BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar sevgili okurlar,
15 Temmuz'u yaşadık. Millet olarak darbeye karşı durduk. O gecenin unutulmaması için anılması elbette doğaldır. Ancak bu günü, 23 Nisan ya da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile aynı kategoriye koymaya çalışmak bana hep garip gelmiştir. Çünkü biri devletin kuruluşunu, diğeri ise devletin yıkılmasını önleme çabasını temsil ediyor. Aralarında önemli bir fark var.
Ben bugün 60 yaşındayım, 61'den gün alıyorum. Bizim kuşak çok ilginç dönemlerden geçti. İlkokuldan lise sonuna kadar her yıl büyük bir coşkuyla "27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı" kutladık.
Düşünün...
Demokrasiyi kurtarmak için yapılmış bir darbeyi, demokrasi bayramı diye kutluyorduk.
Şiirler okunuyor, törenler düzenleniyor, öğrenciler saatlerce güneş altında bekletiliyordu. O yaşlarda kimsenin aklına, "Bir dakika, darbeyi neden bayram yapıyoruz?" diye sormak gelmiyordu. Çünkü devlet ne diyorsa doğru oydu.
Sonra yıllar geçti.
1986 yılında ilk öğretmenlik görevime başladım. Tek öğretmenli, dağın başında küçük bir köye tayin oldum. Elektrik yok. Telefon yok. Televizyon yok. Su bile sınırlı. Haberleşme deseniz, uzun dalga radyoda TRT'yi çekerse şanslı sayılıyorsunuz.
Okulun küçücük bir kütüphanesi vardı. Eski ilkokul ansiklopedilerini karıştırırken karşıma sayfalar dolusu 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı etkinlikleri çıktı.
Şiirler...
Konuşma metinleri...
Kutlama programları...
Bir an durdum.
"Yahu bu bayram kaldırılmamış mıydı?"
Hatırlıyordum ama emin olamadım. Dağın başındayız. Kime soracağım?
Köyün muhtarı Mevlüt Emmi vardı. Allah rahmet eylesin. Okumuşluğu azdı ama hayat tecrübesi üniversite gibiydi.
Gittim yanına.
"Muhtarım," dedim, "27 Mayıs'ı kutlayacak mıyız? Ben kaldırıldı diye biliyorum."
O da düşündü.
"Vallahi öğretmenim..." dedi, "Ben de tam emin değilim."
Sonra gözleri parladı.
"Dur hele."
İçeri gitti, kucağında kocaman bir telsizle çıktı.
Öyle böyle değil...
Bugün görseniz küçük bir buzdolabı dersiniz.
"Bu ne?" dedim.
"Telsiz."
"Bu kadar büyük telsiz mi olur?"
Olurmuş...
Hem de öyle bir olurmuş ki...
"Amerika ile bile görüşüyorum."
Ben şaşkın.
"İngilizce biliyor musun?"
"Yok."
"Peki nasıl konuşuyorsun?"
"Türkçe bilen Amerikalılarla..."
İşte burada benim beynin sigortaları attı.
Mevlüt Emmi frekansı çevirdi.
"Alô alô... Los Angeles... Danyal birader, duyuyor musun?"
Birkaç saniye sonra cızırtılar arasından bir ses geldi.
"Alô Mevlüt Ağa! Nörüyon?"
Ben donup kaldım.
Adam Los Angeles'tan ama konuştuğu Türkçe tam İç Anadolu şivesi.
Mevlüt Emmi başladı muhabbete:
"Nasılsın?"
"İyilik."
"Ne var ne yok?"
"Torun Elizabeth'i evlendireceğiz. Düğün hazırlıkları var."
Sanki Yozgat'ın karşı köyüyle konuşuyorlar.
Beş dakika sohbet ettiler.
Sonra Mevlüt Emmi frekansı değiştirdi.
"Ankara... Ankara..."
Karşıdan biri cevap verdi.
"Buyurun."
"Bizim köyde bir öğretmen var."
"Dinliyorum."
"27 Mayıs Bayramı'nı kutlayacakmış."
Karşı taraftan öyle bir cevap geldi ki hâlâ kulaklarımda:
"Sakın kutlamasın! O bayram 12 Eylül'den sonra kaldırıldı."
Mevlüt Emmi bana döndü.
Gülümsedi.
"Bak öğretmenim," dedi, "bir darbenin bayramını başka bir darbe kaldırmış."
İşte o cümle yıllardır hafızamdan çıkmaz.
Bir darbe geliyor, kendi bayramını ilan ediyor.
Sonra başka bir darbe geliyor, öncekinin bayramını kaldırıyor.
Demokrasi ise iki darbenin arasında ezilip kalıyor.
Ben hâlâ şaşkınlığımı atamamıştım.
"Danyal kim?" diye sordum.
Mevlüt Emmi gayet doğal bir ifadeyle anlattı:
"Ermeni tehciri zamanında Yozgat'tan Los Angeles'a göçmüş bir Ermeni."
"İngilizce biliyor mu?"
"Biliyor."
"Türkçesi?"
"İç Anadolu şivesiyle konuşuyor."
"Ermenicesi?"
"Galanı pek kuvvetli değilmiş."
O an kendimi uzay çağında hissettim.
Elektriğin bile olmadığı bir köyde, aküyle çalışan dev bir telsiz üzerinden Amerika ile konuşuyoruz.
Bir yandan teknolojiye şaşırıyorum, bir yandan da siyasetin garipliklerine.
O gün yalnızca bir bayramın kaldırıldığını öğrenmedim.
Asıl öğrendiğim şuydu:
Darbeler sadece hükümetleri değil, hafızaları da değiştiriyor.
Bir dönem kutsal ilan edilen şey, başka bir dönemde yasak olabiliyor.
Dün alkışlananlar bugün eleştiriliyor.
Bugün doğru denilen yarın yanlış olabiliyor.
Demokrasi ise tam da bu yüzden değerlidir.
Çünkü demokrasilerde bayramları darbeler değil, millet belirler.