BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar Dostlar,
Tarih sayfalarını şöyle bir karıştırın, insanlığın en büyük kavgalarının, en kanlı savaşlarının hep o tek bir kelime uğruna verildiğini görürsünüz: Özgürlük! Şiirler yazılmış, marşlar bestelenmiş, barikatlar kurulmuş, sloganlar atılmış… “Aç kalınır, susuz kalınır ama hürriyetsiz yaşanmaz!” diye meydanlar inletilmiş. Fakat dönüp kendimize, şöyle sakince bir baktığımızda insan sormadan edemiyor: Biz gerçekten özgürlüğü mü istiyoruz, yoksa sadece boynumuza takılacak tasmayı seçme özgürlüğünü mü?
İşte tam bu noktada, binlerce yıl öncesinden bir ses yankılanıyor. Hz. İsa çıkmış ve o çağların insanına “Ben sizi özgür bırakmaya geldim!” demiş. Zamanın “çağdaş” ve gururlu insanları hemen dikleşmiş tabii, kaşlarını çatıp: “Biz özgürüz, kimseden emir almayız, kimsenin kölesi değiliz!” diye paylamışlar. Hz. İsa ise bugünün insanının da suratına Osmanlı tokatı gibi inecek o yalın gerçeği yüzlerine vurmuş: “Hayır, hepiniz bir şeyin kölesisiniz. Ya nefsinizin, ya paranın, ya da malınızın mülkünüzün kölesisiniz!”
Geldik mi 21. yüzyıla? Çağımız yüksek teknoloji çağı, demokrasi çağı, bireycilik tavan yapmış durumda. Eskiden insanları kısıtlayan şeyler belirgindi; kırbaçlı efendiler vardı, krallar vardı, saraylar, totaliter rejimler, sansür memurları vardı. Tamam, dünyada hâlâ böyle karanlık köşeler yok değil. Ama benim bahsettiğim şey, o resmi kanunların ve devlet baskılarının çok ötesinde bir durum. Bizler bugün görece “özgür” ülkelerde doğuyoruz, kağıt üzerinde bizi koruyan, hürriyetimizi garanti altına alan cillop gibi kanunlarımız var. Ama gelin görün ki, kendi rızamızla, hatta güle oynaya gidip ilk gördüğümüz pazarda özgürlüğümüzü kelepir fiyata satıyoruz!
Liderin Tuvalete Gitmediğini Sanan Mantık
En sevdiğimiz kölelik türlerinden biriyle başlayalım: Siyasi ve ideolojik kölelik!
İnsanoğlu bir fikre, bir partiye veya bir siyasi lidere gönül vermesin; bir anda bütün mantık devreleri yanıyor, zeka pırıltıları buharlaşıp uçuyor. Yahu, bir insanın siyasi fikri niye sabah başka, akşam başka olamasın? Sabah A partisinin bir vaadini beğenip akşam B partisinin çevre politikasını savunsak kıyamet mi kopar? “Aman efendim, çizginden saptın!” derler. Bizi hemen bir kutunun içine tıkıp kapağını kapatacaklar ya!
Hele o lider köleliği yok mu... Siyasi lider dediğin de senin benim gibi bir insan dostlar! O da sabah uyanıyor, çayını içiyor, acıkıyor, yiyor, içiyor ve afedersiniz, günü gelince tuvalete gidiyor! Biyolojik olarak senden, benden milim farkı olmayan bir faniye neden aklını, vicdanını, iradeni ve özgürlüğünü komple tapuluyorsun? Adam yanlış bir şey söylediğinde “Vardır bir hikmeti” diye alkış tutmak, aklı kiraya vermenin, zihne görünmez kelepçeler takmanın ta kendisidir.
Bu fikir Siyasal İslam olabilir, Marksizm olabilir, aşırı ırkçı söylemler ya da marjinal akımlar olabilir… Hiç fark etmez! Bir düşünce sizi sorgulamaktan, eleştirmekten ve “Acaba burada bir yanlışlık var mı?” diye sormaktan alıkoyuyorsa, tebrikler; nur topu gibi bir ideolojik halkanız ve onu tutan bir sahibiniz var demektir!
