Modern bilim, gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz uçsuz buçsuz boşluğun aslında sessiz bir işlemci gibi çalıştığını fısıldıyor. Evreni bir bütün olarak düşündüğümüzde, onu yalnızca devasa kütlelerin mekanik bir çarpışma alanı değil, birbirine sıkı sıkıya bağlı sayısız işleyişin aynı anda icra edildiği muazzam bir düzen olarak görürüz. Güneş sistemindeki gezegenlerin milimetrik yörünge hesaplarından, bir atomun çekirdeği etrafındaki elektron dizilimlerine; tek bir hücrenin mitokondrisinde üretilen ATP enerjisinden, insan zihninin karmaşık bir kararı saniyeler içinde vermesine kadar her süreç, aslında derin bir mantık silsilesi izler. Bu süreçler, "şöyle olursa böyle olur" prensibiyle ilerleyen, girdileri işleyip çıktılara dönüştüren birer doğa algoritmasıdır. İnsanoğlunun yazdığı dijital yazılımlarda her komut satırı belirli bir sonucu hedeflerken, doğada da her yapı fizik ve kimya yasalarının çizdiği deterministik sınırlar içinde kendi özgün "kodunu" çalıştırır. "Evren sadece matematikle tarif edilmez; evrenin kendisi bizzat matematiktir ve bizler bu devasa hesaplamanın hem parçası hem de gözlemcisiyiz.[1]" diyen Max Tegmark, bu düzenin sadece bir benzetme değil, varlığın temel ontolojik gerçeği olduğuna işaret eder.
[1] Max Tegmark, Massachusetts Institute of Technology (MIT), "Our Mathematical Universe: My Quest for the Ultimate Nature of Reality", Knopf Publishing, New York, 2014
Maddenin Altındaki Gizli Gramer: Fiziğin Yazılım Katmanı
Evrensel yazılımın en temel katmanı, fiziğin değişmez yasalarıdır. Yıldızların kalbindeki nükleer füzyondan galaksilerin sarmal kollarına kadar her şey, kütle çekimi ve elektromanyetizma gibi temel kuvvetlerin belirlediği parametrelerle hareket eder. Bu durum, bir bilgisayarın donanımı ile işletim sistemi arasındaki ilişkiye benzer; fizik yasaları evrenin işletim sistemidir ve madde bu sistem üzerinde koşan bir veridir. Moleküllerin tepkimeleri enerji dengeleriyle yönlenirken, aslında doğa en düşük enerji seviyesini bularak sistemin kararlılığını korumaya yönelik bir optimizasyon algoritması çalıştırır. Kuantum fiziği düzeyine indiğimizde ise bu hesaplama daha da çarpıcı bir hal alır; atom altı parçacıklar, adeta bir kuantum bilgisayarın kübitleri gibi, aynı anda birden fazla olasılığı işleyerek gerçekliğin dokusunu oluşturur. "Evrenin atomik seviyede bilgiyi işleme biçimi, onun aslında devasa bir kuantum işlemcisi gibi davrandığını ve her etkileşimin bir bilgi transferi olduğunu kanıtlar.[1]" diyen Seth Lloyd, maddenin ötesindeki bu enformasyon akışına dikkat çeker. Bu perspektiften bakıldığında, doğa olayları rastlantısal bir gürültü değil, belirli bir "kaynak kodun" fiziksel gerçekliğe izdüşümüdür.
