Merhaba Dostlar,
Karar Mekanizmasının Arıza Yaptığı Anlar
İnsanoğlunun ömrü, kırk dereden su getiren kararlar verip, sonra da "Ben bu haltı niye yedim?" diye kafayı duvarlara vurmakla geçer. Sabah gözünü açarsın, ilk imtihan başlar: Kalkayım mı, yoksa yorganı başa çekip kış uykusuna mı yatayım? Diyete başlayacağım dersin, miladı da "Pazartesi" olarak tayin edersin. Pazartesi sabahı gelip çatar, bu kez de "Hafta ortası oldu, bari pazartesiye saklayalım" diyerek işin içinden sıyrılırsın. Daha güne başlarken bile irademizin şalteri atmıştır. Küçük kararları geçtik, o restorana gidince yaşanan stratejik krizler adeta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumlarını aratmaz. Garson masaya yaklaşır, biz elimizde menüyle kristal taş arayan arkeolog gibi inceleme yaparız. Yan masadakinin tabağına göz atıp garsona "Şunun porsiyonu büyük mü? Çok mu büyük? Normal mi? Sen olsan ne yersin?" diye hayatının hatasını yaptırırsın. Garson dayanamayıp "Şunu al" der, sen de sipariş verirsin. Ama beş dakika sonra başka masaya gelen o nefis kokulu kebap gözüne çarpınca, içindeki bütün "keşke" mekanizması tıkır tıkır çalışmaya başlar.
Evlilik müessesesi ise bu işin şampiyonlar ligidir. Nikah masasında "Hayatımın aşkını buldum, ruh eşimin limanına demir attım" diye masallar anlatırsın. Aradan üç beş yıl geçer, evdeki romantizm rüzgarları yerini mutfak lavabosundaki bulaşık kavgasına bırakır. Sevgililik dönemindeki "Beni özledin mi meleğim?" cümleleri, evlilik sonrasında "Çöpü çıkardın mı herif?" sorgu suallerine evrilir. Karar verirsin ama faturasını ancak yıllar sonra ödersin. Torunun gelip sana "Dede, sen gençken bu deli kadını nasıl aldın?" diye sorduğunda, dede bakar tavana ve basar acı gerçeği: "Bilmiyorum evladım, millet evleniyordu, ben de kalabalığa uydum." İnsanlık tarihinin özeti zaten şu üç kelimeden ibarettir: Millet öyle yapıyordu. Meslek seçerken bile kendi hayallerimizin peşinden gitmeyiz; mahalledeki amcalar kurulu, teyzeler komisyonu ve hısım akraba meclisi bizim adımıza karar alır. Çocuğa "Ne olacaksın?" diye sorarlar, çocuk "Resim yapacağım" der. Akraba heyeti hemen veto basar: "Boş ver resmi oğlum, ressamın karnı doyar mı? Sen mühendis ol, amcanın oğlu köşe oldu." Çocuk mühendis olur ama kırk yaşına geldiğinde aynaya bakıp "Ben bu cetvelle, bu projeyle niye evliyim?" diye ağlar. Tabii ağlarsın, çünkü o mesleği sen seçmedin; mahallenin dedikodu çetesi onaylamıştı.
Keşke Arşivinin Daimi Abonesi Olmak
Hayatımız baştan aşağıya bir "Keşke Arşivi" müzesidir. Keşke o evi almasaydım, keşke o arabayı satmasaydım, keşke o kadını dinleseydim, keşke hiç evlenmeseydim... "Keşke" kelimesi, yanlış kararların resmi sponsoru ve onursal başkanıdır. Fakat burada ufak bir adaletsizlik var; insan her yanlışı yaptığında kendisini suç makinesi ilan eder. Oysa karar anında elimizde geleceği gösteren bir fal taşı yoktu ki! Yarın doların ne olacağını, havanın nasıl basacağını bilsek zaten borsada kral olurduk. İnsan bilmediği geleceğe karşı hamle yaparken yanılabilir. Asıl felaket, yanlış yola girdiğini bildiğin halde sırf inat olsun diye o yolda kamyon gibi devam etmektir. Navigasyon sana haykırır: "200 metre sonra sağa dön, U dönüşü yap!" Sen direksiyona yapışır ve "Ben karar verdim, bu yoldan dönmem!" dersin. Navigasyon bir süre sonra "Kendi bilir, uçuruma az kaldı" der ve susar. Yanlış karardan dönmek asla zayıflık değildir, aksine akıllı adamın limana erken yanaşma taktiğidir.
Bir de işin karakter ve ilke boyutu vardır ki d evlerler yuvasıdır. Günlük menüden yemek seçer gibi ilke değiştirenler var. Bugün rüzgâr kuzeyden eser başka konuşur, yarın güneşe döner tam tersini savunur. Sonra da pişkin pişkin "Ben fikir değiştirdim, gelişime açık bir insanım" derler. Fikir değiştirmek ayrıdır, omurgasızlık başka bir sanattır. Güvenilir insanın sözü senettir; rüzgâr gülü gibi dönen adamdan hayır gelmez. Hayatın en zor ama en şahane cümlesi nedir bilir misiniz? "Ben hata yaptım ve bu kararın sorumluluğunu bizzat sırtlıyorum." Bütün mesele budur. Başarı bizim olunca kibirden patlarız, çuvallayınca "Bana öyle yapmamı söylediler" diye faturayı komşuya keseriz.
Millet Ne Der Komisyonunun Toplantı Odası
Şunu kafamıza kazımamız gerekiyor: Hayat bizim hayatımız, hesabı da öbür tarafta veya bu tarafta bize kesilecek. Başkalarının çizdiği rotada yürürsen, en sonunda duvara çarpıp "Ben neye karar vermiştim ya?" diye bakakalırsın. Hayatımızın en büyük trajedisi, karar vermemek için yıllarca toplantı üstüne toplantı yapmak ve komisyon raporu beklemektir. O komisyonun mesaisi asla bitmez, toplantıdan da asla net bir sonuç çıkmaz. Sabah uyanırsın, hafıza sıfırlanmıştır. Yastığa kafanı koyduğunda verdiğin kararı sabah unutursun. O yüzden hayatı "Millet ne der?" cemaatinin ellerine teslim etmeyin. Yanlışsa dönün, doğruysa arkasında durun, gerekirse masaya yumruğunuzu vurup "Hayır!" demesini bilin. Yoksa ömrünüz, "Acaba neye karar vermiştim?" bulmacasını çözmeye çalışmakla harcanıp gider.