Sanat nedir ve insan neden bir tabloya baktığında, bir müzik parçasını dinlediğinde, bir şiiri okuduğunda ya da bir tiyatro sahnesini izlediğinde güçlü duygular yaşayabilir? Sanat, en genel anlamıyla insanın duygu, düşünce, hayal ve deneyimlerini estetik bir biçimde ifade etme biçimidir. Ancak sanatın gücü yalnızca güzel bir görüntü veya hoş bir ses üretmesinden kaynaklanmaz. Sanat, insan zihninin algılama, hatırlama, hayal etme ve anlamlandırma süreçlerini aynı anda harekete geçirebilir. Bu durumun arkasındaki biyolojik mekanizmayı inceleyen nöroestetik bilimi, zihnin görsel ve işitsel uyarıcılara nasıl tepki verdiğini gözler önüne sermektedir. Konuyla ilgili olarak "Sanat eserleri, beyindeki duyusal ve duygusal devreleri doğrudan tetikleyerek sıradan algı biçimlerinin ötesinde bir zihinsel reaksiyon üretir" diyen[1] Prof. Dr. Semir Zeki, University College London, "Nöroloji ve görsel sanatların kesişim kümesi", Journal of Aesthetic Neurology, Londra, iki bin on dört ifadesiyle bu sürecin nörolojik altyapısını açıklamaktadır.
Bir müzik parçasının birkaç saniyesi bizi yıllar önce yaşadığımız bir ana götürebilir; bir resimdeki yüz, unuttuğumuzu sandığımız bir insanı hatırlatabilir; bir romanın kahramanı ise hiç yaşamadığımız bir olayın acısını veya sevincini bize gerçekmiş gibi hissettirebilir. Bunun temelinde beynin duyularla elde ettiği bilgileri geçmiş deneyimler ve duygusal anılarla ilişkilendirmesi bulunur. Estetik deneyim sırasındaki bu yoğun nölojik aktivite, insan bilincinin derin katmanlarını uyarır. Zira "İnsan beyni, estetik uyarıcıları işlerken yalnızca dış dünyayı algılamaz; aynı zamanda kendi içsel hafıza havuzunu ve duygu merkezlerini yeniden yapılandırır" şeklinde belirten[2] Dr. Anjan Chatterjee, University College London, "Estetik beyin ve görsel algının evrimi", Cognitive Neuroscience Quarterly, Londra, iki bin on altı görüşleriyle beyin ve sanat arasındaki bu karmaşık ve büyüleyici bağı netleştirmektedir.
Ortak İnsani Deneyimler Ve Yüzyılları Aşan Sanatsal Etki
Fakat sanatın etkisi yalnızca kişisel anılarla sınırlı değildir. İnsanlar binlerce yıldır ölüm, aşk, korku, yalnızlık, umut, savaş, adalet ve özgürlük gibi ortak insani deneyimleri sanat aracılığıyla anlatmaktadır. Bu nedenle farklı dönemlerde ve farklı kültürlerde üretilmiş sanat eserleri, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen insanları hâlâ etkileyebilir. Üstelik sanatın bizi sarsması için güzel olması da gerekmez. Bazen rahatsız edici bir tablo, hüzünlü bir şarkı veya karanlık bir film, estetik açıdan hoş bir eserden çok daha güçlü bir etki bırakabilir. Çünkü sanat bazen bize görmek istemediğimiz gerçekleri gösterir. Sanatçı dünyayı yalnızca kopyalamaz; onu yorumlar. İzleyici ise bu yorumu kendi hayatının deneyimleriyle yeniden anlamlandırır. Bu durum, sanatın toplumsal ve kültürel bağların kurulmasındaki köklü rolünü ortaya koymaktadır.
Toplumsal bellek ve kültürel aktarım süreçlerinde sanatın evrimsel bir işleve sahip olduğu bilinmektedir. İlk insan topluluklarından bu yana sanat, bireyleri bir arada tutan ve ortak duygularda buluşturan güçlü bir bağ niteliği taşımıştır. Konuyla ilgili olarak "Sanat, insan topluluklarının hayatta kalmasını sağlayan en eski ve en etkili duygusal senkronizasyon aracı olarak evrilmiştir" değerlendirmesinde bulunan[3] Prof. Dr. Ellen Dissanayake, University of Washington, "Sanatın kökenleri ve insan doğasındaki evrimsel işlev", Evolutionary Anthropology Press, Seattle, iki bin on sekiz tespitiyle bu kuramı desteklemektedir. Bu bağlamda, farklı coğrafyalarda ve zaman dilimlerinde üretilen eserler, insanlığın ortak paydada buluşmasını mümkün kılan evrensel bir dil işlevi görür.
Güzelliğin Ötesinde Gerçeklik Ve İletişimin En Saf Hali
Bu yüzden aynı esere bakan iki insan birbirinden tamamen farklı duygular yaşayabilir. Belki de sanatın en büyük sırrı burada saklıdır: Sanat eseri sanatçının elinden çıkar, fakat gerçek anlamını izleyicinin zihninde tamamlar. İnsanlığın mağara duvarlarına çizdiği ilk resimlerden günümüzün sinemasına, müziğine ve dijital sanatına kadar değişmeyen temel ihtiyaç ise aynıdır: İnsan yalnızca yaşamak ve düşünmek değil, hissettiğini başkasına aktarabilmek ister. Sanat, insanın bu kadim iletişim ihtiyacının en güçlü biçimlerinden biridir. Bireyin iç dünyasında kopan fırtınaları dış dünyaya yansıtmasının en estetik yolu olan sanat, akıl ile duygu arasında köprü kurar.
Zihnin sınırlarını zorlayan bu yaratım süreci, bireyin kendi varoluşunu sorgulamasına ve evrendeki yerini yeniden tanımlamasına olanak tanır. Bilimsel veriler ve estetik algı bir araya geldiğinde, sanatın yalnızca bir eğlence aracı değil, insan zihninin en karmaşık ve en yüce dışavurum biçimi olduğu açıkça görülmektedir. Geçmişten geleceğe uzanan bu estetik yolculuk, insan olmanın ne anlama geldiğini anlamak adına en güvenilir kılavuzlardan biri olmayı sürdürmektedir.
[1] Prof. Dr. Semir Zeki, University College London, "Nöroloji ve görsel sanatların kesişim kümesi", Journal of Aesthetic Neurology, Londra, 2014
[2] Dr. Anjan Chatterjee, University College London, "Estetik beyin ve görsel algının evrimi", Cognitive Neuroscience Quarterly, Londra, 2016
[3] Prof. Dr. Ellen Dissanayake, University of Washington, "Sanatın kökenleri ve insan doğasındaki evrimsel işlev", Evolutionary Anthropology Press, Seattle, 2018
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."