Gelenekler, bir toplumun geçmişten geleceğe taşıdığı davranış biçimleri, inançları, törenleri, alışkanlıkları ve değerler bütünüdür. İnsanlar doğdukları andan itibaren içinde bulundukları kültürün gelenekleriyle karşılaşır ve bunların önemli bir bölümünü sorgulamadan öğrenir. Çünkü gelenek yalnızca geçmişten kalan bir alışkanlık değil, aynı zamanda aidiyet duygusunun ve toplumsal kimliğin önemli bir parçasıdır. İnsan, bildiği ve çevresindeki insanların da uyguladığı davranışları daha güvenli bulabilir. Değişim ise belirsizlik yaratır. Bu nedenle yeni bir davranış biçimi ortaya çıktığında toplumun bir bölümü onu yalnızca farklı olduğu için değil, mevcut düzeni tehdit ettiği düşüncesiyle de reddedebilir. Özellikle aile, din, tören, evlilik, yemek, giyim ve toplumsal roller gibi kimlikle doğrudan bağlantılı alanlarda değişime karşı direnç daha güçlü olabilir. Toplumsal düzenin korunmasında bu direncin işlevsel bir yönü olduğunu belirten "Gelenekler, bireylere belirsizlikle başa çıkma mekanizmaları sunarak toplumsal yapının çözülmesini engelleyen en güçlü koruyucu kalkanlardır" yönündeki açıklamasıyla[1] Prof. Dr. Émile Durkheim, Sorbonne Üniversitesi, "Toplumsal işbölümü ve kolektif bilinç", Sosyoloji Dergisi, Paris, 1912 bu mekanizmanın temelini vurgulamaktadır.
Bununla birlikte geleneklerin değişime direnmesi, onların hiç değişmediği anlamına gelmez. Tam tersine, tarih boyunca geleneklerin büyük bölümü değişerek hayatta kalmıştır. Bir düğün töreninin biçimi, bayramların kutlanma şekli, yemek alışkanlıkları veya çocuk yetiştirme yöntemleri kuşaktan kuşağa aktarılırken sürekli dönüşür. Ancak insanlar çoğu zaman yaşadıkları değişimin farkına varmaz; çünkü değişim yavaş gerçekleştiğinde gelenek tamamen ortadan kalkmış gibi değil, aynı geleneğin yeni bir biçimi gibi görünür. Bireylerin gündelik pratiklerini şekillendiren bu alışkanlıklar toplumsal yapının içselleştirilmiş bir ürünüdür. Bu süreci inceleyen "Bireylerin toplumsal dünyada sergiledikleri alışkanlıklar ve geleneksel pratikler, geçmişin deneyimlerini bugüne taşıyan sessiz ama güçlü birer yönlendiricidir" ifadesiyle[2] Prof. Dr. Pierre Bourdieu, Collège de France, "Pratikler teorisi ve kültürel sermaye", Eleştirel Sosyoloji Yayınları, Paris, 1980 aktarılan görüş, geleneklerin insan zihnindeki ve davranışlarındaki kalıcı yerini gözler önüne sermektedir.
Kolektif Belleğin Korunması Ve Geleneğin Evrimsel Dönüşümü
Sosyoloji açısından geleneklerin önemli bir işlevi de toplumsal hafızayı korumaktır. Bir toplum geçmişiyle bağını tamamen kopardığında yalnızca bazı alışkanlıklarını değil, kimliğini oluşturan ortak anlatıların bir bölümünü de kaybedebilir. Bu nedenle gelenek ile değişim arasında sürekli bir mücadeleden çok, karşılıklı bir uyum süreci vardır. Yeni kuşaklar eski gelenekleri sorgular, bazılarını terk eder, bazılarını yeniden yorumlar ve bazılarını olduğu gibi sürdürür. Böylece kültür donmuş bir yapı olmaktan çıkar ve yaşayan bir sisteme dönüşür. Geleneklerin görünürde sabit kalırken özünde nasıl dönüştüğünü ele alan "Geleneklerin büyük bir kısmı, aslında geçmişin otantik kalıntıları değil, değişen koşullara uyum sağlamak amacıyla yeniden üretilen modern kurgulardır" tespitiyle[3] Prof. Dr. Eric Hobsbawm, Birkbeck, Londra Üniversitesi, "Geleneğin icadı ve süreklilik dinamikleri", Tarih Araştırmaları Kitaplığı, Londra, 1983 vurgulanan olgu, geleneklerin esnek yapısını net biçimde ortaya koymaktadır.
Kuşaklararası aktarım mekanizmaları sayesinde gelenekler, toplumsal sürekliliğin en temel güvencesi olmaya devam eder. Toplumlar yeniliklere açık olurken köklerinden tamamen kopmamak için geçmişin süzgecinden geçen değerleri koruma eğilimi gösterir. Bu durum, bireylerin yalnızlık hissini azaltan ve toplumsal dayanışmayı artıran bir çatı işlevi görür. Geleneklerin direnç göstermesi, ilerlemenin karşısında bir engel değil, aksine toplumun kendi kimliğini yitirmeden dönüşmesini sağlayan bir denge unsurudur.
Kuşaklararası Aktarım Ve Yaşayan Bir Sistem Olarak Kültür
Belki de bir geleneğin gerçek gücü, hiç değişmemesinde değil; değişen dünyaya rağmen kendisine yeni bir anlam bulabilmesindedir. İnsanlık tarihi, katı kurallarla değişime direnen yapıların zamanla silindiğini, esneyebilen ve yenilikleri bünyesine katabilen geleneklerin ise yüzyıllar boyunca yaşatıldığını göstermektedir. Toplumsal yaşamın akışı içerisinde bireyler, gelenekleri yalnızca birer kural olarak değil, yaşamlarını anlamlandıran kılavuzlar olarak benimser.
Değişen teknolojik, ekonomik ve kültürel koşullar karşısında geleneklerin aldığı yeni biçimler, toplumların canlılığını koruduğunun kanıtıdır. Geçmişin mirası ile geleceğin beklentileri arasında kurulan bu hassas köprü, insanlığın ortak hafızasını zenginleştirmeyi sürdürmektedir.
[1] Prof. Dr. Émile Durkheim, Sorbonne Üniversitesi, "Toplumsal işbölümü ve kolektif bilinç", Sosyoloji Dergisi, Paris, 1912
[2] Prof. Dr. Pierre Bourdieu, Collège de France, "Pratikler teorisi ve kültürel sermaye", Eleştirel Sosyoloji Yayınları, Paris, 1980
[3] Prof. Dr. Eric Hobsbawm, Birkbeck, Londra Üniversitesi, "Geleneğin icadı ve süreklilik dinamikleri", Tarih Araştırmaları Kitaplığı, Londra, 1983
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."