Geleneksel medya çağında kitlelerin neyi, ne kadar ve hangi öncelikle konuşacağını belirleme gücü; gazete editörleri, genel yayın yönetmenleri ve televizyon yapımcılarının elindeyken, dijital çağda bu kritik rolün yerini yapay zeka tabanlı algoritmik gündemler almıştır. Klasik iletişim ortamlarında kitleler, ortak bir merkezden dağıtılan benzer haber havuzlarından beslenmekte ve bu durum toplumsal ölçekte homojen bir gündem algısı yaratmaktaydı. Bugün ise kitle iletişiminin bu merkezi yapısı kökten bir dönüşüm geçirerek yerini tamamen kişiselleştirilmiş süreçlere bırakmıştır. Sosyal medya platformlarının kullanıcı verilerini anlık olarak işleyen gelişmiş yazılımları, bireylerin dijital ayak izlerini takip ederek her kullanıcıya özel bir gerçeklik sunumu hazırlamaktadır. Bu durum, geleneksel medyanın tektipleştirici yapısının aksine, her bireyin tıklama, beğenme, paylaşma ve ekran başında kalma sürelerine göre filtrelenmiş, dinamik ve parçalı mikro gündemlerin inşa edilmesine yol açmaktadır.
Medyanın kitlelerin düşünce dünyasını sınırlama ve yönlendirme gücü, iletişim biliminin en temel kuramsal dayanaklarından biridir. Gündem Belirleme Teorisi'nin kurucu babası olan Teksas Üniversitesinden Maxwell McCombs, medyanın bu gücünü şu şekilde formüle etmektedir: "Medya, insanlara ne düşüneceklerini dikkate değer bir başarıyla diktayla kabul ettiremez; fakat okuyucularına ve izleyicilerine ne hakkında düşüneceklerini dikte etmede inanılmaz derecede başarılıdır."[1] McCombs'un yirminci yüzyılın ikinci yarısında ana hatlarını çizdiği bu kuram, günümüz dijital ekosisteminde çok daha rafine ve tehlikeli bir boyuta evrilmiştir. Artık görünür bir editör kadrosunun yerine, kodlardan ve matematiksel formüllerden oluşan yapay zeka sistemleri bireylere neyi dert edinmeleri, hangi konuyu tartışmaları ve neye öfkelenmeleri gerektiğini fısıldamaktadır. Dijital evrendeki bu görünmez mühendislik, bireyin seçme özgürlüğüne sahip olduğu illüzyonunu yaratarak manipülasyonu daha görünmez kılmaktadır.
Parçalanan Ortak Kamusal Alan
Algoritmik gündem mekanizmasının toplumsal ölçekte yarattığı en büyük tahribat, ortak bir kamusal alanın ve fikir birliği zeminlerinin hızla yok olmasına yol açmasıdır. Yeni medya ekosisteminde bireyler, farkında olmadan sadece kendi dünya görüşlerini, siyasi eğilimlerini ve estetik beğenilerini besleyen manipülatif ya da ekstrem içeriklerle baş başa bırakılmaktadır. Bu dijital tecrit durumunu kavramsallaştıran siyaset bilimci Eli Pariser, algoritmaların insanlığı içine hapsettiği görünmez duvarları şu sözlerle açıklamaktadır: "Filtre balonları, bireyin internette neyi göreceğini kişiselleştirilmiş algoritmaların insafına bırakarak, kişiyi kendi ideolojik ve entelektüel önyargılarının içine hapseder ve onu farklı fikirlerin zenginliğinden tamamen mahrum bırakır."[2] Pariser'ın dikkat çektiği bu filtre balonları ve yankı odaları, modern toplumları oluşturan bireylerin artık aynı gerçekliğe inanmadığı, ortak doğrular üzerinde uzlaşamadığı parçalı bir sosyal yapı üretmektedir. Farklı kutuplardaki insanlar, aynı dijital evrende yaşamalarına rağmen birbirinin gündeminden tamamen habersiz iki yabancıya dönüşmektedir.
