BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar sevgili okurlar,
Medyadaki sermaye çarklarından bahsedelim biraz da. Kimse yazmıyor ben yazayım bari. Bu işin bir de edebiyat ve kültür-sanat limanı boyutu var ki, üzerine kalın bir parantez açmak şart. Hani şu her köşe başında, her kitabevinde karşınıza çıkan, memleketin neredeyse resmi "kütüphane sponsoru" haline gelmiş o devasa banka yayınevleri var ya; işte orada işler biraz karışık.
Şimdi elini vicdanına koyup düşünsün bu millet: Türkiye’nin en çok satan, en "entelektüel", en "muhalif" yazarlarının hatırı sayılır bir kısmı neden hep bir bankanın yayınevinden kitap çıkarır? Adam solcu yazar, anti-kapitalist romancı, sisteme çakan marksist şair veya keskin muhalif... Ama iş telifine, kitaba, basıma gelince kapısını çaldığı ilk adres, bizzat faiz gelirlerinden kâr eden o dev finans kurumunun kültür fonları oluyor! Para babalarının gölgesinde serinleyen bu yazarların, o bankanın sistemine veya genel olarak bankacılık düzenine karşı "sert bir eleştiri" getirmesini beklemek; kurda "koyun sürüsünü koru" demekle eşdeğerdir.
Sermayenin Gölgesinde Konforlu İsyan
Bu mekanizma tam bir akıl tutulmasıdır. Bir yanda kapitalizmin kalesinden, banka kasalarından telifini alıp nemalanacaksın; diğer yanda kürsüye çıkıp kapitalizmi, finans sistemini, sömürü düzenini eleştiren hamasi nutuklar atacaksın. Buna en hafif tabirle "konforlu muhaliflik" derler.
Sistem öyle ustaca kurulmuştur ki; parayı veren sadece düdüğü çaldırmaz, aynı zamanda o düdüğün hangi makamdan üfleneceğini de titizlikle belirler. Banka yayınlarından ödüller alan, raflarda en baş köşelere kurulan bu yazarların kalemi, o bankanın kasasındaki altınların ağırlığı kadar tartılır. Mürekkep banka müdürünün onayından geçiyorsa, yazılan o "isyankâr" cümleler aslında sadece o sermaye düzeninin sunduğu havuzun sınırları içindeki birer süs bitkisidir.
Sistemin Kendi Muhalifini Besleme Oyunu
"Biz tamamen özgürüz, piyasadan bağımsız entelektüel izler sürüyoruz" masalları, ancak banka genel müdürlüğünün iklimlendirilmiş odalarında gerçeğe dönüşebilir. Geçiniz efendim, geçiniz! Parayı veren banka olunca, ortaya konan o metinler, aslında sistemin kendi kendini aklama aracıdır.
Düzenin patronları, kendi muhalifini bile yine kendi bankasının fonlarıyla besler ki, sistem salıncakta sallanmaya devam etsin. Çünkü bilirler; kendi beslediği muhalif, asla sofrayı devirmez. Sadece masaya hafifçe vurur, o da patronun izniyle. Kısacası; kültür-sanat dünyası, sermayenin "süt liman" limanına demir atmışsa, o limanda fırtına çıkması beklenemez; en fazla küçük bir meltem esintisiyle idare edilir!
Eğer bu söylediklerimdeki ironiyi ve kurulan zinciri merak ediyorsanız; bir zahmet banka yayınlarının vitrinlerine ve o vitrinleri süsleyen "muhalif" yazarların künyelerine bakın, taşlar yerine oturacaktır. Ancak unutmayın; bu anlattıklarım sadece tek bir kuruma, bir bankaya veya yayınevine özgü bir vaka değil, sermaye ile kalem arasına çekilmiş o meşhur, görünmez sınırın genel bir fotoğrafıdır.
9 Ağustos 2021