BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhaba Dostlar,
Batılı ülkelerde şu sıralar "insancıl kapitalizm" tartışmaları havada uçuşuyor; akademisyenler kibar kürsülerden reform reçeteleri yazıp duruyor. Lakin bu tartışmaları bizim coğrafyaya uyarlamaya kalkarsanız, tam anlamıyla "tırışkada nameler" deyimi konseptin ortasına mermi gibi oturur. Çünkü bizim gibi topraklarda kibar, insancıl falan değil; vahşinin de vahşisi, hatta hayvani bir kapitalizm hüküm sürüyor. Adamlar insancılı tartıştığına göre, demek ki madalyonun öteki yüzünde alabildiğine vahşi ve dizginsiz bir sistem yatıyor. Bizde ise madalyonun sadece vahşi yüzü var, tura tarafı ise çoktan sıyrılarak sıfırlanmış durumda.
Sermayenin Dişlileri Arasında İnsan Eti
Kapitalizm özünde paraya, sermayeye ve çarkların acımasızca dönmesine dayalı mekanik bir sistemdir. Temel gayesi bellidir: İnsanların akıl terini, emeğini ve ömrünü, servet sahibi avuç içi kadar elit azınlığın sömürmesi. Bu sistemin vicdanı, dini veya kitabı yoktur; tek ilkesi kâr marjıdır. İnsanın emeği öğütüldükçe modern çağın köleleri yaratılır.
İşte Batı’daki zihniyet, bu sistemin patlamaması için adına "insancıl kapitalizm" dediği makyajı tasarladı. Sosyal adalet, gelir eşitsizliklerinin törpülenmesi ve çevresel sürdürülebilirlik gibi kulağa hoş gelen hedefler masaya sürüldü. Ama asıl amaç sistemi kurtarmaktır; zira artan yoksulluk uçurumu ve adaletsizlikler, sistemin kriz tetikleyicileridir. İklim krizleri, buzulların erimesi ve otomasyon dalgası sermaye sahiplerine açıkça şunu fısıldıyor: "Bu gidişle sömürecek ne bir doğa ne de nefes alan köle bulabileceksiniz!"
Komünizmin Ütopik Mezarlığı ve Çin’in Kapitalist Kurnazlığı
Tarih boyunca bu gidişata çomak sokmak isteyenler de oldu. Yeryüzünde bir zamanlar kurulan komünist rejimler, kapitalizmin tüm kodlarını çözdüklerini iddia ederek sınıfsız, eşit ve saf bir refah insanlığı hayal ettiler. Lakin insanın doğasındaki hırsı ve ihtirası hesap edemedikleri için o rejimler kıtlığa, dehşet baskılara ve devlet terörüne dönüştü. Bugün Kuzey Kore hariç serbest piyasanın girmediği toprak parçası kalmadı. Hatta Çin’in başında duran Komünist Parti bile şimdilerde en koyu kapitalist ve liberal çarkları çevirmekle meşgul. Sistem, kendi antitezini bile yutarak mutant bir biçimde yoluna devam ediyor.
Din Afyon mu, Yoksa Sermayenin Zırhı mı?
Karl Marx, "din bir afyondur" derken son derece haklı bir tahlil yapıyordu. Egemen güçler, emekçi sınıfı kuzu gibi tutabilmek için sabrı, tevekkülü ve azla yetinmeyi dini referanslarla pompaladılar. Tarih boyunca dinler, sarayların ve servet sahiplerinin çıkarlarına hizmet eden en sadık kalkanlar oldu. Oysa işin esası hiç de öyle değil. Semavi dinlerin köküne inildiğinde tablo bambaşka bir hakikati haykırır. Dört semavi kitabın hepsinde de zenginliğin ne denli tehlikeli bir kibir vesilesi olduğu, hatta servet sahiplerinin cennete girmesinin devenin iğne deliğinden geçmesinden zor olduğu açıkça yazılıdır.
Yahudiler parayı ve altını kutsallaştırdıkları için tarihin farklı dönemlerinde ağır bedeller ödediler. Tevrat’ın sayfalarında dahi maddiyatın yıkıcılığı ve fakirin hakkının gözetilmesi emredilir. İncil’de zenginlerin cennete girmesinin imkansızlığı vurgulanır. İslamiyet de bundan farksızdır; servet hırsı ve para tutkusu Kur’an’da ve hadislerde defalarca yerilmiştir. Fakat servet sahipleri bu hakikatleri de eğip bükerek kendi çıkarlarına uydurdular. Allah’ın rızık verici olduğunu unutup, kendilerini bu topraklarda rızık dağıtan ilahlar sandılar. Dini kullanarak paraya taptılar.
Kapitalizmin Sonu ve Küçük Tanrılar
Son tahlilde, Allah’ın da rıza göstermediği bu çarpık kapitalizm düzeni günün birinde elbette tarihin çöp sepetini boylayacaktır. Ancak o günün bugünden hemen yarın gelmesi pek olası görünmüyor. Çünkü devasa sermaye sahipleri, ellerindeki iktidar gücüyle birer küçük tanrı haline geldiler ve bu kudretten vazgeçmeye niyetleri yok. Bizim oralarda ise bu büyük dönüşüm tartışmaları bir yana, halk tırışkada nameler eşliğinde günlük hayatın cehenneminde boğulmaya devam ediyor.