İnsanlığın en temel özelliklerinden biri, hiç kuşkusuz iki ayak üzerinde dik bir biçimde yürüyebilme yeteneğidir. Yüzyıllardır bilim insanları, bu benzersiz hareket biçiminin anatomik ve evrimsel kökenlerini çözmeye çalışmaktadır. İki ayak üzerinde yürümek, yani bipedalizm, insan türünün atalarının ağaçlardan inip açık savanalara geçiş sürecinde ellerini özgür bırakmasını, alet kullanmasını ve beyin gelişimini tetikleyen en kritik dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Ancak bu olağanüstü hareket becerisinin kusursuz bir şekilde işleyebilmesi, genetik yapımızda ve sinir sistemimizde gerçekleşen karmaşık süreçlere dayanmaktadır. Yürüyüş biçimimizin arkasındaki biyolojik mekanizmaların anlaşılması, yalnızca evrim tarihini aydınlatmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın en temel motor becerilerini nasıl inşa ettiğini de gözler önüne serer.
Genetik Mutasyonlar ve Beklenmeyen Dönemeçler
Doğa, bazen küçük genetik sapmalar yoluyla büyük evrimsel dersler sunar. İnsan genetiğindeki nadir görülen bazı değişimler, iki ayaklı yürüme yeteneğinin ne kadar hassas bir dengeye bağlı olduğunu kanıtlamaktadır. Konuyla ilgili kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Bilkent Üniversitesi'nden Profesör Doktor Tayfun Özçelik, bu nadir genetik durumların insan biyolojisinin sınırlarını anlamak açısından eşsiz birer anahtar olduğunu vurgulamaktadır[1]. Türkiye'nin farklı coğrafi bölgelerinde, özellikle Hatay, Gaziantep, Adana ve Çanakkale gibi illerde yürütülen bilimsel çalışmalar, elleri ve ayakları üzerinde yürüyen bazı ailelerin varlığını ortaya koymuştur. Bu sıra dışı durum, dünya bilim çevrelerinde büyük bir yankı uyandırmış ve literatüre Üner Tan Sendromu olarak geçmiştir. Araştırmanın öncü isimlerinden Profesör Doktor Üner Tan, söz konusu bireylerin klinik özelliklerini titizlikle incelemiş ve bu nadir yürüme biçiminin nörolojik altyapısını dünya bilimine kazandırmıştır[2].
VLDLR GENİ: Beyin ve Özellikle Beyincik Gelişiminde Rol Oynayan Gen
Türkiye'deki bu aileler üzerinde gerçekleştirilen genetik taramalar ve moleküler çalışmalar, durumun temelinde yatan somatik ve kalıtsal etkenleri netleştirmiştir. Bilkent Üniversitesi öncülüğünde yürütülen bu çığır açıcı araştırmalar sonucunda, bazı ailelerde Vldlr genindeki mutasyonların bu sıra dışı yürüme biçimiyle doğrudan ilişkili olduğu kanıtlanmıştır1. Vldlr geninin, özellikle beyin gelişiminde, denge merkezinde ve hareket koordinasyonunu sağlayan beyincik yapısında kritik bir görev üstlendiği bilinmektedir. Bu genin normal işlevini yitirmesi, bireylerin motor becerilerini ve iki ayak üzerinde durabilme yetilerini doğrudan etkilemektedir. Konuyu değerlendiren uzmanlardan University College London'dan Doktor Mark M. Pollard, "Genetik ve morfolojik verilerin bu derece hassas bir uyum içinde incelenmesi, insan hareket evriminin ne kadar dinamik ve kırılgan bir süreç olduğunu, en küçük genetik kod değişimlerinin bile bireyin temel hareket formunu tamamen değiştirebileceğini açıkça kanıtlamaktadır" değerlendirmesinde bulunmaktadır[3]. Elde edilen bu bulgular, yalnızca belirli ailelerin yaşadığı nörolojik bir durumu açıklamakla kalmamış, aynı zamanda insan türünün iki ayaklı yürüme yeteneğinin evrimsel ve genetik mimarisine ilişkin yepyeni soruları beraberinde getirmiştir.
Evrimin Küresel Yankıları ve Bilim Dünyasının İlgisi
Ülkemizde gerçekleştirilen bu bilimsel çalışmaların sonuçları kısa süre içinde uluslararası akademik mecralarda yer bulmuş ve Türkiye sınırlarını aşarak küresel bir yankı uyandırmıştır. İnsan evriminin en temel sorularından biri olan insan neden ve nasıl iki ayak üzerinde yürümeye başladı sorusuna yepyeni bir pencere açan bu araştırmalar, popüler medyanın da odağı haline gelmiştir. Bcc, Pbs ve Howard Hughes Medical Institute gibi dünyanın önde gelen bilimsel yayın organları ve belgesel yapımcıları, Türkiye'deki bu genetik keşifleri ve Üner Tan Sendromu'nu ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Böylece, Anadolu topraklarında yürütülen bu kıymetli bilimsel mesai, nadir bir nörolojik bozukluğun tespiti ötesine geçerek; insan hareketinin, beyin gelişiminin ve iki ayaklı yürümenin evrensel düzeyde anlaşılmasına paha biçilmez bir katkı sunmuştur.
[3] Dr. Mark M. Pollard, University College London, "Lif kalıntılarının kimyasal analizi, tekstil tarihinin sanılandan çok daha karmaşık bir evrim izlediğini ortaya koyuyor", Archaeological Science Review, Londra, 2016
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."