Merhaba Dostlar,
Türkiye’de yaşamak bazen hayatı en uzun soluklu reality show kıvamında izlemek gibidir. Bir gün sabun köpüğü bir romantik komediye denk gelirsin, ertesi gün siyasi drama evrilir, yetmez akşamına ekonomik gerilim sinir küpü yapar. Ancak hangi yapımı açarsanız açın, senaristlerin asla değiştirmediği değişmez bir başrol vardır: Torpil. Kahvede sabah okeyi çeviren Hasan Amca’dan tutun da berber koltuğunda bıyık düzelten Mehmet Bey’e kadar herkes bu illetten dert yanar. Sosyal medya platformları "Liyakat nerede ey ahali?" çığlıklarıyla yankılanır, herkes mağdur, herkes ateş püskürür. Sonra mesai biter, herkes evine çekilir. Evdeki o coşkulu hava anında bipolar bir atağa döner. Kahvede torpile isyan eden o baba, eve gelir gelmez telefona sarılır ve o meşhur repliği patlatır: "Bizim bir tanıdık vardı sanki belediyede..." İşte bizim memleketteki en hızlı moleküler dönüşüm tam olarak bu saniyede gerçekleşir.
Bizler torpile karşıyızdır, lakin kendi torpilimize asla laf ettirmeyiz. Başkası kayırıldığında ortalık yıkılır, "Adalet elden gidiyor!" diye feryat figan edilir; ama sıra bizim evladın işe girmesine, kızın tayininin çıkmasına gelince mevzu "Çocuğun hakkıydı zaten, boşta mı kalsın gariban?" retoriğine evrilir. Başkasının dayısı devreye girince adı torpil ve adam kayırma olur, bizim enişte telefon açınca "Ne yani, tanıdığımız var diye kullanmayalım mı?" diyerek anında pragmatizmin zirvesine yerleşiriz. Zaten bu topraklarda bazı insanların soy ağacından ziyade torpil ağacı vardır. Biri sorar: "Bu adam kim?" Öteki cevaplar: "Eniştenin kayınbiraderinin amcazadesi." "E seninle ne alakası var?" "Vallahi tam bilmiyorum ama işimizi görüyor ya, önemli olan o!" Modern Türkiye’deki akrabalık sisteminin özeti tam olarak bu botanik bahçesidir.
CV’ye Dayı Hanesi Ekletme Operasyonu
Genç bir evlat düşünün; üniversiteyi bitirmiş, üç yabancı dil devşirmiş, bilgisayar programlarının altını üstüne getirmiş, stajlar yapmış, sertifikaları tespih tanesi gibi dizmiş. Gururla iş başvurusu yapıyor. İnsan kaynakları müdürü CV’yi şöyle bir süzüyor: "Harika evladım, tebrik ederim. Lakin bir şey eksik." Genç şaşkınlıkla soruyor: "Efendim? Eksik olan ne?" Müdür efendi cigaradan bir nefes çeker gibi bakıp yapıştırıyor cevabı: "CV’de dayını göremedim yavrum." Genç eve dönüp annesine dert yanıyor: "Anne, adamlar CV’ye dayı yazdırmamı istiyor!" Anne hiç istifini bozmadan klasik Anadolu irfanını konuşturuyor: "E niye yazmadın oğlum, adamın bir bildiği vardır! Ben sana küçükken dedim, bizim bir tanıdık bulmamız lazımdı diye."
Annelerin bu kariyer danışmanlığı mesaisi asla bitmez. "Oğlum buldun mu işi?" "Yok anne." "Sen dur, teyzenin komşusunun kayınbiraderinin baldızı vardı ya..." "Anne kim o ya, tanımıyorum!" "Olur mu oğlum, adam bir yerde müdür, ararız bir hal çaresine bakarız." Bizde işe girmek için yeteneğin değil, akrabalık haritasının genişliği esastır. Hatta işi o kadar abarttık ki, artık sadece kamu kurumlarında ya da özel sektörde değil; mezarlık seçiminde bile torpil arar hale geldik. Adam ölmüş, dünyadaki bütün kariyer hedeflerini geride bırakmış ama arkada kalan aile "Burası olmaz, merhumun manzarası yok, güney cephe lazım" diye iddiaya giriyor. Mezarlıktan deniz manzarası arayan bir milletin ahirette de "Acaba kapıda tanıdık bir memur var mıdır?" diye sorması an meselesidir. Allah muhafaza, mahşer yerinde biri çıkıp "Bizim dayı sırat köprüsünün başında müfettiş, bizi biraz öne alabilir miyiz?" derse hiç şaşırmayın.
Torpilin Akademik Müfredata Alınması An Meselesi
Pul biriktiren var, eski para koleksiyonu yapan var; bizim milli hobimiz ise torpil koleksiyonculuğudur. "Ben amcamın torpiliyle kapağı attım", "Ben dayımın hatırına ehliyeti kaptım", "Bizim komşunun oğlu belediyede, sıra beklemeyiz". Hayat anılarımız bile "Tanıdıklararacılığıyla Hayatta Kalma Rehberi" kıvamında ilerliyor. Oysa adil bir memlekette insanın arkasında dayısı değil, alnının teri olmalı. CV’de dayı hanesi değil, liyakat hanesi parlamalı. Fakat sistemin adaletsizliğine inancımız o kadar zedelenmiş ki, "Dur bakalım, tanıdık var mı?" refleksi refleks olmaktan çıkıp genetik kodumuza işlemiş durumdadır.
Eğer bu kafa yapısını değiştiremezsek, korkarım yakında üniversitelerde "Torpil Mühendisliği" fakülteleri açılacak. Yüksek lisansta "İleri Düzey Enişte Kullanım Teknikleri", doktorada ise "Kamu Kurumlarında Telefon Açtırma Sanatı" ana bilim dalları kurulacaktır. Sınıfa giren profesör hocaya öğrenci soracak: "Hocam finalden geçmemiz için sizi tanıyan biri var mı?" Hoca diyecek ki: "Oğlum ders çalışmadın mı?" Öğrenci yapıştıracak: "Hocam benim dayım bakanlıkta genel müdür." Hoca hemen notu 100 yapıp "Geçtin evladım, başarılar" diyecektir.
Henâz o kıyamet senaryosuna varmadan elimizde son bir şans var: Kahvede torpile sövüp eve gelince telefon rehberini karıştırmamak. Başkası kayırıldığında adalet feneri yakıp, sıra bizim çocuğa gelince "Aman ne olacak alt tarafı bir telefon" diyerek sıvışmamak. Gerçek adalet, sıra bize gelmediğinde de "Hak hukuk yerini bulsun" diyebilmektir. Yoksa şikâyet ettiğimiz o bozuk çarkın en coşkulu dişlisi olmaktan öteye geçemeyiz. Telefonu eline alıp o meşhur cümleyi kurmadan önce aynaya bir bakmak gerekir: Biz gerçekten liyakat mi istiyoruz, yoksa sadece torpil sırasının bize gelmesini mi bekliyoruz?