Otomasyonun Gölgesinde Değişen Emek Piyasaları
Yapay zekâ ve otomasyon, insanlık tarihinin daha önce karşılaşmadığı ölçekte ve benzeri görülmemiş bir hızda köklü bir dönüşüm yaratmaktadır. Bugün yapay zekânın yalnızca fabrikalarda veya depolarda fiziksel işleri üstlenmekle kalmadığı; muhasebe, hukuk, endüstriyel tasarım, yazılım geliştirme, müşteri hizmetleri, medya ve hatta bazı kritik sağlık hizmetlerini bile kökten dönüştürmeye başladığını açıkça görmekteyiz. Bu süreç, geleneksel bazı meslekleri tamamen ortadan kaldırırken, bazılarını ise insan emeğine çok daha az ihtiyaç duyulan farklı formlara evriltmektedir. Bu durum, bireylerin gelecekteki ekonomik varoluşları üzerine derin soruları beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemin en büyük ve en kritik sorunlarından biri teknolojinin kendi hızıyla gelişmesi değil, bu teknolojik gelişmenin yarattığı devasa ekonomik değerin toplumun tüm kesimleri tarafından nasıl paylaştırılacağı olacaktır.
Teknolojiden tamamen vazgeçmek veya gelişimi yavaşlatmaya çalışmak, küresel rekabet ortamında hiçbir şekilde gerçekçi bir seçenek değildir. İnsanlık tarihi boyunca daha üretken, daha hızlı, daha güvenli ve çok daha konforlu bir yaşam sağlayan yeniliklerden, sırf bazı geleneksel meslekler ortadan kalkacak diye geri adım atmamıştır. Geçmişte tarım makineleri, sanayi devriminin getirdiği makineler, kişisel bilgisayarlar ve internet gibi çığır açıcı gelişmeler de benzer toplumsal endişeler yaratmış, ancak insan toplumu her defasında yeni ve farklı çalışma biçimleri geliştirerek bu duruma uyum sağlamıştır. Ancak konuya dair önemli bir uyarıda bulunan[1] Prof. Dr. Carl Benedikt Frey, Oxford Üniversitesi, "Yapay zekânın iş gücü piyasası üzerindeki dönüştürücü etkileri ve otomasyon riski", Technological Forecasting and Social Change, Oxford, Yirmi On Beş adlı çalışmasında, yapay zekânın bu dönüşümü geçmişteki devrimlere kıyasla kıyaslanamayacak kadar hızlı gerçekleştireceğini vurgulamaktadır. Bu olağanüstü hız, değişimin ekonomik ve sosyal sonuçlarının çok daha derin ve sarsıcı olmasına yol açacaktır.
Yapay Zekâ Çağında Yeni Ekonomik Modeller ve Hak Arayışları
İşte tam bu noktada insanın doğasında var olan pragmatik yaklaşım ve uyum yeteneği devreye girecektir. Gelecekteki ekonomik sistemlerde, geleneksel “İnsan çalışıyorsa gelir elde eder” anlayışının yanına, “İnsan olduğu için ekonomik yaşamdan pay alma hakkına sahiptir” düşüncesinin güçlenmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Evrensel temel gelir modelleri, negatif gelir vergisi uygulamaları veya teknoloji kaynaklı üretim kazancının toplumun tamamıyla doğrudan paylaşılması gibi mekanizmalar, bu küresel tartışmanın farklı uygulama biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Konunun ekonomik boyutunu irdeleyen[2] Dr. Anton Korinek, Virginia Üniversitesi, "Yapay zekâ ekonomisinde bölüşüm politikaları ve evrensel temel gelir tartışmaları", Journal of Economic Perspectives, Charlottesville, Yirmi Yirmi Bir numaralı araştırmasında, piyasa mekanizmalarının tek başına gelir adaletsizliğini önleyemeyeceğini ve kamu politikalarının köklü bir biçimde yeniden yapılandırılması gerektiğini belirtmektedir.
Bununla birlikte, kısa vadede bütün dünya insanlarının hiç çalışmadan geçinebileceği kusursuz bir sistemin sihirli bir değnekle ortaya çıkması kolay görünmemektedir. Çok daha gerçekçi ve sürdürülebilir olan yaklaşım, haftalık çalışma sürelerinin giderek kısaltılması ve teknolojinin asla tam anlamıyla yerine getiremeyeceği, tamamen insana özgü derin değer taşıyan yeni çalışma alanlarının oluşturulmasıdır. İnsan ilişkileri, nitelikli bakım hizmetleri, eğitim, sanatsal yaratıcılık, toplumsal dayanışma, kültür üretimi ve anlam inşası bu yeni dönemin en başında gelebilecek alanlardır. Yenilikçi modellerin kamusal ve toplumsal fayda ekseninde ele alınması gerektiğini savunan[3] Prof. Dr. Marianna Mazzucato, University College London, "Teknolojik inovasyonun kamu değeri ve refahın adil paylaşımı", Research Policy, Londra, Yirmi On Dokuz adlı eserinde, teknolojinin yönünün ve ürettiği katma değerin toplumsal refahı artıracak şekilde tasarlanmasının şart olduğunu ifade etmektedir.
Teknolojik Bolluk ve İnsana Özgü Anlam Üretimi
Gelecekte mesele “İnsanlara nasıl yeni iş bulacağız?” sorusundan çok daha derin bir noktaya evrilerek, “Teknoloji insanlığın refahını nasıl artıracak ve bu refahı toplumsal kesimler arasında nasıl adil paylaşacağız?” sorusuna dönüşecektir. Fütürolojik açıdan meseleye yaklaşıldığında, çözümün teknolojiyi durdurmakta veya kısıtlamakta değil, aksine teknolojinin ürettiği muazzam bolluğu tüm insanlığın ortak yaşamının hizmetine sunacak yeni ve adil bir ekonomik düzeni kurmakta yattığı açıkça görülebilmektedir.
[1] Prof. Dr. Carl Benedikt Frey, Oxford Üniversitesi, "Yapay zekânın iş gücü piyasası üzerindeki dönüştürücü etkileri ve otomasyon riski", Technological Forecasting and Social Change, Oxford, 2015
[2] Dr. Anton Korinek, Virginia Üniversitesi, "Yapay zekâ ekonomisinde bölüşüm politikaları ve evrensel temel gelir tartışmaları", Journal of Economic Perspectives, Charlottesville, 2021
[3] Prof. Dr. Marianna Mazzucato, University College London, "Teknolojik inovasyonun kamu değeri ve refahın adil paylaşımı", Research Policy, Londra, 2019
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."