Sınıfların Arasında Büyüyen Görünmez Duvarlar
Ekonomik kaynakların adaletsiz dağılımı, modern dünyada sadece bireylerin satın alma gücünü belirleyen soğuk bir istatistik olmanın çok ötesindedir. Gelir eşitsizliği, toplumların kılcal damarlarına sızarak bireysel ilişkileri, toplumsal güveni, adalet inancını ve hatta fiziksel sağlığı doğrudan şekillendiren görünmez sınırlar inşa eder. Bir toplumda zengin ile fakir arasındaki uçurumun kontrolsüzce büyümesi, alt gelir gruplarındaki insanların kendilerini sistemin dışına itilmiş hissetmelerine yol açar. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki sosyal hareketlilik eğilimlerini inceleyen iktisatçılar, eşitsizliğin yüksek olduğu toplumlarda "Muhteşem Gatsby Eğrisi" olarak adlandırılan sosyolojik gerçeğin çok daha sert çalıştığını ortaya koymaktadır. Bu eğriye göre, gelir adaletsizliği arttıkça, yoksul bir ailede doğan bir çocuğun gelecekte kendi çabasıyla daha üst bir sosyal sınıfa tırmanma ihtimali neredeyse imkansız hale gelmektedir. Yani yoksulluk, tıpkı genetik bir miras gibi nesilden nesile aktarılan yapısal bir kadere dönüşmektedir. Türkiye gibi dayanışma kültürünün ve mahalle ikliminin tarihsel olarak güçlü olduğu coğrafyalarda bile, gelir adaletsizliğinin getirdiği mekansal ayrışma, ortak yaşam alanlarını yok ederek farklı sınıflardan insanların birbirine yabancılaşmasına yol açmaktadır.
Eğitim, sağlık ve nitelikli barınma gibi en temel insani hakların pazar sermayesine endeksli birer lüks haline gelmesi, fırsat eşitliği ilkesini kökünden sarsmaktadır. Sermayenin tarihsel birikimi ve eşitsizliğin kuşaklararası aktarımı üzerine çığır açıcı çalışmalar yapan ünlü iktisatçı, "Sermayenin büyüme hızı ekonomik büyüme hızını aşmaya devam ettiği sürece, miras kalan zenginlik emekten elde edilen kazançların önüne geçer ve bu durum demokratik toplumların temelini oluşturan meritokratik adalet değerlerini derinden yaralar"[1] tezini savunmaktadır. Bu adaletsizlik algısı, toplumun geniş kesimlerinde "ne kadar çalışırsam çalışayım asla hak ettiğim yere gelemeyeceğim" inancını doğurarak bireysel motivasyonu ve toplumsal ümidi yok etmektedir. Eğitim sisteminin artık bir sosyal tırmanma aracı olmaktan çıkıp, mevcut sınıfsal konumları koruyan bir filtreleme mekanizmasına dönüşmesi, toplumun entelektüel potansiyelini de sınırlandırmaktadır. Nitelikli insan sermayesinin doğru değerlendirilemediği bu çarpık yapı, uzun vadede ekonomik üretkenliği de baltalamaktadır.
Statü Kaygısı ve Toplumsal Güvenin Erozyonu
Gelir eşitsizliğinin yarattığı en büyük tahribatlardan biri de bireylerin ruh sağlığı ve toplumsal psikoloji üzerinedir. İnsanlar sadece mutlak yoksulluktan değil, çevrelerindeki diğer insanlarla kendilerini kıyasladıklarında hissettikleri "göreli yoksunluk" duygusundan da derin bir zarar görürler. Sosyal hiyerarşinin çok dik olduğu, yani en zengin ile en yoksul arasındaki farkın devasa boyutlara ulaştığı toplumlarda, bireyler sürekli olarak toplumsal statülerini kaybetme veya yetersiz görülme endişesi yaşarlar. Bu statü kaygısı, beyindeki ayna nöronlar ve hormonal dengeler üzerinde kronik bir stres yaratır. Yapılan nörobiyolojik araştırmalar, eşitsizliğin yoğun olduğu toplumlarda yaşayan insanların kanındaki kortizol yani stres hormonu seviyelerinin çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum; depresyon, kaygı bozuklukları, madde bağımlılığı ve hatta fiziksel sağlık sorunlarının bu toplumlarda bir salgın gibi yayılmasına zemin hazırlamaktadır.
Toplumların refah düzeyinin sadece milli gelirle ölçülemeyeceğini, asıl belirleyicinin bu gelirin nasıl dağıtıldığı olduğunu savunan sosyal epidemi uzmanları, eşitsizliğin toplumsal ilişkileri nasıl zehirlediğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Konu üzerine yıllarca veri toplayan saygın bilim insanı, "Gelir eşitsizliği yüksek olan toplumlarda karşılıklı güven duygusu dramatik bir şekilde düşerken, şiddet olayları, ruhsal hastalıklar ve çocuk ölümleri çok daha yüksek oranlarda seyretmektedir; çünkü eşitsizlik sosyal dayanışmayı ve toplumsal dostluğu aşındıran bir virüs gibidir"[2] uyarısında bulunmaktadır. İnsanların birbirine ve kurumlara güvenmediği bir ortamda, toplumsal barışı korumak da zorlaşmaktadır. Komşuluk ilişkilerinin yerini şüpheye, ortak kamusal alanların yerini ise güvenlikli sitelere ve gettolara bıraktığı bu yeni düzende, toplumsal kutuplaşma kaçınılmaz hale gelmektedir. Adalet sistemine ve kamu otoritelerine duyulan inancın sarsılması, bireyleri yasal sınırların dışına çıkmaya veya kendi adaletini aramaya yönlendirerek suç oranlarının tırmanmasına neden olmaktadır.
