Güç Ve Zenginliğin Senfonisi
Merkantilizm, yalnızca bir ekonomi teorisi değil, aynı zamanda 16. yüzyıl Avrupa’sının feodaliteden merkezi mutlakiyetçiliğe geçiş sürecindeki siyasi varoluş çabasıdır. Bu dönemde devletler, ayakta kalabilmenin yolunun kasalarda biriken değerli madenlerden geçtiğine inanıyordu. Dönemin düşünce yapısına göre dünya üzerindeki zenginlik miktarı sabitti ve bir devletin payını artırması, mutlaka bir başkasının payının azalması anlamına geliyordu. Bu "sıfır toplamlı oyun" mantığı, ekonomiyi barışçıl bir mübadele alanı olmaktan çıkarıp, devletlerin birbirine üstünlük kurmaya çalıştığı stratejik bir satranç tahtasına dönüştürdü. Bu sistemin en ateşli savunucularından biri olan ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin yöneticiliğini yapan iktisatçı "Dış ticaret, krallığın zenginliğini, hazinenin ise gücünü artırmanın temel yoludur; bu yolda ithalatı kısıtlamak ve yerli üretimi her ne pahasına olursa olsun teşvik etmek esastır[1]" diyerek sistemin temel felsefesini özetlemiştir. Bu anlayış doğrultusunda, ham maddelerin yurt içinde kalması sağlanırken, katma değerli işlenmiş ürünlerin ihraç edilmesi için devlet tüm aygıtlarıyla sahaya inmiştir. Gümrük duvarları yükseltilmiş, yerli sanayilere teşvikler yağdırılmış ve ticaret yolları donanmaların koruması altına alınmıştır.
Sömürgecilik Ve Küresel Ticaretin Dönüşümü
Merkantilist düşünce, Avrupa devletlerini kıta sınırlarının ötesine, uzak coğrafyalarda hammadde ve pazar arayışına iten ana motivasyon kaynağı olmuştur. Sömürgecilik, bu sistemin işlemesi için gerekli olan devasa çarkın dişlilerini yağlıyordu. Koloniler, anakaranın ihtiyaç duyduğu altın, gümüş, pamuk ve baharat gibi kaynakları düşük maliyetle sunarken, aynı zamanda işlenmiş Avrupa malları için kapalı birer pazar görevi görüyordu. Bu döngü, sadece bir ticaret ilişkisi değil, aynı zamanda devasa bir lojistik ve askeri ağın kurulmasını zorunlu kılmıştır. Ünlü iktisat tarihçisi Eli Heckscher, bu süreci devletin bir bütün olarak inşa edilmesi süreci olarak tanımlar. Heckscher, araştırmalarında "Merkantilizm, parçalanmış yerel otoritelerin yerini alan merkezi devletin, ekonomiyi kendi siyasi birliğini ve gücünü pekiştirmek için bir araç olarak kullanma iradesidir[2]" tespitinde bulunur. Bu durum, ticaret şirketlerine verilen tekellerden, işçilerin ücretlerinin düşük tutulmasına kadar uzanan geniş bir müdahale alanını beraberinde getirmiştir. Devlet, artık sadece vergi toplayan bir yapı değil, pazarın kurallarını bizzat belirleyen ve oyunun sınırlarını çizen başat aktördür.
Entelektüel Miras Ve Modern Yansımalar
Zaman ilerledikçe, merkantilizmin katı müdahaleciliği ve sadece maden biriktirmeye dayalı zenginlik tanımı, Adam Smith’in "Ulusların Zenginliği" eseriyle birlikte ciddi bir eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Serbest ticaretin ve iş bölümünün refahı daha fazla artıracağı savunulsa da, merkantilizmin devletin gücü ile ekonominin sağlığı arasındaki kurduğu bağ asla kopmamıştır. Özellikle kriz dönemlerinde veya yükselen yeni güçlerin stratejilerinde, merkantilist izler "neo-merkantilizm" adıyla yeniden canlanmaktadır. Günümüzün ticaret savaşları, teknoloji ambargoları ve yerli üretimi koruma refleksleri, 17. yüzyılın o eski ama eskimeyen doktrininin modern yankılarıdır. Modern dönemin önemli kuramsal analizlerinden birini sunan Jacob Viner, merkantilistlerin zenginlik ve güç arasındaki dengeyi nasıl kurduklarını incelerken şu çarpıcı ifadeyi kullanır: "Merkantilist düşüncede güç, zenginlik elde etmenin aracıdır; zenginlik ise daha fazla güç devşirmek için vazgeçilmez bir kaynaktır; bu ikisi birbirini besleyen ve asla ayrılmayan iki temel amaçtır"[3]. Bu derin döngü, devletlerin sadece ekonomik birer birim değil, aynı zamanda güvenlik kaygılarıyla hareket eden jeopolitik aktörler olduğunu hatırlatır. Merkantilizm, üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen, ekonomi politiğin genetik kodlarında yaşamaya devam ederek küresel sistemin rekabetçi ruhunu beslemeyi sürdürmektedir.
[1] Thomas Mun, England's Treasure by Forraign Trade, "Dış ticaret, krallığın zenginliğini, hazinenin ise gücünü artırmanın temel yoludur; bu yolda ithalatı kısıtlamak ve yerli üretimi her ne pahasına olursa olsun teşvik etmek esastır", Oxford University Press, Londra, 1664
[2] Eli Heckscher, Stockholm School of Economics, "Merkantilizm, parçalanmış yerel otoritelerin yerini alan merkezi devletin, ekonomiyi kendi siyasi birliğini ve gücünü pekiştirmek için bir araç olarak kullanma iradesidir", George Allen & Unwin, Londra, 1935
[3] Jacob Viner, Princeton University, "Merkantilist düşüncede güç, zenginlik elde etmenin aracıdır; zenginlik ise daha fazla güç devşirmek için vazgeçilmez bir kaynaktır; bu ikisi birbirini besleyen ve asla ayrılmayan iki temel amaçtır", World Politics Journal, Princeton, 1948
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."