Algoritmaların sadece ticari kaygılarla ve reklam temelli dikkat ekonomisini büyüterek etkileşimi artırmak adına sansasyonel, öfkeli ve kutuplaştırıcı konuları öne çıkarması, bu süreci daha da derinleştirmektedir. İnsan psikolojisinin öfke ve aşırılığa daha hızlı tepki verdiğini çözen yapay zeka sistemleri, rasyonel ve yapıcı tartışmaları algoritma akışlarında geriye iterken, toplumsal kutuplaşmayı besleyen radikal içerikleri görünür kılmaktadır. Toplumsal öncelikler, ortak aklın ve rasyonel müzakerelerin sonucunda değil, tamamen yapay algoritmik reflekslerle ve ticari kâr marjlarıyla belirlenmektedir. Bu durum, demokrasilerin en temel harcı olan sağlıklı kamusal tartışma kültürünü zehirlemekte ve kitleleri rasyonel düzlemden uzaklaştırarak duygusal bir fanatizmin içine sürüklemektedir.
Türkiye'deki Dijital Dönüşüm Ve Kolektif Gerçeklik Algısı
Yeni medyanın sosyolojik yansımalarını ve dijitalleşme pratiklerinin toplumsal yapıyı dönüştürme biçimlerini Türkiye ekseninde inceleyen İstanbul Bilgi Üniversitesinden Halil Nalçaoğlu, ekran başındaki modern insanın yeni konumunu çarpıcı bir yaklaşımla ele almaktadır. Nalçaoğlu, parçalanan kamusal alanın sosyolojik kodlarını şu şekilde çözümlemektedir: "Algoritmik yapılar, geleneksel kamusal alanı mikro parçacıklara bölerek kolektif gerçeklik algısını ortadan kaldırmakta; bu durum toplumsal dayanışma mekanizmalarını zayıflatırken bireyleri sanal cemaatlerin içine hapsetmektedir."[3] Nalçaoğlu'nun işaret ettiği bu sanal cemaatleşme ve kolektif gerçeklik kaybı, algoritmik gündemlerin modern toplumları getirdiği kritik eşiği net bir biçimde özetlemektedir. Bireyler artık toplumsal bir mutabakatın parçası olmak yerine, yapay zekanın kendilerine biçtiği mikro kimliklerin korunaklı ama izole alanlarında yaşamayı tercih etmektedir.
Algoritmik gündemler kitle iletişiminin ve toplumsal yaşamın doğasını kökten değiştirmiştir. Kamusal tartışma konularını seçme, filtreleme ve manipüle etme gücünü uluslararası teknoloji şirketlerinin görünmez yazılımlarına teslim eden modern toplumlar; bilgiye erişim kanallarını, siyasi tercihlerini ve en önemlisi kolektif gerçeklik algılarını bu sistemlerin elinde yeniden yapılandırmaktadır. Dijital çağın bu yeni eşik bekçileri, insanlığa sadece ne hakkında düşüneceklerini söylemekle kalmayıp, dünyayı hangi radikal filtrenin arkasından görmeleri gerektiğini de dikte etmektedir. Geleceğin özgür toplum yapısını, algoritmaların kendilerine sunduğu konforlu filtre balonlarında uyuşan kitleler değil; bu görünmez yazılımların sınırlarını fark edip, ekranın ötesindeki gerçek kamusal alana ve farklı seslerin zenginliğine cesaretle adım atabilen bilinçli zihinler ayakta tutacaktır.
[1] Maxwell McCombs, Teksas Üniversitesi, Austin, "Medya, insanlara ne düşüneceklerini dikkate değer bir başarıyla diktayla kabul ettiremez; fakat okuyucularına ve izleyicilerine ne hakkında düşüneceklerini dikte etmede inanılmaz derecede başarılıdır.", The Agenda-Setting Function of Mass Media, Austin, 1972
[2] Eli Pariser, Siyaset Bilimci, "Filtre balonları, bireyin internette neyi göreceğini kişiselleştirilmiş algoritmaların insafına bırakarak, kişiyi kendi ideolojik ve entelektüel önyargılarının içine hapseder ve onu farklı fikirlerin zenginliğinden tamamen mahrum bırakır.", The Filter Bubble: What the Internet Is Hiding from You, New York, 2011
[3] Halil Nalçaoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi, "Algoritmik yapılar, geleneksel kamusal alanı mikro parçacıklara bölerek kolektif gerçeklik algısını ortadan kaldırmakta; bu durum toplumsal dayanışma mekanizmalarını zayıflatırken bireyleri sanal cemaatlerin içine hapsetmektedir.", Medya ve Toplum: Dijital Çağda Kamusal Alanın Dönüşümü, İstanbul, 2019
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."