İnsanlık tarihinin çok büyük bir bölümünde zaman algısı, gökyüzündeki hareketler, mevsimlerin döngüsü ve doğanın biyolojik ritmiyle uyumlu bir biçimde şekillenmiştir. Geleneksel tarım toplumlarında yaşayan bir köylü ya da zanaatkar için günün akışı, güneşin doğuşu ve batışı, ekinlerin büyüme döngüsü ya da hayvanların sağım vakti gibi doğrudan yaşamın içinden gelen somut referanslarla ölçülüyordu. Bu dönemde zaman, soyut ve bölünebilir bir çizgiden ziyade, tamamlanması gereken işlerin doğal akışına göre belirlenen "görev odaklı" bir yapıya sahipti. İnsanlar saat kaç olduğunu bilmeden de tarlalarını ekiyor, hasatlarını topluyor ve yaşamlarını sürdürebiliyordu. Ancak on sekizinci yüzyılın sonlarında İngiltere’de filizlenen ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan Sanayi Devrimi, bu organik zaman anlayışını kökten sarsarak insanlığı tamamen yapay bir ritmin içine hapsetti. Buhar gücüyle çalışan devasa makinelerin ve kitlesel üretim yapılan fabrikaların tarih sahnesine çıkışı, üretim sürecinin milimetrik bir senkronizasyonla yürütülmesini zorunlu kıldı. Artık üretimin verimliliği, doğanın lütfuna değil, işçilerin makinelerle aynı anda ve kesintisiz bir biçimde çalışmasına bağlıydı. Sanayi kapitalizminin gelişiminde teknolojinin oynadığı rolü inceleyen araştırmacılar, bu kırılmanın merkezine şaşırtıcı bir aracı koymaktadır. Sosyo-teknolojik dönüşümler üzerine ufuk açıcı eserler bırakan bir düşünür, "Modern endüstri çağının en önemli ve belirleyici temel makinesi buhar motoru değil, zamanı dakikalarla ölçerek insan davranışını standartlaştıran mekanik saattir"[1] tezini ileri sürerek, sanayileşmenin mekanikleşen zaman algısı üzerinden yükseldiğini savunmaktadır.Saat, fabrikadaki üretimin ritmini belirleyen soyut bir hakime dönüşmüştür.
Fabrika Düdüğü: Yeni Bir Ahlak ve Disiplin Mekanizması
Fabrikaların yaygınlaşmasıyla birlikte çalışma hayatı, doğanın esnek ritminden koparak soyut zaman dilimlerinin katı disiplinine tabi kılınmıştır. Bu yeni düzenin en somut ve işitsel sembolü, şehirlerin üzerinde yankılanan fabrika düdüğü olmuştur. Fabrika düdüğü, işçilere ne zaman uyanacaklarını, ne zaman işbaşı yapacaklarını, ne zaman yemek yiyeceklerini ve ne zaman dinleneceklerini dikte eden görünmez bir otoritenin sesidir. Bu dönemde zaman, artık sadece akıp giden bir olgu olmaktan çıkmış, doğrudan satın alınabilen, satılabilen, tasarruf edilebilen ve hatta çalınabilen ekonomik bir metaya, yani bir sermayeye dönüşmüştür. Kapitalist üretim modeliyle birlikte ortaya çıkan "vakit nakittir" anlayışı, zamanın boşa harcanmasını ahlaki bir çöküş ve suç olarak kabul eden yeni bir iş disiplinini de beraberinde getirmiştir. İşçilerin bu yeni zamansal tahakküme karşı gösterdikleri direnç ve uyum süreçlerini antropolojik açıdan ele alan tarihçiler, toplumsal yapının nasıl yeniden inşa edildiğini göstermektedir. İşçi sınıfının tarihsel dönüşümünü inceleyen ünlü bir uzman, "Endüstriyel kapitalizme geçiş, insanların zamanı yaşama biçiminden onu harcama ve ölçme biçimine doğru radikal bir zihniyet kırılması yaratmış, zaman bilincini bir iç disiplin ve ahlak sorununa dönüştürmüştür"[2] diyerek, yeni toplum düzeninin insan bilincini nasıl formatladığını açıklamaktadır. Fabrika sahipleri, işçilerin zaman hırsızlığı yapmasını engellemek için cezalar, saat kuleleri ve katı denetim mekanizmaları geliştirirken; işçiler de fabrikadaki saatleri bozarak ya da yavaşlatarak bu mekanik esarete karşı kendi gizli direniş biçimlerini üretmişlerdir. Zaman artık doğanın cömert bir döngüsü değil, işverenin satın aldığı bir mülk haline gelmiştir.
