Ekonomik Zorunluluk Ve Dolar Kıtlığı
1947 yılına gelindiğinde, Avrupa sadece fiziksel olarak değil, finansal olarak da tükenmiş durumdaydı. Şehirler moloz yığınından ibaretti, ancak asıl kriz görünmeyen bir noktada, dış ticaret dengelerinde yaşanıyordu. Avrupa ülkeleri, yeniden inşa için ihtiyaç duydukları hammadde ve makineyi satın alacak döviz rezervlerine (dolar) sahip değildi. "Dolar Kıtlığı" olarak adlandırılan bu tıkanıklık, küresel ticaretin tamamen durma noktasına gelmesine neden oluyordu. Bu krizin insani boyutu ise açlık ve radikal siyasi hareketlerin güçlenmesi riskini beraberinde getiriyordu. Planın bizzat mutfağında yer alan ekonomist Charles P. Kindleberger, bu süreci teknik bir gereklilik olarak tanımlar. Kindleberger, "Marshall Planı, sadece bir hayırseverlik eylemi değil; Avrupa'nın ödemeler dengesi krizini aşmasını sağlayan, küresel ticaret çarklarının yeniden dönmesi için sisteme enjekte edilen hayati bir likidite operasyonudur"[1] diyerek yardımın ekonomik rasyonalitesini vurgular. ABD, bu fonlar aracılığıyla Avrupa’nın satın alma gücünü yapay olarak artırmış, böylece hem Avrupa sanayisini ayağa kaldırmış hem de kendi üretim fazlası için devasa bir pazarın kapılarını açık tutmuştur.
Entegrasyonun Tohumları Ve Kurumsal Miras
Marshall Planı’nın en az finansal desteği kadar önemli bir diğer boyutu, yardımı alan ülkelerin bu fonları yönetmek için birlikte çalışmaya zorlanmasıydı. ABD, yardımların verimli kullanılabilmesi için Avrupa ülkelerinin kendi aralarında eşgüdüm kurmasını şart koştu. Bu şart, Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın (OEEC) kurulmasına yol açtı. Bu kurum, sadece paranın dağıtılmasıyla ilgilenmemiş, aynı zamanda gümrüklerin indirilmesi ve serbest ticaretin yaygınlaştırılması gibi konularda Avrupa ülkelerini ortak bir paydada buluşturmuştur. Ekonomi tarihçisi Barry Eichengreen, planın bu kurumsal yönünün uzun vadeli başarının anahtarı olduğunu savunur. Eichengreen’e göre, "Marshall Planı’nın asıl başarısı gönderilen dolarlardan ziyade, Avrupa ülkelerini ortak bir pazar ve büyüme modeli etrafında birleştiren kurumsal reformları tetiklemiş olmasıdır; bu süreç bugünkü Avrupa Birliği’nin kurucu ruhunu oluşturmuştur"[2]. Yardım programı sayesinde Avrupa, savaş öncesinin korumacı ve çatışmacı ekonomi modellerini terk ederek, büyüme odaklı ve birbiriyle entegre bir yapıya evrilmeye başlamıştır.
Soğuk Savaş’ın Görünmez Cephesi
Ekonomik verilerin ötesine geçildiğinde, Marshall Planı’nın kusursuz bir "yumuşak güç" ve çevreleme (containment) aracı olduğu görülür. George C. Marshall’ın planı sunduğu dönemde, komünizm yoksul ve umutsuz Avrupa kitleleri arasında hızla zemin kazanıyordu. ABD için ekonomik refah, komünizme karşı inşa edilecek en güçlü kalkandı. Yardım teklifinin teoride Sovyetler Birliği’ne de yapılmış olması, gerçekte Sovyetler’in kabul edemeyeceği "şeffaf ekonomi" şartlarına bağlanarak, bölünmenin sorumluluğunu Moskova’nın üzerine bırakan dâhiyane bir diplomatik manevraydı. Soğuk Savaş tarihinin önde gelen isimlerinden Melvyn P. Leffler, planın jeopolitik ağırlığını şu sözlerle özetler: "Marshall Planı, Washington’un ulusal güvenlik stratejisinin bir parçasıydı; amaç, Batı Avrupa’yı ekonomik olarak ihya ederek Sovyet nüfuzuna karşı bağışıklık kazandırmak ve bölgeyi Amerikan ekonomik sistemine kopmaz bağlarla eklemlemekti"[3]. Sovyetler Birliği’nin bu hamleye kendi Molotov Planı ile karşılık vermesi, Avrupa’nın sadece siyasi değil, ekonomik olarak da "Demir Perde" ile ikiye ayrılmasını kesinleştirmiştir.
[1] Charles P. Kindleberger, Massachusetts Institute of Technology (MIT), "Marshall Planı, sadece bir hayırseverlik eylemi değil; Avrupa'nın ödemeler dengesi krizini aşmasını sağlayan, küresel ticaret çarklarının yeniden dönmesi için sisteme enjekte edilen hayati bir likidite operasyonudur", Harvard University Press, Cambridge, 1987
[2] Barry Eichengreen, University of California, Berkeley, "Marshall Planı’nın asıl başarısı gönderilen dolarlardan ziyade, Avrupa ülkelerini ortak bir pazar ve büyüme modeli etrafında birleştiren kurumsal reformları tetiklemiş olmasıdır; bu süreç bugünkü Avrupa Birliği’nin kurucu ruhunu oluşturmuştur", Oxford University Press, New York, 2007
[3] Melvyn P. Leffler, University of Virginia, "Marshall Planı, Washington’un ulusal güvenlik stratejisinin bir parçasıydı; amaç, Batı Avrupa’yı ekonomik olarak ihya ederek Sovyet nüfuzuna karşı bağışıklık kazandırmak ve bölgeyi Amerikan ekonomik sistemine kopmaz bağlarla eklemlemekti", Princeton University Press, Princeton, 1992
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."