BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar Sevgili dostlar,
Şeffaflık; bir yönetimin kendi mutfağını kamuoyuna açması, "Bakın, çorbaya ne kattığımızı herkes görsün" deme cesaretidir. Gizliliği ve "Devlet sırrıdır, sorgulanmaz" kolaycılığını reddeden bu kavram; demokrasinin garantisi, hesap verebilirliğin ise omurgasıdır. Uluslararası Şeffaflık Örgütü gibi yapılar da her yıl ellerinde metreyle gelip ülkelerin bu saydamlık kumaşından kaç metre dikebildiğini ölçer. Ancak şeffaflık, ifade özgürlüğünden ve bağımsız yargıdan ayrı düşünülebilecek tekil bir vitrin süsü değildir. Sınır Tanımayan Gazeteciler veya Freedom House gibi kurumların raporları; basın özgürlüğü ile kurumsal saydamlığın aynı terazide tartıldığını gösterir. Biri aksadığında, diğeri de kaçınılmaz olarak irtifa kaybeder.
Rakamların Söylediği, Bizim Duyduğumuz
İskandinav coğrafyası endekslerde zirveyi kimseye kaptırmayıp adeta şeffaflık şovu yaparken; listenin en altı, kapıların çelik kilitlerle kapatıldığı, soru sormanın cesaret istediği tanıdık diyarlara kalır.
Bizim tablomuz ise uluslararası raporlarda şöyle bir grafik çizer:
Yolsuzluk Algı Endeksi: 182 ülke arasında 124. sıradayız.
Basın Özgürlüğü: 180 ülkeli ligde 163. basamak.
İfade Özgürlüğü ve Özgürlük Statüsü: "Kısıtlı" ve "Özgür Olmayan Ülke" etiketleriyle tescilli.
Bürokratik "Ayna Eleştirisi" ve Milli Savunma Refleksi
Peki bu manzara karşısında Ankara koridorlarında ne yaşanıyor? Tabii ki derin bir özeleştiri veya "Nerede yanlış yaptık?" telaşı değil; aksine, muazzam bir rhetorical (sözde) savunma sanatı.
Gözlemlediğimiz şey tam olarak bir "Ayna İllüzyonu": Sınırın ötesinden gelen her eleştiriye karşı bürokrasi ve iktidar kanadı anında refleks geliştiriyor: "Metodoloji hatalı, anketler taraflı, Batı yine bizim şahlanışımızı kıskanıyor!" Hatta e-Devlet’ten alınan bir ikametgâh belgesi bile "Bakın ne kadar şeffafız" savunmasına gerekçe yapılabiliyor. Coğrafi kaderimiz ve terörle mücadelemiz ise her kısıtlamanın üzerine kapatılan kullanışlı bir şal işlevi görüyor. Muhalefet ve sivil toplum tarafı ise durumun vahametini anlatmaya çalışırken adeta "kral çıplak" diye bağıran ama sesi kısılmış figürlere dönüşüyor. Yatırımcının kaçtığı, itibarın zedelendiği anlatılıyor ama bürokrasinin kalın duvarlarında bu uyarılar yankılanıp kayboluyor.
Görünen o ki; uluslararası endeksler önümüze konduğunda yaptığımız tek şey, dereceyi ölçen termometreye kızıp onu duvara çarpmak. Oysa termometreyi kırmak odanın ateşini düşürmüyor. Şeffaflık ve özgürlük, dışarıya karşı "mış gibi" yapabileceğimiz bir illüzyon gösterisi değildir. Kendimizle yüzleşip o aynaya bakmadığımız, eleştiriyi "düşmanlık" değil "reçete" saymadığımız sürece; biz sıralamadaki yerimize şaşırmaya, dünya da bize bakıp tebessüm etmeye devam edecek.