[1] Seth Lloyd, Massachusetts Institute of Technology (MIT), "Programming the Universe: A Quantum Computer Scientist Takes on the Cosmos", Vintage Books, Londra, 2006
Biyolojik İşlemciler: DNA ve Yaşamın Programlama Dili
Fiziksel yasaların üzerine inşa edilen kimya katmanı, yeterli karmaşıklığa ulaştığında biyolojiyi, yani yaşamın yazılımını doğurur. Bir hücrenin çoğalması, basit bir bölünme değil; milyarlarca yıllık bir birikimin, genetik bilgilerin hatasız bir şekilde kopyalanıp aktarılması sürecidir. DNA, dört harfli (A, T, G, C) bir alfabeyle yazılmış, yeryüzünün bilinen en gelişmiş ve yoğun veri depolama sistemidir. Bu sistem, sadece veriyi saklamakla kalmaz, aynı zamanda protein sentezi gibi hayati operasyonları yürüten talimat setlerini de içerir. İnsan genomunu çözmeye adanmış çalışmalar, biyolojik yapımızın bir tesadüfler zinciri olamayacak kadar yüksek düzeyde bir mühendislik ve "hata düzeltme" (error-correction) mekanizması barındırdığını göstermiştir. "DNA'nın derinliklerindeki bu muazzam bilgi içeriği ve programlanmış yapı, yaşamın rastlantısal bir süreçten ziyade, yüksek düzeyli bir zekânın veya aşkın bir iradenin diliyle yazıldığını düşündürür.[1]" tespitinde bulunan Francis Collins, bilimsel verilerin inanç eksenindeki yansımasına vurgu yapar. Böylece hücre, dış dünyadan gelen kimyasal sinyalleri işleyen, çevresine uyum sağlayan ve yaşamı sürdürmek için "hesaplamalar" yapan minyatür bir biyolojik işlemciye dönüşür.
Zihin ve Bilinç: Kodun Kendini Okuma Çabası
Evrensel yazılımın en üst ve en gizemli katmanı ise bilinçtir. Fizik kimyayı, kimya biyolojiyi mümkün kılarken; biyoloji de nihayetinde kendi üzerine düşünebilen, içindeki düzeni sorgulayabilen insan zihnini ortaya çıkarmıştır. Beynin düşünmesi, milyarlarca nöron arasındaki elektriksel ve kimyasal sinyallerin belirli örüntülerle akmasıdır; ancak bu akışın nasıl olup da "ben" duygusunu ve anlamı yarattığı bilimin en büyük muammasıdır. İnsan, matematiksel formüllerle veya dijital dillerle doğadaki bu algoritmayı taklit etmeye çalışırken, aslında zaten orada olan, kendisinden önce var olan bir düzeni keşfetmektedir. Bizler bu evrensel yazılımı icat etmedik; bizler bu yazılımın içinde, o yazılımın kurallarıyla var olan ve şimdi o satırları okumaya çalışan birer kullanıcı gibiyiz. "Bilinç, sadece beyindeki nöronların basit bir hesaplama işlemi değildir; o, evrenin temel yasalarıyla doğrudan bağlantılı olan ve fiziksel gerçekliği anlamlandıran kuantum temelli bir fenomendir.[2]" diyen Roger Penrose, zihnin bu büyük programdaki ayrıcalıklı yerini hatırlatır. Bilimin yaptığı şey de aslında bu görünmez kodları çözmek, yıldızlardan hücrelere uzanan o büyük programın çalışma mantığını kavramaktır.
Varlığın her hücresine sinmiş olan bu düzen, bizi kaçınılmaz bir soruyla baş başa bırakır: Bu kadar hassas, birbiriyle uyumlu ve sürekli kendini güncelleyen bir sistem nasıl var olmuştur? Evrenin en küçük yapı taşından en büyük galaksi kümelerine kadar hakim olan bu algoritmik yapı, ya maddenin kendi doğasından kaynaklanan, kaosun içinden kendi kendini örgütleyen mucizevi bir sistemdir ya da her bir satırı aşkın bir irade tarafından büyük bir özenle yazılmış kozmik bir senaryodur. Belki de her iki ihtimal de aynı kapıya çıkmaktadır; zira ister doğa yasaları diyelim ister ilahi takdir, ortada işleyen muazzam bir akıl olduğu gerçeği değişmemektedir. İnsanlık olarak bizler, bu devasa yazılımın satırları arasında dolaşırken, her yeni keşifte aslında tek bir gerçeği daha gür bir sesle haykırıyoruz: Evren, sessizce ama kusursuzca hesaplamaya devam ediyor ve bizler bu görkemli programın en meraklı tanıklarıyız.
[1] Francis S. Collins, National Institutes of Health (NIH), "The Language of God: A Scientist Presents Evidence for Belief", Free Press, New York, 2006
[2] Roger Penrose, University of Oxford, "The Emperor's New Mind: Concerning Computers, Minds, and the Laws of Physics", Oxford University Press, Oxford, 1989
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)bulentkucuktegirdag@gmail.comMakaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."www.yansimabilim.com.tr