Tıp tarihi boyunca zihin ile beden, birbirini etkileyen ama sınırları kesin çizgilerle ayrılmış iki farklı diyar olarak kabul edildi. Klasik tıp yaklaşımı, farmakolojik bir etken madde taşımayan maddelerin hastayı iyileştirmesini uzun süre boyunca psikolojik bir "yanılma", sübjektif bir rahatlama ya da istatistiksel bir sapma olarak görerek küçümseyici bir tavır sergiledi. Ancak modern nörobilimin gelişmesiyle birlikte, laboratuvar ortamında yapılan görüntüleme çalışmaları bu yaklaşımı kökten değiştirdi. Bugün çok iyi biliyoruz ki plasebo etkisi, sadece hastanın kendini iyi hissetmesiyle sınırlı psikolojik bir hile değil; tamamen biyolojik, kimyasal ve hücresel bir gerçekliktir. Bir hasta iyileşeceğine yürekten inandığında, bu soyut ve zihinsel beklenti beyindeki prefrontal kortekste somut birer elektrik sinyaline dönüşür. Bin yıl önce yaşayan tıp dehası İbn-i Sina’nın "Vehim hastalandırır, vehim iyileştirir; her hastalığı yenen zihindir" diyerek özetlediği o kadim şifa felsefesi, modern bilimin nörotransmiter haritalarında ete kemiğe bürünmektedir.
Bu dönüşümün nörobiyolojik mekanizması incelendiğinde, insan beyninin aslında dünyanın en gelişmiş ve kusursuz eczanesine sahip olduğu görülür. Dışarıdan sahte bir ağrı kesici alındığında, prefrontal korteksten yayılan sinyaller beynin kendi içindeki üretim tesislerini harekete geçirir. Bu süreçte yaşanan kimyasal reaksiyonları inceleyen Dr. Fabrizio Benedetti, "Beynin beklenti mekanizması, endojen opioidler adı verilen doğal ağrı kesicileri, yani endorfinleri salgılatarak omurilikteki ağrı reseptörlerini fiziksel olarak bloke etme yeteneğine sahiptir."[1] gerçeğini ortaya koymuştur. Hücresel boyutta gerçekleşen bu kilit-anahtar mekanizması, dışarıdan hiçbir kimyasal molekül alınmadığı halde, vücudun kendi moleküler kaynaklarını sentezleyerek fiziksel semptomları nasıl kontrol altına alabildiğini gösteren büyüleyici bir kanıttır. Zihin, sadece ilacın geleceğine inanarak, o ilacın vücutta yaratacağı karmaşık kimyasal tepkimenin tıpatıp aynısını kendi biyolojik imkanlarıyla taklit etmeye başlar.
Plasebonun bu mucizevi gücü sadece basit ağrı yönetimleriyle de sınırlı değildir. Parkinson hastalığı gibi doğrudan beyindeki dopamin eksikliğiyle seyreden ve motor becerileri sabote eden ağır nörolojik durumlarda bile bu etki net biçimde gözlemlenmiştir. Yapılan ileri düzey beyin taramalarında nörobilimci Dr. Jon-Kar Zubieta, "Hastalara aktif bir ilaç verildiği söylendiğinde, beynin striatum adı verilen ödül ve hareket mekanizması bölgesinde ciddi oranda gerçek dopamin salgılanmaya başladığı kanıtlanmıştır."[2] saptamasıyla inancın sinir hücreleri arasındaki bilgi akışını baştan yazabildiğini göstermiştir. Ancak bu mekanizmanın gücü, onun tıp ortamındaki insani ilişkilerden bağımsız olduğu anlamına gelmez. Sürecin klinik boyutuna odaklanan araştırmacı Dr. Ted Kaptchuk, "Plasebo etkisi sadece sahte bir hapın gücü değil; hastanın hekimle kurduğu güven ilişkisinin, şifa bulma ritüelinin ve klinik ortamın yarattığı psikolojik algının hücresel düzeydeki bir yansımasıdır."[3] gerçeğini vurgulamaktadır. Nitekim hastalar sahte bir ilaç aldıklarını bilseler dahi, sıcak bir hekim-hasta ilişkisi altında vücut bağışıklık sistemini baskılayan kortizol seviyelerini düşürebilmekte ve kan basıncını dengeleyebilmektedir.
Elbette bu muazzam mekanizmanın sınırlarını doğru çizmek rasyonel bilimin en büyük sorumluluğudur. Plasebo etkisi biyolojik bir gerçekliktir ancak sihirli bir değnek değildir; habis bir tümörü yok edemez veya kırık bir kemiği hücreleri kendi kendine birleştirerek kaynatamaz. Onun asıl gücü, vücudun kendi kendini düzenleme, acıyı yönetme ve kronik stres mekanizmalarını gevşetme kapasitesinde saklıdır. Hücresel boyutta gerçekleşen bu dönüşüm, moleküler biyolojinin en gizemli ve güçlü süreçlerinden biridir. Zihin ile beden arasındaki o yapay ve keskin ayrımı tamamen ortadan kaldıran plasebo, insanın kendi biyolojisi üzerinde ne kadar derin bir kontrol mekanizmasına sahip olduğunu fısıldar. Gözlerimizi açıp bir hapa baktığımızda gördüğümüz şey sadece bir nesnedir; fakat zihnimiz ona bir "şifa" anlamı yüklediğinde, moleküller inancımızın emrine girerek bedenimizi yeniden inşa etmeye başlar.
[1] Dr. Fabrizio Benedetti: "Beynin beklenti mekanizması, endojen opioidler adı verilen doğal ağrı kesicileri, yani endorfinleri salgılatarak omurilikteki ağrı reseptörlerini fiziksel olarak bloke etme yeteneğine sahiptir."
[2] Dr. Jon-Kar Zubieta: "Hastalara aktif bir ilaç verildiği söylendiğinde, beynin striatum adı verilen ödül ve hareket mekanizması bölgesinde ciddi oranda gerçek dopamin salgılanmaya başladığı kanıtlanmıştır."
[3] Dr. Ted Kaptchuk: "Plasebo etkisi sadece sahte bir hapın gücü değil; hastanın hekimle kurduğu güven ilişkisinin, şifa bulma ritüelinin ve klinik ortamın yarattığı psikolojik algının hücresel düzeydeki bir yansımasıdır."
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."