BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar değerli dostlar!
Büyük olsun veya küçük olsun, her devletin kendine göre bir "devlet aklı" vardır. Kimi ülkelerde bu akıl bilimle, teknolojiyle, hukukun üstünlüğüyle işler; bazı ülkelerde hanedanın cüzdan kalınlığına göre tıkır tıkır çalışır (örnek mi? Suudi Arabistan’a bak, çikolata kutusundan hanedan çıkıyor). Bizim gibi güzide coğrafyalarda ise "devlet aklı" tabiri, masum bir bürokratik mekanizmayı değil, doğrudan "derin devlet aklını", yani halüsinasyon gören ama bunu resmi gazetede yayınlayan bir organizmayı ifade eder.
Şöyle izah edeyim: Daha Amerika altını ıslatan, bez bağlanan, emekleme dönemindeki şaşkın bir bebek statüsündeyken, bizim Âli Osman İmparatorluğu 1800’lü yıllarda öyle bir kaos çukuruna düştü ki, ülke adeta açık hava akıl hastanesine döndü. II. Mahmut, bu kozmik yozlaşmanın ve "Kardeşim biz nereye gidiyoruz?" paniğinin önüne geçmek için Batılı akıl ve bilime dayalı tedbirler almaya karar verdi. Eskiden devlete faydalı olan Yeniçeri Ocağı, zamanla ülkenin başına öyle bir bela oldu ki, resmen uluslararası arenada faaliyet gösteren bir mafya çetesine dönüştü; her yeri haraca bağladı, padişah bile bunlardan sabah kahvesini içerken izin alır hale geldi.
Vak’a-i Hayriye: Topla Tüfekle "İkna" Kabiliyeti
İşte devlet aklı, II. Mahmut önderliğinde toplandı ve "Yetti gari!" diyerek Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmaya karar verdi. Tarihe Vak’a-i Hayriye (Hayırlı Olay) olarak geçen bu operasyonda, ocağın merkezi topa tutuldu; binlerce yeniçeri hakka yürürken, bazıları da can havliyle dünyanın öbür ucuna kaçtı. Ancak bizim devlet aklının vizyonu burada durur mu? Durmaz. Yeniçeri Ocağı’nın kökleri Alevi-Bektaşi kültürüyle beslendiği için, devlet aklı "Madem kökü orada, o halde kökten kazıyalım!" mantığıyla Alevi-Bektaşi vatandaşların da peşine düştü. Hayırlı iş yapacağım derken, memlekette cadı avı başlattı.
Tarihi Not: Devlet aklı dediğin şey bazen öyle bir vizyonsuzluktur ki, bir pire için yorganı yakmakla kalmaz, bütün köyü atom bombasıyla uyutur.
Mum Söndü Mitolojisinin Doğuşu: Bürokratik Dedikodunun Zirvesi
Ancak iş inanca, imana ve vicdana gelince top da, tüfek de, padişah fermanı da sökmüyor kardeşim. Alevi-Bektaşiler gizli gizli cem yapmaya, ibadetlerini sürdürmeye devam ettiler. Kolluk kuvvetleri (yani dönemin zaptiyeleri) baskın yapmasın diye de dergahın biraz uzağına yanan bir mum koyuyorlar, başına da bir gözcü dikiyorlardı. Zaptiye ordugahı göründüğü an gözcü mumu üfleyip söndürüyor, içerideki cemaat tehlikeyi sezip karanlıkta birbirine sarılarak "sus" işareti yapıyordu.
Bu pratik zekayı öğrenen devlet aklı ne yaptı dersiniz? Bilimsel bir rapor mu hazırladı? "Adamlar ibadet ediyor, biz nerede yanlış yapıyoruz" diye şapkasını önüne mi koydu? Asla! Doğrudan magazin basını seviyesine inip o efsanevi iftirayı yaydı: "Aleviler mumu söndürüp karanlık odada bilinmeyen grup faaliyetleri yürütüyorlar!"
Tarih boyunca görülebilecek en büyük, en seviyesiz manipülasyonlardan biri buydu. Yeniçeri Ocağı’nı kaldırarak hakikaten "hayırlı" bir işe imza atan devlet aklı, namus ve inanç meselesinde öyle bir çuvalladı ki, yerçekimine meydan okuyan bir sirk akrobasi gösterisine dönüştü.
Hindi veya Sığır Aklı: Evrim Teorisine Yeni Bir Katkı
Devlet aklı baktı ki bu inanç öyle yasakla, iftirayla falan bitmiyor; bu sefer başka bir mühendislik(!) denedi. "Bütün Aleviler peygamber soyundan geliyor, bu soydan gelmeyenler Alevi olamaz" fermanını saldı ortalığa. Halkımız buna inandı ama Aleviliğe katılım durur mu? Durmadı, coşarak devam etti. Bunun üzerine devlet aklı yine devreye girdi ve Alevileri ikiye böldü: Sonradan katılanlara "Bektaşi" denildi. Tabii ki bektaşilerin arasına sızan ajan provokatörler sayesinde Bektaşilik bambaşka, kontrol edilebilir bir ucubeye dönüştürüldü.
Ya işte dostlar; bizim memlekette devlet aklı böyle doğdu, böyle pişti, böyle gelişti. Şimdi benim anlattığım bu tarihsel gelişime katılan olur, katılan olmaz. Ancak ben bu anlattıklarımı yedi göbek tarih bilen, okumuş yazmış Alevi-Bektaşi dedelerinden duydum. Çoğu insan bu hakikati bilmez, çünkü devlet arşivleri bile bu tür skandalları halının altına süpürmekte profesördür.
Ana Fikir: Bu makaleden çıkarılacak co-pilot özeti şudur: Devlet aklı bazen çok hayırlı işler yapsa da, dümenine çapsız, vizyonsuz ve kafası kaset çalan insanlar geçince; o görkemli "devlet aklı" anında Hindi veya Sığır Aklı pozisyonuna düşer. Ve maalesef bizim çiftlikte hayvanlar hep konjonktüre göre konuşur!