BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhaba dostlar,
Bugün sizinle ekonomi sayfalarının pembe panjurlu haberlerini değil, o muazzam servetlerin arkasındaki karanlık, absürt ve bir o kadar da trajikomik ruh hallerini konuşacağız. Hani şu "Dünyayı yöneten akıl kimin elinde?" diye sorup duruyoruz ya; işte o aklın zaman zaman nasıl klinik bir vakaya, nasıl bir "patolojik kişilik bozukluğuna" dönüştüğünün izini süreceğiz.
Görünen o ki, sistemin tepesindekiler için para artık fırından ekmek alacak bir değişim aracı değil; önüne adaklar sunulan, uğruna çoluğun çocuğun kurban edildiği taptaze bir kutsal put!
Milyarderlerin Altın Küpü Ve Bacağı Kesilen Çocuklar
Tarihin en zengin kadınlarından biri olarak bilinen Hetty Green’i hiç duydunuz mu? Namıdiğer "Wall Street Cadısı". Kadının bankada milyon dolarları yüzüyor, ama kendisi yeşil sabun bulamadı diye elbiselerini yıkatmıyor, soğuk yulaf lapasıyla karnını doyuruyor.
Buranın mizahı bir yere kadar komik, ancak trajedisi kan dondurucu! Yeşil Hanımefendi, bacağı kırılan öz oğlunu hastane masrafı çıkmasın diye günlerce bedava yoksul kliniklerinde gezdiriyor. Sonuç mu? Zamanında müdahale edilmediği için çocukcağızın bacağı kesiliyor. İşte size finansal deha, işte size rasyonel tasarruf! Oğlunun bacağından tasarruf edip altın biriktiren bir akıl tutulması.
Peki ya dünyaca ünlü petrol kralı Jean Paul Getty? Adamın torunu kaçırılıyor, fidyeciler kapıda. Bizim milyarder ne yapıyor dersiniz? "Aman torunumu kurtarayım" diye koşturmak yerine, oturup hesap makinesinin başına geçiyor! Fidyeyi öderse bunu vergi matrahından düşüp düşemeyeceğini hesaplıyor. Hatta "Diğer torunlarım da kaçırılırsa maazallah batarım" diye pazarlık edip torununun kulağı kesilip postalanana kadar tek kuruş koklatmıyor.
Yahu, insan sormadan edemiyor: Bu nasıl bir hesap uzmanlığı, bu nasıl bir maliye aşkıdır? Torununun kulağını vergi indirimi hesabı ile terazide tartan bir kafaya "akıl" demek mümkün mü?
Otel Odasındaki Tiranlar Ve Mikrop Fobisi
Gelelim bir diğer efsaneye: Howard Hughes. Dünyanın en parlak havacılık ve sinema dehalasından biri. Paranoyanın ve mikrop korkusunun zirvesine çıkınca ne yaptı biliyor musunuz? Las Vegas’ta kaldığı otelin yönetimi "Beyefendi artık süiti boşaltın" deyince, insanlarla muhatap olmamak ve otelden çıkmamak için otelin tamamını satın aldı!
Son yıllarını bir otel odasında, dış dünyadan tamamen izole, sterilizasyon takıntıları ve kavanozlarda biriktirdiği idrarlarıyla geçiren bir adam... Paran var, imkânın var ama koca dünyayı bir otel odasının karanlığına sığdıracak kadar zihnine hapsolmuşsun.
IKEA'nın kurucusu Ingvar Kamprad'ın milyarlarca dolarlık servete rağmen çocuklarını yönetimden uzak tutup, uçakta ikinci sınıf koltuk kovalaması da bu hikâyenin başka bir çeşnisi. Konu tasarruf etmekten çıkıp, bir tür kontrol hastalığına ve narsisistik bir güç gösterisine dönüşüyor.
