Gözlerimizi açtığımızda çevremizde bir dünya görürüz: Renkler, yüzler, binalar, ağaçlar, gökyüzü ve hareket eden insanlar... Bütün bunların dış dünyada gerçekten var olduğundan kuşku duymayız. Ancak bilim bize önemli bir ayrıntıyı hatırlatır: Beynimiz dünyayı olduğu gibi görmez; duyular aracılığıyla aldığı bilgileri işleyerek bize bir dünya modeli oluşturur. Gözlerimiz çevredeki ışığı algılar, kulaklarımız ses dalgalarını toplar, derimiz sıcaklık ve basıncı hisseder; fakat bütün bu bilgilerin anlamlı bir görüntüye, sese veya duyguya dönüşmesi beynin işidir. Örneğin renkler dış dünyada bizim gördüğümüz biçimiyle hazır olarak bulunmaz. Nesneler belirli dalga boylarındaki ışığı yansıtır ve beynimiz bu fiziksel bilgiyi kırmızı, mavi veya yeşil olarak deneyimlediğimiz renklere dönüştürür. Aynı şekilde bir sesin anlamı da yalnızca havadaki titreşimlerden oluşmaz; beynimiz bu titreşimleri işleyerek onları konuşma, müzik veya gürültü olarak algılar. Konuyla ilgili olarak "Beyin, dış dünyadan gelen ham fiziksel sinyalleri doğrudan yansıtmaz; aksine onları kendi içsel kurallarına göre çözümleyerek yepyeni bir algısal gerçeklik üretir" diyen[1] Prof. Dr. Donald Hoffman, University California Irvine, "Algının evrimsel temelleri ve bilinçli gerçeklik", Cognitive Science Review, Kaliforniya, 2017 ifadesiyle bu sürecin işleyişini gözler önüne sermektedir.
Üstelik algımız yalnızca duyularımızdan gelen bilgilere bağlı değildir. Geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz, dikkatimiz ve içinde bulunduğumuz duygusal durum da ne gördüğümüzü ve nasıl yorumladığımızı etkileyebilir. Görsel yanılsamalar bunun en basit örneklerinden biridir. Aynı şekle bakan iki kişi farklı bir ayrıntıyı fark edebilir veya beynimiz gerçekte olmayan bir bağlantıyı varmış gibi algılayabilir. Bu durum, zihnin verileri yorumlarken bedensel ve zihinsel bütünlüğü koruma çabasından kaynaklanır. İnsan bilincinin bedensel süreçlerle nasıl bütünleştiğini vurgulayan "Zihin ve beden, dış dünyadan gelen verileri anlamlandırmak için sürekli bir etkileşim içindedir ve her algı, bireyin geçmiş yaşantılarının süzgecinden geçer" şeklindeki açıklamasıyla[2] Prof. Dr. Antonio Damasio, University of Southern California, "Bilinç ve duygunun nörolojik temelleri", Los Angeles Academic Press, Kaliforniya, 2019 görüşleriyle bu biyolojik gerçeği pekiştirmektedir.
Geçmiş Deneyimlerin Algı Üzerindeki Rolü Ve Görsel Yanılsamalar
Fakat buradan dış dünya gerçek değildir sonucu çıkmaz. Daha doğru ifade şudur: Dış dünyadan gelen fiziksel uyarılar gerçektir, ancak bizim yaşadığımız algısal dünya beynimizin bu bilgileri işleyerek oluşturduğu bir deneyimdir. Beyin adeta dışarıdaki gerçekliğin zihinsel bir haritasını çıkarır; fakat harita hiçbir zaman arazinin kendisi değildir. Bu durum insanın dünyayı anlamasını hem mümkün hem de sınırlı kılar. Biz gerçekliğe doğrudan değil, duyularımız ve beynimiz aracılığıyla ulaşırız. Zihnin bu karmaşık haritalandırma mekanizmasını inceleyen "Nörolojik haritalarımız, dış dünyanın kusurlu birer kopyası değil, hayatta kalmamızı sağlayan özel zihinsel yorumlama araçlarıdır" tespitiyle[3] Prof. Dr. Vilayanur Ramachandran, University of California San Diego, "Beynin haritaları ve duyusal algı dinamikleri", San Diego Neuroscience Journal, Kaliforniya, 2015 vurgulanan olgu, algı dünyamızın sınırlarını net biçimde açıklamaktadır.
Belki de bu nedenle aynı olayın iki tanığı birbirinden farklı şeyler anlatabilir. Çünkü insan yalnızca gördüğünü kaydetmez; gördüğünü yorumlar, anlamlandırır ve hafızasında yeniden kurar. Gördüğümüz dünya bu nedenle bütünüyle bir yanılsama değildir; fakat gerçekliğin beynimiz tarafından işlenmiş, düzenlenmiş ve anlamlandırılmış biçimidir.
Harita Arazi Değildir: Gerçeklik İle Zihinsel Deneyim Arasındaki Köprü
İnsanın zihinsel süreçleri, çevresiyle kurduğu bağı sürekli olarak günceller. Dış dünyadan alınan her yeni uyarıcı, beynin mevcut haritasını yeniden biçimlendirir. Bilimsel veriler, algının pasif bir alma eylemi değil, aktif bir inşa süreci olduğunu kanıtlamaktadır.
Yaşam boyu devam eden bu zihinsel yolculuk, bireyin evreni algılama biçimini şekillendirirken aynı zamanda kendi içsel gerçekliğini de yaratır. Görünen ile gerçeğin kesiştiği bu nokta, insan zihninin en büyük gizemlerinden biri olmaya devam etmektedir.
[1] Prof. Dr. Donald Hoffman, University California Irvine, "Algının evrimsel temelleri ve bilinçli gerçeklik", Cognitive Science Review, Kaliforniya, 2017
[2] Prof. Dr. Antonio Damasio, University of Southern California, "Bilinç ve duygunun nörolojik temelleri", Los Angeles Academic Press, Kaliforniya, 2019
[3] Prof. Dr. Vilayanur Ramachandran, University of California San Diego, "Beynin haritaları ve duyusal algı dinamikleri", San Diego Neuroscience Journal, Kaliforniya, 2015
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."