Yirmi birinci yüzyılın getirdiği teknolojik imkanlar, sınırları belirsizleştirirken insanlığı tek bir ortak kültür havuzunda buluşturuyor gibi görünmektedir. Ancak dünyanın bir ucunda üretilen popüler bir kültürel ögenin, ulaştığı coğrafyada hiç değişmeden kabul gördüğünü söylemek eksik bir yaklaşım olur. Küreselleşme ve yerelliğin dinamik bir sentezini ifade eden küyerelleşme, evrensel akımların ulaştıkları coğrafyaların geleneklerine, toplumsal kodlarına ve tüketici alışkanlıklarına göre yeniden formüle edilmesi sürecidir. Bu olgu, küresel kültürün yerel kimlikleri tamamen yok ettiği ve dünyayı tek bir kalıba döktüğü yönündeki endişeleri boşa çıkarmaktadır. Aksine, iki farklı dinamiğin çarpışmasından son derece zengin, katmanlı ve melez yeni kültürel formlar doğmaktadır. Süreç sadece ekonomik bir pazar stratejisi değil, aynı zamanda toplumsal bir adaptasyon mekanizması olarak işlev görmektedir; çünkü bir kültürel unsur, sızdığı toplumun yerel değerleriyle harmanlanmadığı müddetçe o coğrafyada kalıcı bir yer edinemez.
Kültürel Evrimde Sosyolojik Temeller Ve Entegrasyon
Sosyoloji literatüründe bu melezleşme sürecinin sınırlarını çizen temel teorisyenler, küreselleşmenin tek yönlü bir dayatma olmadığını uzun yıllardır savunmaktadır. Küyerelleşme kavramını akademik dünyaya kazandıran ünlü sosyolog Aberdeen Üniversitesinden Roland Robertson, bu ilişkiyi şu sözlerle özetlemektedir: "Küreselleşme, yerel olanın dışlanması anlamına gelmez; aksine yerel olan, küresel olanın içinde yeniden üretilir ve onun ayrılmaz bir parçası haline gelir."[1] Bu yaklaşımdan hareketle, dev uluslararası markaların girdikleri pazarlarda sadece kendi standartlarını dayatmak yerine yerel damak tadına uygun menüler geliştirmeleri, bu sosyolojik gerçeğin ticari sahnedeki en somut yansımasıdır. Örneğin, Asya pazarında pirinç bazlı ürünlerin menülere dahil edilmesi ya da Türkiye'deki küresel kahve zincirlerinin geleneksel Türk kahvesini ve kültürümüzün bir parçası olan Ramazan ayına özel ikramları sistemlerine entegre etmesi, ekonomik bir zorunluluktan ziyade toplumsal bir uzlaşmadır. Yerel süzgeç, yabancı olanı ayıklamaz; onu kendi gövdesine aşılayarak evcilleştirir.
Tektipleşme Tehdidine Karşı Hibritleşme Ve Medya
Kültürel etkileşimlerin bu akışkan yapısı, toplumların küresel ürünleri pasif birer tüketici olarak kabul etmediğini, aksine onları aktif bir şekilde dönüştürdüğünü göstermektedir. Kültürel melezleşme teorileri üzerine derinlikli çalışmalar yürüten California Üniversitesinden Jan Nederveen Pieterse, bu durumu küreselleşmenin tektipleştirici gücüne karşı bir direnç ve zenginleşme olarak yorumlar. Pieterse, modern kültürlerin doğasını açıklarken, "Küreselleşme tek bir merkezin dünyayı homojenleştirmesi değil, farklı kültürel unsurların birbirine karışarak sürekli yeni melezlikler üretmesi sürecidir."[2] tespitinde bulunur. Bu bağlamda, küresel bir dijital yayın platformunun gittiği ülkenin kültürel şifrelerine uygun yerli diziler üretmesi veya o coğrafyanın tarihi figürlerini modern anlatılarla harmanlaması tesadüf değildir. Türkiye, bu noktada son derece özgün bir örnek sunmaktadır; zira Türk dizi sektörü, hem küresel anlatım tekniklerini başarıyla uygulamakta hem de toplumsal bağları, aile yapısını ve yerel mitleri koruyarak bu ürünleri dünya pazarına ihraç eden küresel bir güce dönüşmektedir.
Dijitalleşen dünyada bu etkileşim, sadece batı merkezli ürünlerin doğuya doğru akmasıyla değil, doğunun ve yerelin de küresel sahnede kendine özgün bir yer bulmasıyla çift yönlü bir hal almıştır. Küyerel medya formatlarının ve tüketim trendlerinin toplumsal yansımalarını inceleyen Anadolu Üniversitesinden Çağrı Yılmaz, yerel kültürlerin küresel arenadaki bu yeni konumunu şu şekilde değerlendirmektedir: "Yerelleşme pratikleri, yerli kültürlerin edilgen birer kurban olmaktan çıkıp küresel pazarın kurallarını kendi lehine yeniden yazmasını ve evrensel sahnede kalıcı bir kimlik edinmesini sağlar."[3] Bu durum, popüler kültürün dünyayı tek bir renge boyamak yerine, küresel formların yerel renklerle yeniden yorumlandığı, çok sesli ve durmaksızın akan bir nehir yarattığını açıkça ortaya koymaktadır. İnsanlık, evrensel olanın geniş vizyonu ile yerel olanın güvenli kökleri arasında köprüler kurarak, geleceğin melez ama bir o kadar da özgün kültür haritasını kendi elleriyle çizmeye devam etmektedir.
[1] Roland Robertson, Aberdeen Üniversitesi, "Küreselleşme, yerel olanın dışlanması anlamına gelmez; aksine yerel olan, küresel olanın içinde yeniden üretilir ve onun ayrılmaz bir parçası haline gelir.", Glocalization: Time-Space and Homogeneity-Heterogeneity, Londra, 1995
[2] Jan Nederveen Pieterse, California Üniversitesi, Santa Barbara, "Küreselleşme tek bir merkezin dünyayı homojenleştirmesi değil, farklı kültürel unsurların birbirine karışarak sürekli yeni melezlikler üretmesi sürecidir.", Globalization and Culture: Global Mélange, Lanham, 2003
[3] Çağrı Yılmaz, Anadolu Üniversitesi, "Yerelleşme pratikleri, yerli kültürlerin edilgen birer kurban olmaktan çıkıp küresel pazarın kurallarını kendi lehine yeniden yazmasını ve evrensel sahnede kalıcı bir kimlik edinmesini sağlar.", Akdeniz İletişim Dergisi, Antalya, 2018
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."