BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar sevgili okurlar,
Son günlerin en sıcak stratejik hamlesi masada: Mekke Anlaşması! Üç devlet bir araya gelmiş, oturmuş, "Birimize saldırı olursa diğerine sayılır" diye imzayı basmışlar. Mış mış da mış mış… Bu uluslararası anlaşmalar var ya, tam olarak kahvehanedeki "Ben seni 51’de batırmazsam adam değilim" çıkışlarına benziyor; ortada iddia büyük ama akıbet hep kağıt üstünde kalıyor. Hani şimdi İran’la Yemen, Suudi Arabistan’ın huzurunu kaçırıp ara sıra füzeleri sallıyor ya; mantıken bu muazzam anlaşma gereği Pakistan’ın ve Türkiye’nin de kalkıp İran’a ya da Yemen’e misilleme olarak füze yollaması lazım. Ama atarlar mı? Asla! Efendim neymiş, "uluslararası dengeler", "derin stratejiler", "diplomatik hassasiyetler" falan filan. Abi o zaman niye yapıyorsunuz bu anlaşmaları? Düpedüz laf olsun torba dolsun, diplomasi dünyasının kabak tadı veren tiyatrosu işte!
Aylardır dillerde bir "Terörsüz Türkiye" sakızı, çiğneyip çiğneyip duruyoruz. Elbette bu işin iyi niyetli kısmı harika, kim istemez huzuru? Amma ve lâkin, bu ülkede hiç kimse de çıkıp adam gibi "Biz Kürtçeyi yok saydık, Kürtleri ikinci sınıf insan gördük, Kürtçe konuşanları mahcup edip hapse tıktık" demeye cesaret edemiyor. Peki karşı taraf sütten ak kaşık mı? O da hayır! Gencecik fidanlarımıza, askerlerimize pusu kurdular, şehit ettiler. Bu acı gerçekler yaşandı mı? Yaşandı, bal gibi de yaşandı.
Şimdi gelmişiz el sıkışma zamanına. Birbirimize kurşun sıkarken kılımız bile kıpırdamadı, gözümüz karaydı; ama iş barışa, helalleşmeye gelince "Acaba halkımız ne der, oy kaybeder miyiz?" diye kıvırtıp duruyor siyasiler. Korkmayın efendiler, halk bir şey demez! Herkes huzuru istiyor, herkes bıkmış durumda. Tarih denen o tekerrür müzesinde örnekleri dolu: Amerika'daki iç savaşta tam 750 bin kişi öldü, sonunda ne oldu? Oturdular el sıkıştılar. Allah'tan bizim ölü sayımız o korkunç rakamlara ulaşmadan uyanabildik de akıl başımıza geldi.
Demokratikleşme rüzgarlarıyla bu siyasi anlaşmanın taçlanacağı söyleniyor, kulaklarımız bayram ediyor. Peki, o tatlı rüzgarlar belediye başkanlarının kapısına gelince niye esmiyor? Hâlâ seçilmiş belediye başkanları göreve iade edilmiyor. Hani irade baş tacıydı? Hani sandık kutsaldı?
Gelelim kördüğümün en büyük düğümüne: Selahattin Demirtaş niye içeride tutuluyor? Adam elli kere beraat etti, dosyalar didik didik edildi ama içeride yaşlandı, adeta ölecek yahu! Zamanında ne diyorduk? "Avrupa Birliği'ne bırakacağız, AB'deki mahkemelerin kararına uyacağız" demiştik. Hani nerede o koca koca taahhütler? AB mahkemeleri kararlarını veriyor ama biz hâlâ içeride tutmakta ısrar ediyoruz. E hani adalet? Hani evrensel hukuk? Adam içeride paslanırken dışarıda barış şarkıları söylemek, biraz şeye benziyor: Düğün salonunda göbek atarken, arka odada kilit altında tuttuğun akrabanı unutmaya çalışmak. Bu iş böyle yürümez; ya samimiyetle adımlar atılır ya da bu masallar daha çok dinlenir!
9 Ağustos 2026