Ferguson’un fikri altyapısı, Oxford Üniversitesi Magdalen College’da aldığı tarih eğitimiyle şekillenmiştir. Akademik kariyerinin erken safhalarında Cambridge ve Oxford’da dersler vermiş, bu süreçte 19. ve 20. yüzyıl Avrupa tarihi üzerine yoğunlaşmıştır. Özellikle Rothschild ailesi üzerine yaptığı kapsamlı arşiv çalışmaları, onun finansal güç odaklarının siyasi tarih üzerindeki etkisini inceleyen metodolojik bakış açısını olgunlaştırmıştır. Alman tarihine olan ilgisi ve hyperenflasyon dönemine dair araştırmaları, ekonomik veriler ile sosyopolitik dönüşümler arasındaki bağı kurmasını sağlayan temel zihinsel durakları oluşturmuştur.
Ferguson’un literatüre kazandırdığı en temel teori, paranın maddi bir nesneden ziyade toplumsal bir "güven sözleşmesi" olduğu tezidir. Finansal sistemlerin gelişimini, insanlık tarihinin ilerlemesindeki ana motor olarak görür. İmparatorlukların yükseliş ve çöküşlerini askeri güçten ziyade, borç yönetimi ve sermaye piyasalarının etkinliği üzerinden açıklar. Ayrıca, "Chimerica" kavramını ortaya atarak Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılığın küresel jeopolitik üzerindeki risklerini ve fırsatlarını kuramsal bir çerçeveye oturtmuştur.
Ferguson, çalışmalarında makro-tarihsel bir perspektif ile ampirik veri analizini birleştiren disiplinler arası bir sentez yöntemini benimser. Klasik anlatı tarihçiliğinin ötesine geçerek; istatistiksel verileri, banka kayıtlarını ve ekonomik döngüleri tarihsel olayların merkezine yerleştirir. Ayrıca "kontrafaktüel tarih" (karşı-olgusal tarih) yaklaşımını kullanarak, "Eğer şu olay yaşanmasaydı ne olurdu?" sorusu üzerinden tarihsel olasılıkları analiz eden rasyonel bir modelleme disiplini uygular.
Yazarın en ses getiren eseri olan The Ascent of Money (Paranın Yükselişi, 2008), finansal evrimin dünya medeniyetini nasıl şekillendirdiğini analitik bir dökümle sunar. Empire ve Colossus adlı çalışmalarında Britanya ve Amerikan hegemonyasının ekonomik kökenlerini incelerken, The Pity of War eserinde Birinci Dünya Savaşı’nın iktisadi gerekliliklerini ve hatalarını tartışmaya açar. The Square and the Tower (Meydan ve Kule) kitabında ise hiyerarşik kurumlar ile ağ tabanlı toplumsal yapılar arasındaki tarihsel çatışmayı yeni bir kurumsal analiz yöntemiyle ele alır.
Ferguson, tarih disiplinini sadece geçmişe dair bir kayıt tutma alanı olmaktan çıkarıp, güncel ekonomik politikalara yön veren bir projeksiyon aracına dönüştürmüştür. Kurumsal danışmanlıkları ve medya üzerinden yürüttüğü entelektüel liderliğiyle, finans tarihçiliğinin akademik bir niş alan olmaktan çıkıp küresel stratejik düşüncenin parçası haline gelmesini sağlamıştır. Yetiştirdiği öğrenciler ve savunduğu finans odaklı tarih okuması, günümüzde özellikle makroekonomi ve uluslararası ilişkiler kürsülerinde kalıcı bir metodolojik etki bırakmaya devam etmektedir.