Televizyon yalnızca görüntü ve sesleri evlerimize taşıyan bir iletişim aracı değildi; Yirminci Yüzyıl boyunca insanların dünyayı algılama, haber alma, eğlenme ve birbirleriyle konuşma biçimini değiştiren büyük bir kültürel dönüşümün merkezinde yer aldı. Televizyondan önce insanlar haberleri çoğunlukla gazete, radyo, kitap ve çevresindeki insanlardan öğreniyordu. Televizyon ise olayları yalnızca anlatmakla kalmadı, onları görüntüleriyle birlikte insanların salonlarına taşıdı. Savaşlar, seçimler, spor karşılaşmaları, doğal afetler, sanatçılar ve dünyanın başka bölgelerinde yaşanan olaylar milyonlarca insan tarafından aynı anda izlenebilir hâle geldi. Böylece toplumun ortak gündemini belirleyen güçlü bir iletişim alanı ortaya çıktı. İletişim araçlarının insan bilinci ve toplumsal yapılar üzerindeki dönüştürücü gücünü vurgulayan "Kullandığımız her iletişim aracı, yalnızca bilgi iletmez; insan duyularının oranlarını değiştirerek toplumsal yapıları ve düşünme biçimlerini kökten yeniden biçimlendirir" şeklindeki açıklamasıyla[1] Prof. Dr. Marshall McLuhan, University of Toronto, "Medya ve insan bilincinin evrimi", Toronto Basımevi, Kanada, 1964 görüşleriyle bu büyük değişimin teknolojik altyapısını gözler önüne sermektedir.
Televizyonun etkisi yalnızca hangi bilgileri aldığımızla sınırlı değildi; hangi görüntüleri gördüğümüz, olayların nasıl sunulduğu ve hangi konuların öne çıkarıldığı da düşüncelerimizi etkileyebiliyordu. Bir haberin birkaç saniyelik görüntüsü, uzun bir açıklamadan daha güçlü bir izlenim bırakabilir. Bir dizide sürekli gösterilen yaşam biçimleri ise zaman içinde insanların normal, modern veya arzu edilir olarak gördüğü davranışları etkileyebilir. Bu nedenle iletişim bilimcileri televizyonu yalnızca bir eğlence aracı olarak değil, aynı zamanda kültürel değerlerin ve toplumsal davranışların aktarılmasında önemli bir araç olarak değerlendirmiştir. Görsel medyanın toplumsal söylem üzerindeki aşındırıcı ve eğlence odaklı etkilerini eleştiren "Televizyon kültürü, ciddi tartışma biçimlerini ortadan kaldırarak her şeyi bir eğlence gösterisine dönüştürür ve toplumsal düşünme yetisini zayıflatır" tespitiyle[2] Prof. Dr. Neil Postman, New York University, "Televizyonla eğlenmek ve kamusal söylemin dönüşümü", New York Medya Yayınları, ABD, 1985 vurgulanan olgu, ekran kültürünün insan zihnindeki derin etkilerini gözler önüne sermektedir.
Medya Araçlarının Zihinsel Çerçevelemesi Ve Kültürel Değerlerin Aktarımı
Ancak televizyonun insanları tek başına istediği gibi yönlendiren sihirli bir araç olduğunu düşünmek de doğru değildir. İzleyiciler aynı programı farklı biçimlerde yorumlayabilir; eğitim düzeyi, yaş, aile çevresi, kültürel geçmiş ve kişisel deneyimler televizyon mesajlarının nasıl algılandığını değiştirebilir. Ayrıca internet ve sosyal medyanın yükselişiyle televizyonun bilgi üzerindeki eski tekel gücü önemli ölçüde azalmıştır. Medya metinlerinin izleyici tarafından farklı şekillerde anlamlandırıldığını inceleyen "Medya mesajları üreticiler tarafından belirli bir anlamla kodlanır, ancak izleyiciler kendi toplumsal konumlarına ve deneyimlerine dayanarak bu mesajları özgün biçimlerde çözer ve yeniden anlamlandırır" ifadesiyle[3] Prof. Dr. Stuart Hall, University of Birmingham, "Kitle iletişiminde kodlama ve kod açımı dinamikleri", Birmingham Kültür Araştırmaları, İngiltere, 1973 aktarılan görüş, izleyicinin aktif rolünü ve kültürel çeşitliliği net bir şekilde açıklamaktadır.
Buna rağmen televizyonun oluşturduğu kültürel miras hâlâ yaşamaktadır. Televizyon bize yalnızca ne düşüneceğimizi değil, dünyayı hangi görüntüler ve hikâyeler üzerinden düşünmeye alışacağımızı da öğretti. Bugün ekranların küçülüp cebimize girmesiyle iletişim biçimleri değişmiş olsa da temel soru aynı kalıyor: İnsan gördüğü görüntüyü mü değerlendiriyor, yoksa görüntüyü hazırlayanların seçtiği çerçevenin içinde mi düşünüyor?
İzleyici Algısının Çeşitliliği Ve Dijital Çağda Televizyonun Mirası
Televizyonun asıl tarihsel etkisi belki de burada ortaya çıkıyor: Dünyayı aynı anda milyonlarca insanın gözünün önüne getirerek ortak bir görsel kültür ve ortak bir gündem oluşturması. İnsanlığın iletişim tarihinde devrim yaratan bu ekran deneyimi, bireylerin uzak coğrafyaları yakın hissetmesini ve küresel olaylar karşısında ortak bir duyarlılık geliştirmesini mümkün kılmıştır.
Geçmişten günümüze uzanan bu teknolojik evrim, bilgiye erişim biçimlerimizi değiştirirken insanın anlam arayışını ve görsel hikâyelere olan bağlılığını sabitlemiştir. Ekranların arkasında şekillenen yeni gerçeklik algısı, gelecekte de insan zihnini ve toplumsal ilişkileri yönlendirmeye devam edecektir.
[1] Prof. Dr. Marshall McLuhan, University of Toronto, "Medya ve insan bilincinin evrimi", Toronto Basımevi, Kanada, 1964
[2] Prof. Dr. Neil Postman, New York University, "Televizyonla eğlenmek ve kamusal söylemin dönüşümü", New York Medya Yayınları, ABD, 1985
[3] Prof. Dr. Stuart Hall, University of Birmingham, "Kitle iletişiminde kodlama ve kod açımı dinamikleri", Birmingham Kültür Araştırmaları, İngiltere, 1973
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."