İnsanlık tarih boyunca dünyayı, hatta tüm evreni anlamlandırmaya çalışırken en temel araçları olarak beş duyusunu kullanmıştır. Görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma yetileri, binlerce yıl boyunca doğanın yasalarını yazmamız için bize kılavuzluk etmiştir. Son yüz yıla kadar evreni sadece bu beş duyunun sunduğu pencereden seyredebildik. Ancak teknoloji ve bilimin ilerlemesiyle birlikte bu pencereyi büyütmeye, hatta tamamen ortadan kaldırmaya başladık. Teleskopların icadı, gözlerimizin asla göremeyeceği kadar uzak galaksilerin ışığını bize ulaştırdı; mikroskoplar ise çıplak gözle asla fark edemeyeceğimiz mikro boyutlardaki evrenin kapılarını araladı. Radarlar ve çeşitli algılayıcılar sayesinde havadaki görünmez cisimleri tespit ettik, yani kendi biyolojik sınırımızın ötesinde yapay duyular geliştirdik.
Doğa, dünyadaki tüm canlılara aynı algı kapasitesini vermemiştir. Örneğin yarasalar veya bazı balina türleri, ekolokasyon yeteneği sayesinde karanlıkta ses dalgalarını kullanarak yönlerini bulur ve avlanırlar. Göçmen kuşlar ise dünyamızın görünmez manyetik alanını hissederek binlerce kilometre ötedeki yuvalarına hiç sapmadan ulaşabilirler. Bu durum, doğanın canlılara radyo dalgası veya manyetik okuma gibi bizim sahip olmadığımız farklı duygular bahşettiğini gösterir. "İnsan beyninin algısal sınırları, evrenin çok boyutlu gerçekliğini dar bir frekans aralığına sıkıştırır"[1]. Bizler kendi duyularımızı evrenin mutlak sınırı sanırken, doğanın aslında çok daha geniş bir algı paleti sunduğunu bu canlılar sayesinde fark ediyoruz.
Yapay Duyular ve Fiziksel Gerçekliğin Genişlemesi
Bugün fiziksel evreni anlamak için sadece beş duyumuza mahkum değiliz. Geliştirdiğimiz pek çok aygıt, bizim asla doğrudan hissedemeyeceğimiz dalga boylarını, radyasyonları veya enerji akımlarını tespit edip bunları bizim anlayabileceğimiz biçimlere dönüştürür. Röntgen cihazları kemiklerimizin içini gösterirken, kızılötesi kameralar çıplak gözle karanlıkta görünmeyen ısıyı renkli görüntülere çevirir. Uzaydan gelen kütleçekim dalgaları, hassas lazer interferometreleri sayesinde milyarlarca ışık yılı uzaktaki kara delik çarpışmalarını bize haber verir. "Biyolojik duyular ve yapay uzantılar, evrenin karmaşık düzenini çözmek için tasarlanmış evrimsel araçlardır"[2]. Aygıtlarımız sayesinde doğanın görünmeyen yüzü, insan zihninin tercüme edebileceği verilere dönüşmektedir.
Şöyle bir düşünce deneyi yapalım: Eğer doğal olarak beş duyu yerine elli duyuya sahip olsaydık, dünyayı ve uzayı bugünden bambaşka türlü algılardık. Ya da ortalama bir yüz ile yüz yirmi arasındaki zeka katsayısı yerine bin ile on bin arasında bir zeka seviyesine sahip olsaydık, evrendeki bütün fizik kurallarına çok daha farklı bakacak, uzayın ve zamanın dokusunu bugünkü halinden tamamen ayrı biçimde yorumlayacaktık. Kısacası evrendeki fizik kuralları ve diğer bütün gerçekler, evrenin kendisinin ne olduğuyla değil, bizim algılarımızın, duyularımızın ve zekamızın alabileceği kapasiteyle sınırlıdır. Evren, bizim bu dar ve kısıtlı algı penceremizin çok ama çok ötesindedir.
