Günlük Yaşamın Gizli Ahengi ve Olasılık
Günlük yaşamın akışı içerisinde karşılaştığımız pek çok olağan dışı durumu doğrudan “rastlantı” kelimesiyle açıklama eğilimindeyiz. Yıllardır görmediğimiz eski bir dostumuzla hiç beklemediğimiz bir şehrin köşe başında karşılaşmak, havaya fırlatılan bir zarın art arda defalarca aynı yüzü göstermesi ya da milyarlarca insan arasından belirli iki kişinin yollarının kesişmesi insan zihnine son derece mucizevi ve tesadüfi gelebilir. Fakat bilimsel bir perspektiften baktığımızda, bir olayın gerçekleşme olasılığının düşük olması, onun doğa yasalarının tamamen dışarısında veya kuralsız bir şekilde gerçekleştiği anlamına gelmez. Bilimde rastlantı, çoğu zaman nedensiz bir olay demek değildir; aksine, henüz tüm parametrelerini tam olarak hesaplayamadığımız karmaşık süreçlerin bir sonucudur. Fizikçi ve Nobel ödüllü bilim insanı Ilya Prigogine, doğanın işleyişini incelerken "Doğa sadece katı yasalardan ibaret değildir; olasılık ve olasılıksal süreçler evrenin dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır" diyerek bu duruma ışık tutar[1].
Tarihsel süreçte klasik fizik anlayışı, evrenin tamamen öngörülebilir ve saat gibi çalışan determinist bir mekanizma olduğu varsayımı üzerine kurulmuştur. Örneğin bir madeni paranın havaya atıldığında yazı mı yoksa tura mı geleceği, klasik mekanik açısından paranın başlangıç hızı, paraya uygulanan kuvvet, hava direnci ve yerçekimi gibi belirli fiziksel koşullara sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak insan aklı veya ölçüm aletleri bu başlangıç koşullarını yeterince hassas ve kusursuz bir şekilde ölçemediği için, sonucu pratikte kesin bir biçimde önceden tahmin edemeyiz. Dolayısıyla günlük hayattaki rastlantı algımız, genellikle evrenin kuralsızlığından değil, bizim gözlem ve hesaplama kapasitemizin sınırlılığından kaynaklanır.
Kuantum Dünyasının Belirsizlik Maskesi
Kuantum fiziği ise bu klasik ve güvenli determinizm algısını temelinden sarsarak meseleyi çok daha derin ve sarsıcı bir boyuta taşımıştır. Atomaltı dünyanın mikro ölçeğinde bazı olayların sonuçları, yalnızca bizim bilgi eksikliğimizle veya ölçüm yetersizliğimizle açıklanamayacak kadar kökten bir olasılıksal yapıya sahiptir. Fizikçi Niels Bohr’un öncülük ettiği Kopenhag yorumuna göre, bir parçacığın belirli bir anda tam olarak nerede bulunacağını kesin olarak bilmek imkansızdır; bunun yerine yalnızca farklı konumlarda bulunma olasılıkları matematiksel olarak hesaplanabilir. Kuantum evreninde rastlantı, sadece bir cehalet örtüsü değil, gerçekliğin bizzat kendisinin temel bir özelliğidir.
Bu radikal yaklaşım, dönemin en büyük dâhilerini bile karşı karşıya getirmiştir. Albert Einstein, kuantum mekaniğinin bu olasılıksal ve doğası gereği belirsiz yaklaşımını hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş ve evrenin temelinde rastgeleliğin olamayacağını savunarak ünlü "Tanrı zar atmaz" sözüyle determinist evren inancını dile getirmiştir[2]. Einstein’a göre doğanın arkasında kusursuz, kesin ve insan zihninin kavrayabileceği kusursuz bir düzen yatmalıydı. Kuantum teorisinin öncüleri ise doğanın en derin katmanlarında bile olasılıkların hüküm sürdüğünü ve klasik anlamdaki kesinliğin yerini istatistiksel yasalara bıraktığını deneysel bulgularla savunmuşlardır.
Kaos, Düzen ve Kesinliğin Ötesi
Bu noktada bilimsel düşüncede çok kritik ve felsefi açıdan zengin bir ayrım ortaya çıkar: Öngörülemeyen bir olay mutlaka nedensiz midir? Kesinlikle hayır. Bir olayın sonucunu önceden bilemememiz ile o olayın hiçbir fiziksel ya da nedensel koşula bağlı olmaması tamamen farklı iki durumdur. Kaos teorisi, başlangıç koşullarındaki son derece küçük ve ihmal edilebilir gibi görünen değişimlerin bile zamanla devasa ve öngörülemez sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Bu durum, sistemlerin kuralsız olduğunu değil, lineer olmayan karmaşık dinamiklerle çalıştığını kanıtlar.
Daha da derin ve zihni zorlayan soru şudur: Evrenin en temel dokusunda gerçekten saf bir rastlantı mı hakimdir, yoksa bizim insan algımız ve mevcut teknolojimizle henüz keşfedemediğimiz çok daha derin, kapsamsız bir kozmik düzen mi bulunmaktadır? Bilim günümüzde bu kadim soruya tek ve mutlak bir yanıt verebilmiş değildir; olasılık, kaos teorisi ve kuantum mekaniği bize doğanın her zaman insan sezgilerine ya da klasik mantığa uygun biçimde davranmadığını defalarca kanıtlamıştır. Belki de günlük hayatta “rastlantı” adını verdiğimiz olgu, gerçekte düzenin yokluğu değil, o düzenin bizim zihinsel öngörü sınırımızın çok ötesinde, karmaşık ve şaşırtıcı bir biçimde yüzeye çıkış biçiminden başka bir şey değildir.
[1] Ilya Prigogine, serbest araştırmacı, "Doğa sadece katı yasalardan ibaret değildir; olasılık ve olasılıksal süreçler evrenin dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır", Physics Today, Brüksel, 1980
[2] Albert Einstein, Princeton Üniversitesi, "Tanrı zar atmaz", Scientific American, New York, 1944
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."