BÜLENT KÜÇÜK
MEMLEKET LABORATUVARI
Türkiye'nin Akıl Deneyleri
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Bilgi Medeniyet Kurar, Cehalet Onu Tüketir
Merhabalar sevgili okurlar,
“Para alan emir alır” diye veciz bir sözümüz vardır; yani parayı aldığın yerden emir de alırsın, bunda yanlış bir şey yok azizim! Şahsen ben yıllarca öğretmenlik yaptım, Türkiye Cumhuriyeti’nden maaşımı aldım, tabii ki devletimden emir de aldım. Şu anda devletim beni çağırıp "Seninle işimiz var" dese, koşa koşa giderim. Emekliyim belki, bastonla yürürüm ama yine de o emri yerine getiririm. Bundan daha doğal, daha şerefli bir şey olamaz.
Ama dünyada ve bizim güzelim ülkede yanlış olan başka bir şey var: Bugün muhalif diye bildiğiniz bütün yazarlar, televizyoncular bir yerlerden emir alırlar; "şöyle yaz", "böyle konuş" talimatları verilir, onlar da papağan gibi aynen uygularlar. Buraya kadar da bir şey yok, amuda kalkıp sirk maymunluğu yapsalar şaşırmam. Amma velâkin, işin en komik kısmı şu: Çıkıp "Biz tarafsızız, biz kimseden para almıyoruz, gazetecilik onuru vesaire vesaire..." diye nutuk atmazlar mı? Geçeceksin efendim o kalemi, o onur masallarını kime anlatıyorsun! Bazı gazeteciler de iktidarı öve öve bitiremiyor; aman Allah’ım, ne kara kaşlı iktidar, ne kara gözlü AK Parti, ne badem gözlü yöneticiler! Bazen iktidardakiler bile bunlara haber gönderip, "Yahu bu kadar yalaklık yapmayın, sırıtıyor, belli oluyor" diyorlar. Bu işler böyle vallahi, rüşvetin ve tetikçiliğin bile bir adabı kalmamış!
Bir de işin yurt dışından nemalananlar boyutu var ki, işte bunlar en tehlikeli olanlar! İçerdekiler ne kadar inkâr etseler de para aldıkları yerler parıl parıl parlıyor, zaten belli. Yurt dışından fonlananlar "Şuradan şuradan aldım" diye mertçe çıksalar yine bir derece makul sayacağım ama neredetepede tırnağa giz kapak! Dahası, para aldığın yer tehlikeli ve menfur bir odaksa, o parayı alan kişi de otomatikman tehlikeli bir maşaya dönüşür.
Buna en net örnek Can Dündar’dır. Eskiden herkesin el üstünde tuttuğu, sevdiği demokrat bir gazeteciyken, bugün Alman şansölyesiyle kadeh kaldıran bir figüre dönüşmüştür. Kusura bakmasınlar ama Can Dündar’ın bugün yazdığı hiçbir şey eleştiri falan değildir; doğrudan yurt dışından verilen talimatların satıra dökülmüş halidir. Bunlar kendilerini tarihe yazılacak kahramanlar mı zannediyorlar acaba?
O yüzden buradan yurt dışındakilere açıkça sesleniyorum: Gelin yargılanın, adam gibi gazetecilik yapın! Eleştirilecek bir şey varsa devletimizde, çıkın hep beraber eleştirelim. Ben bu devletten maaş alıyorum ama bu, devletin işleyişindeki olumsuzlukları asla eleştirmeyeceğim anlamına gelmez. Çünkü devletim de bilir ki ben her şey daha iyi olsun diye çabalayan bir adamım. Siz de öyle olun, mert olun!
Gelelim dünün tetikçileri ile bugünün "demokratlarına". AK Parti öncesi dönemde Aydın Doğan’ın, Cem Uzan’ın televizyonlarının azılı borazanı olan o dönemin pek çok televizyoncusu-tetikçisi, şimdi birer demokrat kesildi ki sormayın gitsin! Aslında burada isimlerini tek tek yazarım da, ya beraat ettiler ya da yedikleri haltlar şimdilik söylentiden ibaret kaldı. Bu yüzden hukuken yazamıyorum. Ama utanmadan sıkılmadan hâlâ Cem Küçük hakkında ileri geri konuşmaya, adamı gömmeye devam ediyorlar. Edep yahu, ayıp yahu! Ortada mahkemelerce ispatlanmış somut bir şey yokken, düşene bir tekme vurmak bu taifelerin en iyi bildiği şeydir.
Son olarak, AK Parti’nin son zamanlarda yaptığı bir hamle var ki evlere şenlik: Pek çok belediyeyi devşiriyorlar, parti rozeti takıyorlar. Bu kelimenin tam anlamıyla siyasi bir akıl tutulmasıdır. Diyelim ki bu transfer olan adamlar zamanında o şehrin fakirlerine makarna dağıttılar, "Oyunuzu falancaya verin" diye halkı yönlendirdiler. Olur mu? Pekâlâ olur. Ama AK Parti bu devşirme adamlardan asla ve kata verim alamaz. Kendi öz evladına yabancılaşan bir siyaset, bu akıl tutulmasıyla ancak duvara çarpar!