Merhaba Dostlar,
ürkiye’de ekonomi yönetiminin paralel evreninde her şey yolunda akarken, vatandaşın dünyasında yer çekimi kanunları bile farklı çalışıyor. En somut örneğini artık sokak başındaki ATM’lerin önünde ibretle izliyoruz.
Bankamatiğe gidiyorsunuz; niyetiniz sade, cebinize üç beş kuruş koymak. Ekrana o klasik, hafif alaycı soru düşüyor: “Çekmek istediğiniz tutarı giriniz.” Tuşluyorsunuz makul bir rakam, örneğin 10 bin lira. ATM önce derin bir devlet memuru sessizliğine bürünüyor, içerideki çarklar ağır ağır dönüyor. Sonra o meşhur hazne açılıyor ve size mini bir kâğıt fabrikatörlüğü armağan ediyor. 50 tane iki yüzlük! Elinizde para değil, adeta beşinci sınıf bir iskambil destesi ya da evrak teslim tutanağı var. 20 bin çekerseniz 100 adet, 50 bin çekerseniz tam 250 banknotla kışa odun depolar gibi eve dönüyorsunuz. Mesele sadece cüzdanınızın kabarması değil; ATM’lerin kasetleri bu kağıt israfı yüzünden hızla boşalıyor, bankalar sürekli sefertası taşır gibi cihaza para yetiştirmek zorunda kalıyor. Doğal olarak sonuç kaçınılmaz: “Bu ATM’de para bulunmamaktadır.” Tebrikler, paranız var ama doğru kupür yok; market rafında ürün arar gibi ATM kovalıyoruz.
500 Lira Neden Saklanır?
Tedavüldeki en büyük banknotumuz olan 200 TL, 2009 yılında piyasaya sürüldüğünde adeta servet belgesiydi. O zamanlar cebinizde 200 lira taşıdığınızda kendinizi küçük çaplı bir müteahhit gibi hissederdiniz. Bugün ise 200 lira, cebinizde olsa olsa alışverişe başlamadan önce manevi bir teselli görevi görüyor. Semte pazarına veya markete girin, iki parça domates, bir kutu süt alın; kasa ekranında o rakamı görünce insan ister istemez elindeki banknota bakıp fısıldıyor: “Sen gerçekten 200 lira mısın, yoksa bir illüzyon mu?”
İşte tam bu noktada 500 TL ve 1.000 TL tartışmaları alevleniyor. Teknik olarak bakarsanız, bu paraları basmak için füze bilimi gerekmiyor. Türkiye geçmişte de büyük kupürler kullandı. Mesele imkânsızlık değil; mesele psikolojik makyaj. Ekonomi yönetimi korkuyor ki, 500’lük banknot piyasaya çıkarsa herkes uyanacak ve “Demek ki 200 artık yetmiyor” diyecek. 1.000’lik çıkarsa manşetler patlayacak. O yüzden enflasyonu banknot basmayarak görünmez kıldıklarını sanıyorlar. Fakat market kasası da ATM de bu psikolojik pazarlamayı yemiyor. ATM’nin derdi yöneticinin hassas ruh sağlığı değil, kasadaki hacim; vatandaşın derdi ise akşam ekmek alırken çuval taşımamak.
Çekmeceleri Büyüten Kriz
Eskiden insanların cebinde para azdı ama ortalıkta bir düzen vardı. Şimdi bazı vatandaşların yine parası az ama banknot sayısı rekor kırıyor. 200 liranın satın alma gücü buharlaştıkça, aynı harcamayı yapmak için katbekat fazla kağıt paraya ihtiyacımız oluyor. Parayı çekip eve götürüyorsunuz, çekmece kapanmıyor; çünkü bu ekonomik kriz bütçeyle birlikte mobilyaları da zorluyor.
Yarın öbür gün 500 TL’lik banknotlar çıktığında ne olacak sanıyorsunuz? ATM’lerin işi bir nebze rahatlayacak, vatandaşın cebindeki kağıt kalabalığı azalacak. Ama o ilk gün herkes birbirine aynı soruyu soracak: “Neden şimdi?” Çünkü bir ülkenin en büyük banknotu, o ekonominin röntgen filmidir. Türkiye’nin röntgeninde ise hâlâ 200 rakamı parıldıyor ama hayatın faturaları çoktan milyonluk cümleler kurmaya başladı.
Asıl mesele 500 liranın basılıp basılmayacağı değil; paranın onurunun ne zaman iade edileceğidir. Hedefimiz ATM’lere daha büyük kasetler takmak değil, vatandaşın 200 lirayı harcarken iç çekmediği bir piyasa yaratmak olmalıdır. Eskiden 200 lira cebimize girerken yüzümüz gülerdi; şimdi ATM’den çıkıyor, daha cihaza sırtımızı dönmeden buharlaşıp gidiyor. Türkiye ekonomisinin özeti bundan ibarettir: Banknotlar sayıyla, sefalet ise misliyle büyüyor.