Kadim Mısır medeniyeti, binlerce yıl boyunca Amon, Ra, İsis ve Osiris gibi sayısız ilahi varlığın gölgesinde şekillenmiş, kozmik düzenin devamlılığını bu tanrılara yapılan ritüellere bağlamış köklü bir teokrasidir. Ancak Yeni Krallık döneminde, Milattan Önce Ondördüncü Yüzyılda tahta geçen Dördüncü Amenhotep, dinler tarihinde eşine az rastlanan radikal bir hamleyle bu yerleşik panteonu tamamen tasfiye etmeye girişmiştir. Adını "Aten’in hizmetkarı" anlamına gelen Akhenaton ile değiştiren firavun, sadece inanç dünyasını değil, devletin tüm yönetim şemalarını da kökten sarsmıştır. Bu devrimci adımın arkasında yatan temel motivasyon, sadece teolojik bir aydınlanma değil, aynı zamanda saray ile tapınak arasında yüzyıllardır büyüyen ekonomik güç savaşıdır. Teb merkezli Amon rahipleri, devlet topraklarının ve ganimetlerinin neredeyse üçte birini kontrol eden, firavunun otoritesini gölgeleyecek düzeyde devasa bir bürokratik ve mali güce ulaşmıştı. Akhenaton, merkezi krallık otoritesini yeniden mutlak kılmak amacıyla bu dini aristokrasiyi hedef almış ve radikal bir karar almıştır. Konunun sosyo-ekonomik ve arkeolojik boyutlarını inceleyen uzmanlar, bu hamlenin siyasi bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır. Nitekim dönemin kaynaklarını inceleyen önemli bir araştırmacı, "Akhenaton'un reformu, teolojik bir tercihten ziyade, Mısır'ın zenginliklerini ve siyasi geleceğini tekelleştiren Amon rahiplerinin feodal gücünü kırmaya yönelik radikal bir merkezi devlet operasyonudur"[1] diyerek saray ile tapınak arasındaki gerilimin iktisadi boyutuna dikkat çekmektedir. Firavun, eski tanrıların tapınaklarını kapatarak mal varlıklarına el koymuş, Amon ismini anıtlardan kazıtmış ve başkenti Teb'den taşıyarak sıfırdan inşa ettiği Akhetaton adındaki yeni inanç merkezine yerleşmiştir.
Aten Işınlarının Altında Yeni Bir Kozmoloji ve Sanat
Akhenaton’un kurduğu yeni teolojik düzen, geleneksel Mısır inancındaki insan veya hayvan biçimli tanrı tasvirlerini tamamen reddederek radikal bir soyutlama düzeyine ulaşmıştır. Yeni inancın tek odak noktası, göksel bir disk olarak sembolize edilen ve uçlarında insan elleri barındıran ışınlarıyla evrene hayat veren güneş tanrısı Aten’dir. Aten, yerel veya ulusal bir tanrı olmanın ötesinde, tüm insanlığın ve doğanın evrensel yaşam kaynağı olarak ilan edilmiştir. Bu teolojik dönüşüm, Mısır sanatında da o güne kadar görülmemiş bir estetik devrimi beraberinde getirmiştir. Firavunlar yüzyıllar boyunca tanrısal bir ihtişamla, kusursuz ve geometrik formlarla resmedilirken, Amarna döneminde Akhenaton ve ailesi son derece doğal, insani, hatta yer yer abartılı fiziksel kusurlarıyla (uzun kafatasları, geniş kalçalar ve belirgin göbekler) tasvir edilmeye başlanmıştır. Bu androjen ve natüralist üslup, ilahi olanın yaşamın doğrudan kendisinde ve ışığın sıcaklığında arandığının bir göstergesidir. Antropolojik ve kültürel bellek teorileri üzerinden bu dönemi yorumlayan araştırmacılar, söz konusu dönüşümün toplumun zihniyet dünyasında yarattığı sarsıntıyı derinlemesine analiz etmektedir. Kültür tarihçileri, bu keskin kopuşu "Aten kültü, Mısır'ın binlerce yıllık bütüncül kültürel belleğinde ve dünyayı algılama biçiminde yapay bir travma yaratarak kozmos ile insan arasındaki organik bağı koparmıştır"[2] tespitiyle değerlendirmektedir. Teolojik açıdan bu sistem mutlak bir monoteizmden ziyade, diğer tanrıların varlığının inkar edilmediği ancak ibadetin sadece tek bir tanrıya yöneltildiği monolatri veya henoteizm kalıplarına daha yakın dursa da devlet zoruyla dayatılan ilk evrensel tek tanrı fikri olması yönüyle benzersizdir.