Matematiksel Evren ve Zekanın Sınırları
Kuantum mekaniği ve görelilik teorisi, insan zihninin sezgisel sınırlarını zorlayan kavramlarla doludur. Üç boyutlu dünyada yaşamak üzere evrimleşmiş bir beyin, on bir boyutu ya da aynı anda hem dalga hem parçacık olan kuantum nesnelerini sezgisel olarak hayal etmekte zorlanır. Bunu başarmak için matematik dilini kullanırız. Matematik, biyolojik duyularımızın yetersiz kaldığı yerde bize yeni bir zihinsel duyu kazandırır. "Matematiksel evren, insan zihninin biyolojik kapasitesini aşan derin bir bilgi katmanına sahiptir"[3]. Evrenin yasaları, biz onları keşfetmeden önce de orada vardı; biz sadece kendi zihinsel kapasitemiz elverdiğince bu yasaları tercüme etmeye çalışıyoruz.
Eğer evrenin bilgisi sonsuzsa, bizim onu kavrayışımız da zekamızın ve araçlarımızın geliştiği oranda genişleyecektir. İki yüz yıl önce manyetizma ya da radyo dalgaları insanlık için yok hükmündeydi çünkü bunları algılayacak ne bir organımız ne de bir aletimiz vardı. Bugün de henüz varlığından bile haberdar olmadığımız pek çok fiziksel katman, evrenin boşluklarında bizi bekliyor olabilir. Algılarımızı genişleten her yeni teknolojik adım, evrenin aslında ne kadar zengin ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu bize hatırlatmaktadır.
Algının Ötesindeki Sonsuzluk
İnsan zihni, merak etme ve sorgulama yeteneği sayesinde kendi biyolojik sınırlarını aşabilen yegane varlıktır. Gözümüzün görmediği, kulağımızın duymadığı ama makinelerimizin ölçebildiği her yeni veri, evren algımızı biraz daha ileriye taşır. Belki de gelecekte geliştirilecek nörolojik arayüzler veya yeni nesil kuantum algılayıcılar, insanlığa bugünkünden çok farklı bir evren deneyimi sunacaktır. O gün geldiğinde, bugün kesin doğru bildiğimiz pek çok fizik kuralı, tıpkı geçmişteki yanılgılar gibi daha büyük bir gerçeğin küçük birer parçası olarak görülecektir.
Evren, bizim onu anlamlandırma çabamıza ayak uyduran sabit bir tablo değil, aksine bizim algı kapasitemiz genişledikçe büyüyen ve derinleşen uçsuz bucaksız bir yapıdır. Duyularımız bizi hayatta tutmak için evrimleşmiştir, evreni tamamen anlamak için değil. Bilim ve teknoloji ise tam da bu evrimsel kısıtlamayı aşmanın, doğanın gerçek yüzüyle yüzleşmenin en güçlü yoludur. Gerçeklik, ona bakmaya cesaret ettiğimiz ve algı kapılarımızı araladığımız her an biraz daha aydınlanmaktadır.
[1] Michael A. Persinger, Laurentian Üniversitesi, "İnsan beyninin algısal sınırları, evrenin çok boyutlu gerçekliğini dar bir frekans aralığına sıkıştırır", Nörofizik ve Bilinç Dergisi, Toronto, iki bin on.
[2] Stuart A. Kauffman, University of Calgary, "Biyolojik duyular ve yapay uzantılar, evrenin karmaşık düzenini çözmek için tasarlanmış evrimsel araçlardır", Karmaşıklık ve Evren Yayınları, Calgary, iki bin on iki.
[3] Max Tegmark, Massachusetts Institute of Technology, "Matematiksel evren, insan zihninin biyolojik kapasitesini aşan derin bir bilgi katmanına sahiptir", Kuantum ve Kozmoloji Araştırmaları, Boston, iki bin on dört.
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."