Boşanma Çocuğun Güven Duygusunu Nasıl Etkiler?
Bir çocuk için aile yalnızca aynı evde yaşayan insanların oluşturduğu bir topluluk değildir; aynı zamanda güvenin, aidiyetin ve duygusal istikrarın temsilidir. Anne ve babanın birlikte oluşturduğu bu küçük dünya, çocuğun dış çevreyi anlamlandırmasını sağlayan ilk yaşam laboratuvarıdır. Boşanma kararı alındığında ise çocuk, yalnızca anne ve babasının ayrıldığını değil, alışık olduğu düzenin de değiştiğini hisseder. Bu nedenle birçok çocuk ilk günlerde yoğun bir belirsizlik yaşar. Özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklar olayları yetişkinler gibi değerlendiremedikleri için ayrılığın kendi davranışlarından kaynaklandığını düşünebilirler. Suçluluk duygusu, terk edilme korkusu ve yeniden birleşme umudu uzun süre devam edebilir. Okul çağındaki çocuklarda ders başarısında düşüş, dikkat dağınıklığı, uyku problemleri, iştah değişiklikleri, içe kapanma veya öfke nöbetleri görülebilir. Daha küçük yaş gruplarında alt ıslatma, parmak emme veya konuşmada gerileme gibi gelişimsel davranışlar yeniden ortaya çıkabilirken, ergenlik dönemindeki çocuklarda kurallara karşı gelme, sosyal çevreye aşırı yönelme ya da riskli davranışlara ilgi artışı gözlenebilir. Bağlanma kuramının kurucusu "Çocuğun sağlıklı gelişimi için en temel gereksinim, kendisini güvende hissedebileceği istikrarlı bir bakım ilişkisidir."[1] diyen John Bowlby, çocukların duygusal dayanıklılığının yalnızca biyolojik ihtiyaçlarla değil, güven veren ilişkilerle şekillendiğini vurgulamaktadır. Bu nedenle boşanmanın ilk döneminde anne ve babanın sergilediği sakin, tutarlı ve güven verici davranışlar, çocuğun yaşayacağı psikolojik sarsıntının şiddetini önemli ölçüde azaltabilmektedir. Günümüzde çocuk psikolojisi alanındaki araştırmalar, çatışmaların yoğun yaşandığı bir ev ortamının, huzurlu biçimde yürütülen bir boşanmadan bazı durumlarda daha fazla zarar verebildiğini de göstermektedir.
Yetişkinlikte Ortaya Çıkabilecek Psikolojik İzler
Çocukluk yıllarında yaşanan önemli yaşam olayları, bireyin yetişkinlikte kuracağı ilişkiler üzerinde etkili olabilir. Ancak bu etkinin şiddeti her çocukta aynı değildir. Kimi çocuklar yaşadıkları süreci güçlü sosyal destek sayesinde sağlıklı biçimde atlatırken, bazıları uzun yıllar devam eden duygusal güçlüklerle karşılaşabilir. Özellikle anne ve babası arasında uzun süre devam eden yoğun çatışmalara tanıklık eden çocuklarda güven duygusunun zedelenmesi daha sık görülmektedir. Bu durum ilerleyen yıllarda romantik ilişkilerde bağlanma kaygısı, terk edilme korkusu veya tam tersine yakın ilişkilerden uzak durma eğilimi şeklinde ortaya çıkabilir. Psikolog Judith S. Wallerstein, uzun yıllara yayılan araştırmalarının ardından "Boşanmanın etkileri bazı bireylerde çocuklukla sınırlı kalmaz, yetişkin ilişkilerine kadar uzanabilir."[2] değerlendirmesinde bulunmuştur. Bununla birlikte günümüzde yapılan geniş ölçekli araştırmalar, bu etkinin kaçınılmaz olmadığını açık biçimde göstermektedir. Depresyon, anksiyete, düşük benlik saygısı veya ilişki kurmada yaşanan güçlükler, boşanmış aile çocuklarının tamamında görülmez. Bilimsel çalışmalar, bu risklerin özellikle ebeveyn çatışmasının sürdüğü, ekonomik güçlüklerin arttığı ve çocuğun sosyal destekten yoksun kaldığı durumlarda belirginleştiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla boşanma tek başına bir kader belirleyicisi değildir; sürecin nasıl yaşandığı ve çocuğun çevresinden aldığı destek çok daha belirleyici rol oynar.
Çocuğu Koruyan En Güçlü Unsur Ebeveyn Tutumudur
Boşanma sonrasında çocuğun ruh sağlığını koruyan en önemli etkenlerden biri, anne ve babanın birbirlerine karşı sergiledikleri davranış biçimidir. Çocuğun ebeveynlerden biri hakkında olumsuz sözler duyması, taraf seçmeye zorlanması veya yetişkinler arasındaki çatışmanın içine çekilmesi psikolojik yükü önemli ölçüde artırmaktadır. Buna karşılık her iki ebeveynin de çocuğa sevginin değişmediğini hissettirmesi, düzenli iletişimin sürdürülmesi ve günlük yaşam rutinlerinin mümkün olduğunca korunması, uyum sürecini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. Gelişim psikoloğu E. Mavis Hetherington, "Çocukların büyük bölümü uygun aile desteği ve istikrarlı bakım sayesinde yaşanan güçlükleri zaman içinde sağlıklı biçimde aşabilmektedir."[3] görüşüyle, dayanıklılık kavramının önemine dikkat çekmektedir. Bugün çocuk psikolojisi alanında çalışan uzmanların ortak görüşü, boşanmanın tek başına çocuğun geleceğini belirleyen bir olay olmadığı yönündedir. Asıl belirleyici olan, ayrılık sonrasında ebeveynlerin kurduğu iletişim dili, çocuğun kendisini güvende hissedebilmesi ve sevginin devam ettiğini yaşayarak görebilmesidir. Çocuk, anne ve babasının artık aynı evde yaşamıyor olmasını zamanla kabullenebilir; fakat sevgisinin ikiye bölündüğünü hissettiğinde bu yük çok daha ağır hâle gelir. Bu nedenle boşanma sürecinde kazanılması gereken dava, mahkeme salonundaki hukuki mücadele değil; çocuğun ruh dünyasının mümkün olduğunca sağlam kalabilmesidir.
[1] John Bowlby, University of London, "Çocuğun sağlıklı gelişimi için en temel gereksinim, kendisini güvende hissedebileceği istikrarlı bir bakım ilişkisidir.", Attachment and Loss, Londra, 1969.
[2] Judith S. Wallerstein, University of California, "Boşanmanın etkileri bazı bireylerde çocuklukla sınırlı kalmaz, yetişkin ilişkilerine kadar uzanabilir.", The Unexpected Legacy of Divorce, Kaliforniya, 2000.
[3] E. Mavis Hetherington, University of Virginia, "Çocukların büyük bölümü uygun aile desteği ve istikrarlı bakım sayesinde yaşanan güçlükleri zaman içinde sağlıklı biçimde aşabilmektedir.", For Better or For Worse: Divorce Reconsidered, Virginia, 2002.
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."