BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhaba dostlar!
Bugün yine ekranlarımızın, kahvehanelerimizin ve altın günlerinin en gözde; fakat ne yazık ki en iç karartıcı spor dalına değineceğiz: Toplumsal Kutuplaşma.
Hani eskiden mahallede maç yaparken iki kişi çıkıp "Aldım, verdim, ben seni seçtim" diye adam seçerdi ya; hah, işte şimdilerde o çocukluk oyunu tüm dünyaya yayılmış durumda. Ancak küçük bir farkla: Artık mahalle maçı yapmıyoruz, birbirimize düşünce blokları fırlatıyoruz! Dünyanın neresine giderseniz gidin, insanlığın ortak paydaları ve makul olanın etrafında buluşma alanı adeta eriyen bir buzul gibi küçülüyor. Ortak bir dil kurmak mı? Ne gezer! Artık fikirler yarışmıyor; kabileler savaşıyor.
"Sen Kimlerdensin?" Diyerek Söze Başlayanlar Kulübü
Türkiye’den küresel sahneye kadar şöyle bir kafamızı uzattığımızda gördüğümüz tablo ne yazık ki şu: İnsanlar artık sadece farklı düşünmekle kalmıyor, neredeyse Sabah Ezanı ile akşam iftarı arasındaki saatlerde bile birbirine diş biliyor. Eskiden bir konu tartışılırken masada somut fikirler, projeler, ekonomik politikalar konuşulurdu. Şimdi mi? Şimdi tartışmanın yerini "Sen hangi aidiyettensin, hangi kutbun yolcususun?" sorgulaması aldı.
Televizyon ekranlarını bir açıyorsunuz; aynı konuda uzman iki beyefendi veya hanımefendi çıkmış. Ama sanırsınız uzmanlık alanları iletişim değil, "Karşıdakinin Lafını Bölme ve Daha Yüksek Sesle Bağırma" sanatı! Kimse kimseyi dinleme zahmetine katlanmıyor. Çünküm gaye anlamak değil, rakipten gol yemekten kaçınmak. Sosyal medyada masumane bir cümle kuracak olsanız, anında tepenize "Sen zaten şusun, sen kesin o taraftansın!" yaftası yapıştırılıyor. Oysa fikir tartışması toplumun motorudur; motoru söküp yerine birbirine taş atan insanları koyarsanız, araba gitmez, yolda kalırız!
Algoritmaların Ekmek Musluğu ve Küresel Yankı Odaları
Bu kültürel aşınma sadece bizim coğrafyamızın talihsizliği sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. İngiltere’de Brexit süreci yüzünden elli yıllık Pazar pazar kahvaltıları, dostluklar mahvoldu; aile sofralarında siyaset konuşmak tabu haline geldi. Amerika’da insanlar bahçesine komşusunun partisini destekleyen poster dikildi diye selamı sabahı kesti.
Peki, bu işin benzinini kim döküyor? Tabii ki o pek akıllı, pek marifetli sosyal medya algoritmaları! Bu algoritmalar bizi sadece ve sadece bizim gibi düşünen insanlarla aynı dijital odalara kapatıyor. Biz de kendi yankı odamızda "Yahu herkes benim gibi düşünüyor, demek ki ben dünyadaki tek hakikatin temsilcisiyim!" hülyasına kapılıyoruz. Sonuç? Dünya sessizce "Bizimkiler" ve "Ötekiler" diye ikiye bölünüyor.
Masum Ayrımcılıktan Felakete: Tarihin Haykırdığı Ders
Bakın dostlar, kutuplaşma basit bir fikir ayrılığı deyip geçilecek bir şey değildir. O, içeriye çaktırmadan giren ölümcül bir virüstür. Önce "Biz haklıyız, onlar yanlış" diye son derece masum görünen bir ego tatminiyle başlar. Sonra bu ayrım derinleşir, iş "Biz temiziz, onlar kirlidir" noktasına kadar varır.
Tarihin bize sunduğu en acı derslerden biri Hitler dönemi Almanya’sıdır. O dönemde toplum tam da bu zihniyetle dilim dilim bölündü. İnsanlar önce etiketlendi, sonra ötekileştirildi ve en sonunda susturuldu. Ardından gelen o tüyler ürperten korkunç sessizlikte milyonlarca insanın yaşam hakkı ellerinden alındı. Tarih bize bas bas haykırıyor: "Kutuplaşma fikir ayrılığıyla başlar; ama insanlık vicdanının yitirilmesiyle biter." Eğer bu dersi unutursak, aynı uçuruma tekrar yuvarlanmak kaçınılmaz olur.
En Yüksek Sesle Bağıran Haklı Değildir!
Bugün beni bir vatandaş olarak en çok ürküten şey ne biliyor musunuz? İnsanların hakikati veya doğruyu bulmayı değil, sadece "Tartışmayı kazanan taraf olmayı" hedeflemesi. Artık kimin haklı olduğu ne söylediğiyle değil; ne kadar agresif, ne kadar yüksek sesle bağırdığıyla ölçülür hale geldi. Oysa sadece avazı çıktığı kadar bağırmak, kimseyi haklı kılmaz; sadece gürültü kirliliği yapar!
İşin daha da tehlikeli boyutu ne, biliyor musunuz? Bu sarmalın içindeki hiç kimse kendini kutuplaştırıcı olarak görmüyor. Herkes "Ben sadece hakikati ve doğruyu savunuyorum" zırhına bürünüyor. İşte görünmez tehlike tam da burada saklı!
Panzehir: İnsanca ve Birlikte Olabilmek
Belki de yapacağımız en akıllıca şey, biraz durmak. Karşımızdakini hemen yargılamadan, etiketlemeden dinleme zamanı gelmedi mi? "Farklı düşünen bir insan sizin düşmanınız değil; tam tersine görüşünüzü test etmenizi sağlayan bir zenginliktir."
Kutuplaşmanın bir tek panzehiri vardır: Karşılıklı saygı, empati ve yapıcı diyalog. Bir ülke tankıyla, tüfeğiyle veya borsa endeksiyle değil; geliştirdiği empati yeteneği ve toplumsal vicdanıyla ayakta kalır. Farklılıklarımız bizi bölmemeli, tam aksine harcımız olmalıdır. Ve belki de ancak o zaman, bu dünyada unutmaya yüz tuttuğumuz o temel gerçeği yeniden hatırlarız: İnsanca ve birlikte insan olmayı.