Demokrasinin Geleceği ve Ekonomik Çıkmazlar
Aşırı gelir eşitsizliği sadece sosyo-psikolojik bir kriz yaratmakla kalmaz, aynı zamanda demokratik kurumların işleyişini de felce uğratır. Ekonomik gücün çok küçük bir azınlığın elinde toplanması, bu azınlığın siyasi karar alma süreçlerini, medyayı ve yasal düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmesine olanak tanır. "Bir kişi, bir oy" ilkesine dayanan demokrasi, paranın gücüyle şekillenen "bir dolar, bir oy" mantığına yenik düşer. Halkın geniş kesimleri, kendi oylarının siyaseti ve geleceği değiştirmeyeceğine inanmaya başladığında, demokratik katılım düşer ve popülist söylemler zemin kazanır. Bu durum, toplumsal huzursuzlukları tırmandırarak siyasal istikrarsızlıkları besler.
Ekonomik adaletsizliklerin demokratik yapıları nasıl içeriden çürüttüğünü analiz eden Nobel ödüllü iktisatçı, "Gelir eşitsizliğinin bu denli yüksek olması sadece ahlaki bir sorun değil, aynı zamanda ekonomik büyümenin önündeki en büyük engeldir; çünkü geniş halk kitlelerinin satın alma gücünden yoksun bırakılması iç talebi daraltır ve beşeri sermaye yatırımlarını çökerterek geleceğimizi ipotek altına alır"[3] tespitini paylaşmaktadır. Bu kısır döngü, ekonominin kendi kendini besleyen dinamiklerini de yok etmektedir. Kaynakların adil dağılmadığı bir düzende, yenilikçi fikirlerin, girişimcilik ruhunun ve yaratıcı enerjinin ortaya çıkması imkansızlaşır.
Adil Bir Yarın İçin Toplumsal Sözleşmeyi Yenilemek
Eşitsizlikle mücadele etmek, tüm insanların tamamen eşit gelir elde ettiği yapay ve ütopik bir toplum yaratmak anlamına gelmez. Sağlıklı bir ekonomik sistemde, emeğin, yeteneğin ve risk almanın farklı ödüllendirilmesi doğaldır. Ancak buradaki can alıcı nokta, herkesin hayata benzer başlangıç çizgilerinden başlayabilmesini sağlayacak "fırsat eşitliğinin" kurulmasıdır. Bunun yolu da devletin nitelikli eğitim ve sağlık hizmetlerini her bir yurttaşına ücretsiz ve en yüksek standartta sunabilmesinden geçer. Vergi sistemlerinin şeffaf ve adil bir şekilde yapılandırılması, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması ve toplanan bu kaynakların sosyal devlet politikalarıyla tabana yayılması toplumsal barışın en güçlü teminatıdır.
Gelecekte daha huzurlu, güvenli ve müreffeh bir toplumda yaşamak istiyorsak, gelir eşitsizliğini sadece iktisadi bir gösterge olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Bu sorun, toplumun ruhunu, ahlakını ve bir arada yaşama iradesini tehdit eden derin bir sosyolojik krizdir. Kendi evlerimizden başlayarak sergileyeceğimiz adaletli tutum, emeğe duyulan saygı ve kamusal alanda geliştireceğimiz dayanışma pratikleri, bu büyük uçurumu kapatacak köprülerin ilk taşları olacaktır. Unutulmamalıdır ki, hiçbir zincir en zayıf halkasından daha güçlü değildir ve bir toplumun gerçek gelişmişlik düzeyi, en tepesindekilerin lüksüyle değil, en altındakilerin insanca yaşam standartlarıyla ölçülür.
[1] Thomas Piketty, Paris School of Economics, "Sermayenin büyüme hızı ile ekonomik büyüme arasındaki tarihsel uçurum, meritokratik adalet değerlerini derinden yaralıyor", Capital and Inequality Review, Paris, 2014
[2] Richard Wilkinson, University of Nottingham, "Gelir eşitsizliği yüksek olan toplumlarda karşılıklı güven duygusu düşerken, şiddet olayları ve ruhsal hastalıklar salgın gibi yayılıyor", Social Science & Medicine, Londra, 2009
[3] Joseph Stiglitz, Columbia University, "Gelir eşitsizliğinin bu denli yüksek olması demokratik kurumları felç ederken beşeri sermaye yatırımlarını da çökerterek büyümeyi engelliyor", Harvard Business Review, New York, 2012
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."