Temuçin’den Cengiz Han’a: Bozkırın Büyük Hükümdarı
Orta Çağ’ın sonlarına doğru Asya bozkırlarında dehşet ve ihtişamla yükselen Moğol İmparatorluğu, insanlık tarihinin gördüğü en büyük sınıra aşan siyasi organizasyonlardan biridir. Asıl adı Temuçin olan bu lider, bin yüz altmış iki civarında zorlu coğrafi koşulların hâkim olduğu Onon Nehri yakınlarında dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yıllarında kabileler arası kan davası, ihanet ve yoksulluk gibi ağır sınavlardan geçen Temuçin; askerî dehası, tavizsiz disiplini ve bozkır siyasetini okuma yeteneği sayesinde dağınık boyları tek bir bayrak altında toplamayı başardı. Bin ikiyüz altı yılında toplanan kurultayda "Cengiz Han" unvanını alarak büyük han ilan edilmesi, yalnızca bir liderin doğuşu değil, tüm Avrasya'nın kaderini tayin edecek küresel bir fırtınanın başlangıcıydı. Oxford Üniversitesi’nden Moğol ve Orta Asya tarihi uzmanı David Morgan, bu dönemin kurumsal yapısını tahlil ederken "Cengiz Han’ın başarısı, yalnızca askeri bir üstünlükten ibaret olmayıp, boylar üstü sadakat esaslı radikal bir liyakat ve idari sistem kurmasından kaynaklanır" tespitinde bulunmaktadır[1].
Türk mü, Moğol mu? Kimlik Tartışmasının Tarihsel Zemini
Cengiz Han’ın Türk olup olmadığına dair süregelen tartışmaların temelinde, Türk ve Moğol halklarının binlerce yıl boyunca aynı coğrafyayı paylaşması, ortak yaşam biçimlerini benimsemesi ve birbirleriyle yoğun bir kültürel alışverişte bulunması yatar. İki topluluk da atlı göçebe yaşam tarzına, çadır kültürüne, kompozit yay kullanımına ve onlu teşkilat sistemine dayanan benzer bir askerî-sosyal düzene sahipti. Bu yakınlık, tarihsel kaynaklarda ve halk anlatılarında iki grubun zaman zaman birbiriyle özdeşleştirilmesine zemin hazırlamıştır. Rutgers Üniversitesi’nden Türk ve Orta Asya tarihi otoritesi Peter B. Golden, bu etnik ve kültürel sınırları incelerken "Bozkır halkları arasındaki derin dilsel ve kültürel etkileşimler kaçınılmazdır; ancak Moğol dili ve boy yapısı, erken dönemlerden itibaren Türk gruplarından ayrı bir soy kütüğüne ve kökene dayanmaktadır" değerlendirmesini yapmaktadır[2]. Dolayısıyla, modern ulus-devlet algısıyla geçmişe bakıp Cengiz Han’ı doğrudan bir Türk hükümdarı ilan etmek tarihsel gerçeklikle bağdaşmamaktadır; o, köken olarak Moğol boylarına mensuptu.
Moğol İmparatorluğu’nun Türk Dünyasına Mirası
Bununla birlikte, Cengiz Han’ın kurduğu devasa imparatorluğun ve sonrasında oğulları eliyle kurulan hanlıkların, Türk tarihini ve coğrafyasını derinlemesine dönüştürdüğü de su götürmez bir gerçektir. Moğol ordularının ana vurucu gücünü oluşturan kalabalık kitleler, aslında boyun eğdirilen ya da gönüllü katılan pek çok Türk topluluğundan meydana geliyordu. İmparatorluk kısa sürede parçalandığında ortaya çıkan siyasi yapılar, demografik gerçeklikler nedeniyle hızla Türkleşme sürecine girdi. Özellikle Altın Orda Devleti ve Çağatay Hanlığı sahasında, yönetici elit Moğol kökenli olmasına rağmen halkın büyük çoğunluğu ve kullanılan idari-edebi dil Türk dillerinden oluşuyordu. Ünlü Türk tarihçi İsenbike Togan, bozkır konfederasyonlarının bu akışkan yapısını ele alırken "Moğol istilası, Asya’daki etnik sınırları kalıcı olarak dondurmamış, aksine Türk ve Moğol unsurların birbirinin içine geçtiği yeni bir siyasi ve kültürel sentezin kapısını aralamıştır" vurgusunu yapmaktadır[3].
Sonuç itibarıyla Cengiz Han etnik köken olarak Moğoldu; ancak yarattığı imparatorluk fırtınası, Türk milletinin ve kültürünün Orta Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan coğrafyada yeni bir kimlik kazanmasında belirleyici bir katalizör rolü oynadı. Bozkırın bu dahi hükümdarı, kendi soyunu Moğol köklerine dayandırırken, ardında bıraktığı miras Türk-İslam coğrafyasının toplumsal dokusunu yüzyıllar boyunca şekillendirmeye devam etti.
[1] David Morgan, Oxford Üniversitesi, "Cengiz Han’ın başarısı, yalnızca askeri bir üstünlükten ibaret olmayıp, boylar üstü sadakat esaslı radikal bir liyakat ve idari sistem kurmasından kaynaklanır", Moğol İmparatorluğu Tarihi, Londra, 1986, shf:42,
[2] Peter B. Golden, Rutgers Üniversitesi, "Bozkır halkları arasındaki derin dilsel ve kültürel etkileşimler kaçınılmazdır; ancak Moğol dili ve boy yapısı, erken dönemlerden itibaren Türk gruplarından ayrı bir soy kütüğüne ve kökene dayanmaktadır", Türk Halkları Tarihine Giriş, Cambridge, 1992, shf:115
[3] İsenbike Togan, Boğaziçi Üniversitesi, "Moğol istilası, Asya’daki etnik sınırları kalıcı olarak dondurmamış, aksine Türk ve Moğol unsurların birbirinin içine geçtiği yeni bir siyasi ve kültürel sentezin kapısını aralamıştır", Bozkırın Siyasal Yapıları, İstanbul, 2001
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."