Demiryolları ve Zamanın Standartlaşması: Mekanın Zamana Yenilişi
Mekanik saat disiplini fabrikaların duvarlarını aşarak on dokuzuncu yüzyılda tüm toplumsal yaşamı homojenleştiren küresel bir sisteme dönüşmüştür. Bu dönüşümün en büyük motoru ise demiryolu ağlarının hızla genişlemesi olmuştur. Trenlerin icadından önce, her şehir ve kasaba kendi yerel güneş saatine göre zamanı ayarlıyordu; örneğin Londra ile Bristol arasında yaklaşık on dakikalık bir zaman farkı bulunuyordu ve bu durum atlı arabalarla seyahat edilen dönemde hiçbir sorun yaratmıyordu. Ancak saatte onlarca kilometre hızla giden trenlerin ortaya çıkışı ve karmaşık sefer tablolarının hazırlanması zorunluluğu, bu yerel zaman çeşitliliğini büyük bir kaosa dönüştürdü. Demiryolu şirketleri, kazaları önlemek ve lojistik akışı sağlamak adına yerel saatleri tasfiye ederek ortak bir zaman standardı talep etmeye başladılar. Bu doğrultuda bin sekiz yüz kırklı yıllarda İngiltere'de demiryolu zamanı olarak kabul edilen standart saat uygulaması, Greenwich Gözlemevi'nin esas alınmasıyla ulusal bir boyut kazandı. Teknolojinin kültürel ve ekonomik tarihine yön veren araştırmacılar, bu süreci küresel kapitalizmin en büyük zaferlerinden biri olarak nitelendirir. Zaman ölçüm cihazlarının tarihsel evrimini araştıran saygın bir bilim insanı, "Mekanik saatin yaygınlaşması ve demiryollarıyla birlikte zamanın standartlaşması, insanlığın yerel coğrafi sınırları aşarak küresel ve eşzamanlı bir pazar düzenine entegre olmasını sağlayan en radikal kültürel araçtır"[3] tespitiyle mekanın zamana nasıl boyun eğdiğini vurgulamaktadır. Bin sekiz yüz seksen dört yılında Washington'da toplanan Uluslararası Meridyen Konferansı ile dünya yirmi dört farklı zaman dilimine bölünmüş ve insanlığın zamana olan bağı küresel bir hukuk haline getirilmiştir. Okuyucu, güneş saatlerinin gölgesinden akıllı telefonların dijital ekranlarına uzanan bu tarihsel serüvende, insanın zamanı ölçmeye çalışırken aslında zaman tarafından nasıl ölçülen ve yönetilen bir nesneye dönüştüğünü tüm bu kurumsal aşamalarda çarpıcı bir biçimde anlamaktadır.
[1] Lewis Mumford, Stanford Üniversitesi, "Modern endüstri çağının en önemli ve belirleyici temel makinesi buhar motoru değil, zamanı dakikalarla ölçerek insan davranışını standartlaştıran mekanik saattir", Palo Alto, 1934
[2] E. P. Thompson, Warwick Üniversitesi, "Endüstriyel kapitalizme geçiş, insanların zamanı yaşama biçiminden onu harcama ve ölçme biçimine doğru radikal bir zihniyet kırılması yaratmış, zaman bilincini bir iç disiplin ve ahlak sorununa dönüştürmüştür", Londra, 1967
[3] David S. Landes, Harvard Üniversitesi, "Mekanik saatin yaygınlaşması ve demiryollarıyla birlikte zamanın standartlaşması, insanlığın yerel coğrafi sınırları aşarak küresel ve eşzamanlı bir pazar düzenine entegre olmasını sağlayan en radikal kültürel araçtır", Cambridge, 1983
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."