Sistemik Bir Yozlaşma Olarak Yolsuzluk ve Küresel Endeksler
Yolsuzluk, bireysel bir hırsızlık vakasından ziyade, kamu gücünün özel çıkar amacıyla kötüye kullanılmasıyla karakterize edilen sistemik bir sorundur. Özellikle bürokratik mekanizmaların, askeri komuta kademelerinin ve siyasi elitlerin karar alma süreçlerinde ortaya çıkan bu durum, devletin temel kolonlarını içten içe kemirir. Günümüzde bu yozlaşmanın boyutları, Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) tarafından her yıl yayımlanan "Yolsuzluk Algı Endeksi" (CPI) ile sayısal bir zemine oturtulmaktadır. Bu endeks, ülkeleri kamu sektöründeki yolsuzluk düzeyine göre 0'dan (çok yolsuz) 100'e (çok temiz) kadar puanlar. Yolsuzluğun sadece devletten para çalmak değil, aynı zamanda liyakati ve adaleti yok eden bir "kurumsal kanser" olduğu söylenebilir. Bir kamu yöneticisinin rüşvet karşılığında imtiyaz tanıması, toplumun her bir ferdinin hakkı olan kamu kaynağından doğrudan eksiltme yapılması anlamına gelir. Bu bağlamda, doktorluk veya öğretmenlik gibi meslek grupları doğrudan devasa bütçeleri yönetmeseler de, "hizmet karşılığı kayıt dışı talepler" veya "kayırmacılık" gibi pratiklerle bu yozlaşma döngüsüne dahil olabilirler; ancak buradaki etki, makro düzeydeki siyasi yolsuzlukların yarattığı devasa ekonomik tahribatla kıyaslandığında daha yerel kalmaktadır. "Bir kurumun kapsayıcı ya da dışlayıcı olması, o toplumun refahını belirleyen en temel unsurdur; yolsuzluk ise dışlayıcı kurumların en belirgin yakıtıdır."[1]
Dolandırıcılık ve Uluslararası Kleptokrasi Örnekleri
Dolandırıcılık, yolsuzluktan farklı olarak genellikle devlet aygıtını değil, doğrudan savunmasız bireyleri ve masum vatandaşları hedef alır. Dolandırıcı, sistemin boşluklarından ziyade insan psikolojisinin zaaflarını, güven duygusunu veya kısa yoldan kazanç elde etme arzusunu manipüle eder. Yolsuzluk yapanın arkasında bir makam ve "sistem koruması" bulunurken, dolandırıcı kendi kurguladığı yanılsama ile sahne alır. Ancak "kleptokrasi" (hırsızlar rejimi) olarak adlandırılan sistemlerde bu iki suç iç içe geçer. Örneğin, Filipinler’in eski devlet başkanı Ferdinand Marcos’un devlet hazinesinden 5 ila 10 milyar dolar arasında bir parayı kişisel hesaplarına geçirmesi veya Zaire (bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti) lideri Mobutu Sese Seko’nun ülkesi açlık içindeyken edindiği devasa servet, yolsuzluğun bir ülkeyi nasıl dolandırdığının en somut örnekleridir. Modern dönemde ise Malezya’daki 1MDB vakası, milyarlarca doların karmaşık finansal ağlarla nasıl buharlaştırıldığını göstermiştir. Bu suç türleri arasında bir "zekâ" yarışı yapmak yerine, imkan ve araç farkına bakmak daha bilimsel bir yaklaşımdır. Yolsuzluk yapan kişi, sahip olduğu yasal yetkiyi bir silaha dönüştürürken; dolandırıcı, ikna kabiliyeti ve teknolojik manipülasyonu kullanır. "Yolsuzluk, ancak tekel gücünün olduğu, takdir yetkisinin denetlenmediği ve hesap verebilirliğin dışlandığı ortamlarda bir formüle dönüşür."[2]
Suçun Hiyerarşisi: Hırsızlıktan Gaspın Şiddetine
Hiyerarşinin en altında yer alan ve genellikle "sokak suçu" olarak tanımlanan hırsızlık, kapsamlı bir ağ veya sistemsel bir yetki gerektirmeyen, doğrudan mülkiyete yönelik fiziksel bir eylemdir. Hırsızlar, yolsuzluk yapanlar veya sofistike dolandırıcılar gibi stratejik planlar yapmak yerine, fiziksel erişim ve fırsat kollama yöntemini tercih ederler. Ancak suçun en tehlikeli ve yıkıcı boyutu, içinde doğrudan can kastı ve şiddet barındıran gasp ve soygundur. Yolsuzluk ve dolandırıcılıkta kurban genellikle parasını kaybettiğini sonradan anlarken, gasp ve soygunda mağdur o an hayati bir tehditle karşı karşıyadır. Cinayetin ve fiziksel yaralanmanın eşlik edebildiği bu suç türleri, toplumdaki güvenlik algısını en hızlı yok eden unsurlardır. Global Organize Suç Endeksi (Global Organized Crime Index) verilerine göre, bir ülkede devlet eliyle yapılan yolsuzluklar arttıkça, sokaktaki asayiş suçları ve organize şiddet olayları da doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi sadece ekonomik verilerle değil, sokaktaki gasp oranından devletin en üstündeki şeffaflığa kadar uzanan bu geniş yelpazedeki temizliği ile ölçülür. Kamu kaynaklarının yağmalanması, aslında sokaktaki asayişsizliğin de sessiz finansörüdür. "Yolsuzluk ve kamu yozlaşması, sadece ekonomik bir kayıp değil, devletun vatandaşla olan sosyal sözleşmesini fesheden etik bir iflastır."[3]
[1] Daron Acemoğlu, Massachusetts Institute of Technology (MIT), "Bir kurumun kapsayıcı ya da dışlayıcı olması, o toplumun refahını belirleyen en temel unsurdur; yolsuzluk ise dışlayıcı kurumların en belirgin yakıtıdır", Why Nations Fail (Ulusların Düşüşü), Cambridge, 2012
[2] Robert Klitgaard, Claremont Graduate University, "Yolsuzluk, ancak tekel gücünün olduğu, takdir yetkisinin denetlenmediği ve hesap verebilirliğin dışlandığı ortamlarda bir formüle dönüşür", Controlling Corruption, Berkeley, 1988
[3] Susan Rose-Ackerman, Yale University, "Yolsuzluk ve kamu yozlaşması, sadece ekonomik bir kayıp değil, devletin vatandaşla olan sosyal sözleşmesini fesheden etik bir iflastır", Corruption and Government: Causes, Consequences, and Reform, New York, 1999
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."