Merhaba Dostlar,
Tarih sayfalarını karıştırdığınızda anlıyorsunuz ki, bazı milletler treni kaçırır, bizim millet ise tren kalkmadan rayların üzerine "Acaba bu lokomotifi hangi dış güç imal etti?" diye protesto çadırı kurar. Otobüsü beş dakika kaçırmak gibi masum gecikmelerden bahsetmiyoruz; bizimkisi resmen çağ kaçırma rekorları kırma maratonudur. Dünyada Gutenberg kollarını sıvamış, matbaayı icat etmiş, kitaplar birbirini kovalarken bizim hattat efendi mürekkebini yalatmış, bir sayfa metni bitirene kadar padişah üç kez değişmiş. Zavallı hattat kafasını kaşıya kaşıya "Padişahım, yeni hünkarın tuğrası mühürlendi mi?" diye soruyor, "Değişti" dediklerinde ellerini havaya açıp "Eyvah, sıfırdan başlıyoruz!" diye feryat basıyordu. İnsan gücüyle çalışan bu devasa fotokopi makinesi devri, haliyle memlekette yaygın sinir bozukluğuna sebep oluyordu.
Teknolojinin bizim sınırdan içeri eli kolu sallayarak girmesi zaten mümkün değildir. Önce bir özel ihtisas komisyonu kurulur. Komisyon üyeleri kahvelerini yudumlarken konuyu ciddiyetle inceler, raporlar yazar, o raporu bir başka dairenin tozlu raflarına postalar. Tam makineler çalışacak gibi olur ki bizim memleketin milli refleksi devreye girer: "Bu işin arkasında kim var?" Elektrikler kesilir, kesin şer odaklarının parmağı vardır; internet yavaşlar, "Bizi kesin izliyorlar" diye modeme dik dik bakarız. Domatesin fiyatı fırlar, "Dış güçler salça olmamıza rıza göstermiyor" deriz. Matbaa geldiğinde de mantık aynen şöyle çalışmıştır: Matbaa ne yapıyor? Kitap basıyor. E kitap zaten elle yazılıyor. E daha hızlı? Hattatlar ne olacak? Soru sormak yasak çünkü soru soranın huzuru bozulur; soru sormayan toplum ise idare edenin sırtında kurye atı gibi koşturur.
Yapay Zekânın Soy Kütüğü Araştırması
Bizde yeni bir şeyin teknik özelliklerinden önce soy kütüğü sorgulanır. Telefonun kamerası kaç megapiksel, işlemcisi kaç nanometre? Bunlar boş laflar; asıl soru "Hangi ülkenin malı?" sorusudur. Arabanın kaportası sağlam mı, freni tutuyor mu? Onuver geç. Önemli olan "Yerli ve milli mi?" damgasıdır. Yakın gelecekte yapay zekâ bizim lisanla konuşup şiir yazmaya başladığında hiç şaşırmayın; o garip yapay zekâ modeli "Ben bir dil modeliyim efendim" diyecek, bizim kahvedeki amca karşısına dikilip "Sen önce kimliğini bir açıkla bakalım, arkandaki server nerede?" diye sıkıştıracaktır.
Medeni dünya yeni bir teknolojiyle karşılaştığında "Bunu üretime nasıl sokarız?" diye düşünürken, bizim memlekette hemen siyasi parti kurma çalışmaları başlar. Birinci taraf çıkar "Bunu biz yaptık" der, ikinci taraf "Hadi oradan, siz çivi bile çakamazsınız" diye kükrer, üçüncü taraf ise "Zaten bu caiz değil, günah" diyerek işin içinden sıyrılır. Vatandaş ortada kalmış, "Ben bu köprüden geçebilir miyim?" diye sorunca da "Sen önce hangi partilisin, cebindeki kartı göster!" muamelesi görür. Köprü bile şaşkınlıktan asfalt dökecektir neredeyse: "Kardeşim ben köprüyüm, siyasi parti şubesi değilim!"
Medeniyet Kızarak Değil, Üreterek Kurulur
Tarih bize çok basit bir hakikati haykırıyor ama kulaklarımız tıkalı: Bilgi gecikmeye gelmez. Siz mürekkebin helal olup olmadığını, matbaanın günah olup olmadığını tartışırken adamlar laboratuvar kuruyor, elektrik şebekesini çekiyor, yeni ilaçlar geliştiriyor. Yıllar sonra dönüp "Bunlar bu işi nasıl becerdi?" diye bakakalıyoruz. Cevap aslında çok net: Adamlar çalıştı, biz ise toplantı yaptık.
Eğer bu kafa yapısını değiştiremezsek, gelecekte torunlarımız tarih kitaplarında şu trajikomik diyalogları okumak zorunda kalacak: "2026 yılında yapay zekâ patlak verdi; ancak dönemin insanları uzun süre bunun yerli ve milli olup olmadığını tartıştı." Torunun biri soracak: "Peki sonra ne yaptılar büyük baba?" Tarihçi basacak kalayı: "Toplandılar, komisyon kurdular evladım." İşte o zaman tarih tekerrürden ibaret değil, resmen komedi tüneli olur. Artık şu "Bunu kim yaptı?" sorusunu bir kenara bırakıp, "Neden daha önce biz yapmadık?" demenin zamanı gelmedi mi? Yoksa yakında yapay zekâ bizematbaanın hesabını soracak, biz de matbaayı kimden aşırttığımızın komplo teorilerini kuruyor olacağız.