Devrimin Çöküşü ve Tarihsel Bellekten Silinme
Akhenaton’un kurduğu bu ütopik inanç sistemi, ne yazık ki toplumun alt katmanlarında ve geniş halk kitlelerinde güçlü bir sosyolojik taban bulmayı başaramamıştır. Halk, evlerinin kuytularında eski bereket ve koruyucu ev tanrılarına tapınmaya gizlice devam ederken, firavunun dış politikada Hitit tehdidine karşı sergilediği pasif tutum ve sınrlardan gelen yardım çığlıklarını görmezden gelmesi ordu içindeki huzursuzluğu artırmıştır. Akhenaton’un Milattan Önce Bin Üç Yüz Otuz İki civarında ölmesiyle birlikte, bastırılan Amon rahipleri ve eski elitler büyük bir karşı devrim dalgası başlatmıştır. Akhenaton’un ardından tahta çıkan çocuk kral Tutankhaton, adındaki Aten ibaresini silerek Tutankhamun yapmış ve başkenti yeniden Teb’e taşımıştır. Akhetaton şehri kaderine terk edilerek çöle gömülmüş, yeni dinin tapınakları yerle bir edilmiş ve Akhenaton’un adı krallar listesinden silinerek tarihten tamamen kazınmak istenmiştir. Bu başarısızlıkla sonuçlanan büyük deneyim, sonraki yüzyıllarda Yakın Doğu coğrafyasında ortaya çıkacak olan Semitik tek tanrılı dinlerin köken tartışmalarında da her zaman en önemli referans noktası olmuştur. Modern düşünce dünyasının kurucularından biri, bu teolojik mirasın izlerini psikotarihsel bir düzlemde ele almıştır. Ünlü kuramcı, yazdığı son büyük eserinde "Mısır'da başarısızlığa uğrayan Amarna teolojisi, monoteist düşünce tohumlarının Yakın Doğu'ya ekilmesini sağlamış ve Musa'nın getirdiği tek tanrılı din anlayışının tarihsel ve psikolojik kökenini oluşturmuştur"[3] iddiasını ortaya atarak bu devrimin kalıcı kültürel etkilerine dikkat çekmiştir. Okuyucu, binlerce yıl önce çölde batan bu güneş diskinin, aslında insanlığın soyut inanç arayışındaki en cesur ve en sarsıcı dönüm noktalarından biri olduğunu metnin derinliklerinde açıkça hissetmektedir.
[1] Donald B. Redford, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi, "Akhenaton'un reformu, teolojik bir tercihten ziyade, Mısır'ın zenginliklerini ve siyasi geleceğini tekelleştiren Amon rahiplerinin feodal gücünü kırmaya yönelik radikal bir merkezi devlet operasyonudur", Pennsylvania, 1984
[2] Jan Assmann, Heidelberg Üniversitesi, "Aten kültü, Mısır'ın binlerce yıllık bütüncül kültürel belleğinde ve dünyayı algılama biçiminde yapay bir travma yaratarak kozmos ile insan arasındaki organik bağı koparmıştır", Heidelberg, 1997
[3] Sigmund Freud, Viyana Psikanaliz Enstitüsü, "Mısır'da başarısızlığa uğrayan Amarna teolojisi, monoteist düşünce tohumlarının Yakın Doğu'ya ekilmesini sağlamış ve Musa'nın getirdiği tek tanrılı din anlayışının tarihsel ve psikolojik kökenini oluşturmuştur", Viyana, 1939
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."