Tarihi Tiranlardan Modern Milyarderlere: Aynı Tas Aynı Hamam
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım dostlar. Tarihteki Nero gibi, Hitler gibi tiranların sergilediği o sınırsız ego, kontrol tutkusu ve empati yoksunluğu ile günümüzün bazı patolojik milyarderleri arasında sizce bir fark var mı?
Tiranlar ordularıyla, savaşlarıyla dünyayı kaosa sürüklerdi; bugünün "para putuna" tapanları ise tek bir borsa hamlesiyle, bir şirket kapatma kararıyla milyonlarca insanın ekmeğiyle oynuyor. İki yapının da temeli aynı harçla karılmış: Aşırı empati yoksunluğu ve dünyayı kendi mülkü sanma küstahlığı.
Hepsinde ortak olan şey, hayatın neşesini, insan ilişkilerini, sevgiyi ve merhameti o çok sevdikleri dolar banknotlarının arasında ezmiş olmaları. Karşımızda insanı bir değer olarak değil, tamamen bir "maliyet ve kazanç kaleminden" ibaret gören soğuk bir mekanizma var.
Silikon Vadisi’nin "Yeni Nesil" Derebeyleri
"Canım onlar eski devrin adamlarıydı, şimdikiler kapüşonlu hırkalar giyiyor, kot pantolonla dolaşıyor, dünyayı kurtarma vizyonundan bahsediyor!" dediğinizi duyar gibiyim. Sakın o filantropik masallara kanmayın dostlar!
Çünkü bugünün dev teknoloji şirketlerini, sosyal medya devlerini yöneten yeni nesil milyarderler de tıpkı o eski zenginler gibi tam olarak aynı ruh halinin, aynı genetik kodların taşıyıcısı. Kapüşonlu hırkaları çıkardığınızda altından çıkan manzara tamamen aynı: Aynı doymak bilmez sahip olma hırsı, aynı felç edici kontrol tutkusu ve aynı derin empati eksikliği!
Bu modern çağın "akıllı" liderleri, dijital basamakları tırmandıkça tıpkı Howard Hughes gibi halktan, sokaktan ve insani gerçeklikten kopup kendi izole fildişi kulelerine çekiliyorlar. Bize "dünyayı birleştirme" vaadinde bulunurken, kendi hayatlarında tek bir gerçek insani ilişki kuramaz hale geliyorlar.
Çünkü onlar için de para artık hesaptaki rakamlardan ibaret değil; bizzat kimliklerinin ve var oluşlarının temeli.
Eski Modelin Yeni Sürümü: Geleceğimizi Kim Yönetiyor?
İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Geçmişin o garip, takıntılı milyarderleri kendi küçük krallıklarında çocuklarının bacağını keser veya torununun kulağını pazarlık konusu yaparken, bugünün teknoloji milyarderleri ellerindeki algoritma gücüyle küresel çapta aile bağlarını, toplumsal değerleri ve insani dokuyu darmadağın ediyor.
Sistemin başında yine o bildiğimiz "patolojik zihniyet" oturuyor. İnsanlığı bir veri yığınından, hayatı ise kâr-zarar tablosundan ibaret gören bu soğuk akıl; kendi kişisel travmalarını, empati yoksunluklarını ve kontrol arzularını tüm gezegene bir "modern yaşam biçimi" olarak dikte ediyor.
Sonuç olarak; bugün küresel ölçekte yaşadığımız krizler ve toplumsal yozlaşma tesadüf değil. Direksiyondakilerin ruh hali neyse, arabanın gittiği yön de orasıdır. Parayı bir kimliğe dönüştürenlerin elinde insanlığın geleceği daima bir risk faktörüdür.
Ancak umutsuzluğa kapılmak yok. İnsanı, vicdanı ve gerçek aklı merkezine alan bir bakış açısı, elbet bu gözü dönmüş "para putlarını" da tarihin tozlu sayfalarına gömecektir.
Bir sonraki yazıda, ruhumuzu ve cüzdanımızı bu hırslardan koruma duasıyla görüşmek üzere...