikalar, kültürel uyum projeleri ve hukuki mastürbasyonlar hazırlayadursun, biz bu işi iki dakikada hallederiz. Misafir kapı eşiğinden içeri adımını attığı an çaydanlık ocağa sürülür, yemek masası donatılır, iki lafın beli kırılır; daha adamün memleketine dönüş bileti yanmadan aile meclisinin daimi üyesi haline geliverir. Bizde misafirperverlik öyle acınası bir boyuttadır ki, kapıdaki “Hoş geldin” merasimi birkaç saat içinde “Kızımızı verdik, damadımız da gözümüzün bebeği oldu” noktasına bağlanır. Allem eder kallem ederiz, adamı kendi soy kütüğümüzün içine gömeriz. Dünyanın geri kalanında entegrasyon bir devlet politikasıdır; bizim memlekette ise bu iş çay, yemek ve akraba sokuşturma sisteminden ibarettir.
Anadolu’nun o koca kazanında kaynayan medeniyetler çorbası
Aslında bu durumun arkasında yatan şey, Anadolu coğrafyasının ta kendisidir. Bu topraklar yüzyıllar boyunca dinden imandan, dilden telden, renkten huydan bin türlü insanın kafasının gözünün yarıştığı bir kavşak, bir han-ı yagma olmuştur. Türkler buraya ilk ayak bastıklarında yerli halkla sadece kılıç sallayıp kafa kesmemiş, aynı zamanda halay çekmiş, kız alıp kız vermiştir. İslam coğrafyasının getirdiği o mistik rüzgarlar, Bizans’ın mirası, Balkanlar’ın hırçın havası, Kafkasya’nın horonu, Orta Doğu’nun baharatı ve Akdeniz’in o tembel güneşi hep birlikte bizim kültürel hamurumuzu yoğurmuştur.
Bugün akşam sofraya oturduğunda parmaklarınla sayabileceğin o muazzam zenginlik buradan gelir. Musakka, baklava, dolma, börek, yoğurtlu ne var ne yoksa... Bir yemeğin kökenini masaya yatırdığımızda, tarihçilerle gastronomi manyaklarının birbirinin boğazına sarılmasını keyifle izlersin. Çünkü kültürler birbirinden kız alıp verirken sınırları siklemez, tarifler el değiştirir, diller bozulur ve sonunda masaya yeni ve afili bir mutfak gelir oturur.
Kültür dediğin laboratuvarda değil, sokakta pişen bir yahnidir
Kültürel uyumun en şahane tarafı da zaten buradadır: Kültürler birbirinin kafasına vura vura yok olmak zorunda değildir. Aksine, birbirinin cebinden üç beş kuruşluk melodi, kelime, tarif aşırarak yeni bir kimlik peydahlarlar. Zaten insanlık tarihinin özeti bundan ibarettir. Hiçbir kültür steril bir laboratuvar tüpünde saf kan yaşayamamıştır. Diller birbirinin kelimesini cinsel organı gibi taşımış, mutfaklar tarifleri çalmış, müzikler ritimleri tokuşturmuştur.
Amerika kalkar kendisini büyük bir göçmenler tenceresi (melting pot derler ya) olarak pazarlar. Çinlisi, İtalyanı, İrlandalısı aynı çatı altında kendi mahallelerinde ghetto hayatı yaşayarak günü kurtarır. Bizim farkımız ise çok başkadır abicim. Bizde kültürel melezleşme böyle steril değil, doğal, pişkince ve en zoka yerinden gündelik hayatın tam ortasında cereyan eder.
Çünkü bizde bir garibe, bir yabancıya sokakta “Hangi boydandansın, kökün neredendir?” diye sormadan önce çatur çutur sorulan tek bir cümle vardır:
“Aç mısın gardaş?”