Terminolojik Dönüşüm: "Beyaz Kadın Ticareti"nden İnsan Ticaretine
Türkçede tarihsel bir yer edinmiş olan "beyaz kadın ticareti" deyimi, kökeni 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başlarına dayanan uluslararası bir kavramdır. Başlangıçta Avrupa kökenli kadınların kıtalararası zorla kaçırılmasını ve fuhuşa zorlanmasını tanımlamak için kullanılan bu ifade, günümüzün modern hukuk ve sosyoloji literatüründe yerini çok daha kapsamlı olan "insan ticareti" (human trafficking) kavramına bırakmıştır. İnsan ticareti; bir kişinin sömürülmek amacıyla tehdit, zorlama, hile veya çaresizliğinden yararlanma yoluyla tedarik edilmesi, nakledilmesi ve barındırılması sürecini ifade eder. Türkiye'nin de taraf olduğu Palermo Protokolü, bu suçu sadece seks sektörüyle sınırlı tutmaz; zorla çalıştırma, organ ticareti ve kölelik benzeri tüm uygulamaları da kapsar. Ancak seks sektörü, insan ticaretinin en yoğun ve en görünür olduğu alanlardan biri olmaya devam etmektedir. Bu noktada yasal olan ile yasadışı olan arasındaki sınır, "rıza" kavramından ziyade "zorlama" ve "sömürü" unsurlarıyla çizilir. "Modern kölelik olarak adlandırılan insan ticareti, kurbanın iradesinin sistematik olarak yok edilmesi ve bedenin ticari bir meta haline getirilmesidir."[1]
Seks İşçiliğinin Yasal Statüsü: Türkiye ve Küresel Modeller
Türkiye'de seks işçiliğinin yasal statüsü genellikle karmaşık bir yapıya sahiptir. Türkiye, fuhuşu tamamen yasaklayan bir ülke değil, belirli sınırlar dahilinde düzenleyen (regülasyonist) bir sisteme sahiptir. Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler Hakkında Tüzük çerçevesinde, kayıtlı seks işçileri devlet denetimindeki alanlarda faaliyet gösterebilirler. Ancak bu yasal çerçevenin dışındaki her türlü faaliyet "kayıt dışı" kategorisine girer. Türk Ceza Kanunu’nun 227. maddesi, seks işçiliğinin kendisini değil, "teşvik etmeyi", "yer temin etmeyi" ve "aracılık etmeyi" suç sayar. Dünyada ise üç temel model öne çıkar: İsveç Modeli (alıcının cezalandırılması), Yeni Zelanda Modeli (tam dekriminalizasyon) ve Almanya Modeli (seks işçiliğinin bir meslek olarak yasallaşması). Türkiye’deki sistem, kayıt içi faaliyetlerin daralması ve yeni ruhsatların verilmemesi nedeniyle fiilen kayıt dışılığa doğru bir kayma yaşamaktadır. Bu durum, seks işçilerini yasal korumadan mahrum bırakarak yasadışı suç şebekelerinin hedefi haline getirmektedir. "Fuhuşun yasal olduğu rejimlerde bile, kayıt dışı sektörün varlığı insan ticareti şebekeleri için her zaman bir 'arka kapı' işlevi görmüştür."[2]
Kayıt Dışılık ve İnsan Ticareti Ekonomisi
Kayıt dışı seks işçiliği sektörü, küresel ölçekte milyarlarca dolarlık bir hacme sahip olan ve genellikle organize suç örgütlerinin kontrolünde bulunan karanlık bir alandır. Kayıt içi ve kayıt dışılık arasındaki çizgi, devletin denetim, sağlık kontrolü ve güvenlik yeteneğinin bittiği yerde başlar. Dijitalleşme ile birlikte bu alan fiziksel mekanlardan eskort sitelerine ve sosyal medya platformlarına kaymıştır. Bu dijitalleşme, bir yandan seks işçilerine belirli bir özerklik sağlasa da, diğer yandan insan ticareti mağdurlarının bu platformlar üzerinden pazarlanmasını kolaylaştırmıştır. Özellikle vize serbestliği veya kaçak yollarla ülkeye getirilen yabancı uyruklu bireyler, borçlandırma ve pasaportlarına el koyma gibi yöntemlerle zorla bu sektöre itilmektedir. Bu durum, rızaya dayalı seks işçiliğinden tamamen ayrılan, doğrudan insan hakları ihlali teşkil eden bir suçtur. Siddharth Kara’nın vurguladığı gibi, bu sektörün karlılığı, kurbanın bir "mal" gibi tekrar tekrar sömürülebilir olmasından kaynaklanır. "Seks ticareti piyasasında arz ve talep dengesi, çoğu zaman kurbanın çaresizliği üzerine inşa edilen yapay bir piyasa değerine dayanır."[3]
Kapsayıcı Bir Denetim İhtiyacı
Sonuç olarak, seks işçiliği ve insan ticareti arasındaki ilişki, kayıt dışı ekonominin yarattığı gri alanlarda derinleşmektedir. Bir ülkede yasal mevzuat ne kadar kısıtlayıcı olursa, sektör o kadar yeraltına iner ve bu durum doğrudan insan ticareti şebekelerinin ekmeğine yağ sürer. Türkiye gibi geçiş güzergahında bulunan ülkeler, bu trafinin hem hedefi hem de transit noktası olma riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle, seks işçiliğinin yasal çerçevesi tartışılırken, asıl öncelik kayıt dışı alanın yarattığı sömürü düzeniyle mücadele etmek ve insan ticaretinin beslendiği bu karanlık ekonomik döngüyü kırmak olmalıdır. Modern köleliğin önlenmesi, sadece polisiyer tedbirlerle değil, aynı zamanda şeffaf, denetlenebilir ve hak temelli politikaların geliştirilmesiyle mümkündür.
[1] Siddharth Kara, Harvard University, "Modern kölelik olarak adlandırılan insan ticareti, kurbanın iradesinin sistematik olarak yok edilmesi ve bedenin ticari bir meta haline getirilmesidir", Sex Trafficking: Inside the Business of Modern Slavery, New York, 2009
[2] Ronald Weitzer, George Washington University, "Fuhuşun yasal olduğu rejimlerde bile, kayıt dışı sektörün varlığı insan ticareti şebekeleri için her zaman bir 'arka kapı' işlevi görmüştür", Legalizing Prostitution: From Illicit Vice to Lawful Business, New York, 2012
[3] Catharine MacKinnon, University of Michigan, "Seks ticareti piyasasında arz ve talep dengesi, çoğu zaman kurbanın çaresizliği üzerine inşa edilen yapay bir piyasa değerine dayanır", Are Women Human?: And Other International Dialogues, Cambridge, 2006
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."