“Elalem Ne Der?” Dini ve Mahalle Baskısı Engizisyonu
Sadece siyaset mi? Keşke öyle olsaydı! Günlük hayatımız, toplumsal tabularımız ve ilişkilerimiz tam bir köleler panayırı. Aslında insanların büyük çoğunluğu “özgürlük” kelimesinin gerçekte ne anlama geldiğini hiç ama hiç bilmiyor.
Şu kuralı bir yere not edin: Eğer bir karar alırken, bir kıyafet giyerken, bir hayat tercihi yaparken kafanızın içinde “Görümcem ne der, komşu ne düşünür, elalem ne söyler?” çarkları dönmeye başladıysa, özgürlüğünüzün en az %50’si açık artırmada satılmış demektir.
Yoldan geçen adamın sizin hakkınızdaki saniyelik düşüncesi, sizin hayatınızın anayasası haline gelmişse, siz o hayatta sadece bir figüransınız.
Toplum adeta gizli bir jandarma gibi tepemizde dikiliyor. Adam Cuma namazına gitmiyor, yanındaki hemen kaşını kaldırıp: “Aaaa, Cuma’ya gitmiyor musun, hayret!” diyor. Sanane yahu, sanane! Sen kiliseye gitmeyen Hristiyana “Aaaa ne biçim Hristiyansın sen, Pazar duasına niye gelmedin?” diye hesap soran tipin öteki mahalledeki ikizisin! İnsanların inancı, ibadeti, yaşam tarzı, yemesi, içmesi, giyinmesi niye sürekli birilerinin onay süzgecinden geçmek zorunda?
Marka Tasmaları ve Mülk Parandaları
Hz. İsa’nın bahsettiği o “paranın ve malın mülkün kölesi olma” mevzusu ise günümüzde tam bir cinnet boyutunda.
Sırf arkasında bir elma logosu var diye üç aylık maaşını bir telefona yatıran, sonra o telefon çizilmesin diye üzerine titrerken kendi ömrünü tüketen insan özgür müdür? Ev alacağız diye 30 yıl boyunca haftada altı gün sevmediği bir işte, nefret ettiği bir patronun kahrını çeken, o beton yığınına sahip olduğunu sanırken aslında o beton yığınının sahibi haline geldiği insan özgür müdür?
Arabanın kapısına bir şey olmasın diye otoparkta iki saat yer arayan, bankadaki rakamlar düşmesin diye uykuları kaçan, cüzdanı kabardıkça ruhu büzüşen milyonlarca "modern köle" sokaklarda geziyor. Sahip olduğumuzu sandığımız her şey, günün sonunda bize sahip oluyor.
Zihindeki Zindanları Yıkmak
Velhasıl kelam dostlarım; gerçekten özgür olmak bu dünyadaki en zor, en cesurca ve en çileli iştir.
Özgürlük, sadece sokağa çıkıp bağırabilmek değildir. Özgürlük; kendi zihninin içine ördüğün o kalın duvarları, çocukluktan beri sana dayatılan tabuları, mahalle baskılarını, grup psikolojilerini ve kendi ego zincirlerini tek tek kırabilmektir.
Bizi biz yapan şey; başkalarının alkışları veya kabulü değil, kendi vicdanımızla baş başa kaldığımızda verdiğimiz hesaptır. Siyasi liderlerin peşinde amip gibi sürüklenmeyi bıraktığımız, "elalem" denilen o hayali canavarı çöpe attığımız, parayı bir amaç değil sadece basit bir araç olarak gördüğümüz gün gerçekten nefes almaya başlayacağız.
Aksi takdirde, boynumuzdaki altın kaplama tasmalarla ortalıkta dolanıp "Bakın ne kadar da özgürüm!" diye caka satmaktan öteye gidemeyiz.
Şimdi derin bir nefes alın ve kendinize sorun: Siz gerçekten özgür müsünüz, yoksa sadece hapis hürriyetinizi mi seviyorsunuz?
15 Ağustos 2026
Bülent Küçük